Sav-Çor*/Salgın sebebiyle acı, zor fakat tarihi günler yaşıyoruz!

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 915 post in this blog.

*Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi (salgın)” olarak ilan edilen ve literatürde “Covid-19” olan bu salgın, biz Dersimlilerin Kırmancki (Zazaca) dilindeki adı “Sav“dır. Bu hastalığın hayvanlar arasında olan yayılma haline “Çor” deriz. İnsanlar için “sav esto, sav amu (salgın var, salgın gelmiş)” deriz. Hayvanlar için ise “çor sano cı (hayvanları telef eden bir hastalık vurmuş)” diye tanımlarız.

İstanbul’da Eyüp Sultan Nişanca Aile Sağlığı Merkezi hekimlerinden Yavuz Kalaycı da Corona Virüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Kalaycı’nın ölümünün ardından ise acı bir olay ortaya çıktı. Yoğun bakımda olan 56 yaşındaki aile hekiminin uyutulması sırasında anne ve babasının da yine virüs nedeniyle hayatlarını kaybettiği ortaya çıktı. Kalaycı’nın son mesajını ise bir meslektaşı sosyal medya hesabından paylaştı: “Kızlarım küçük sahip çıkarsınız değil mi?” :(((

“Sav-Çor/Salgın sebebiyle acı, zor fakat tarihi günler yaşıyoruz!”

Ölüm öpücüğü” diye bir film var. Bazen sokakta yürürken, kendimin ve insanların içine düştüğü bu berbat hali düşününce, o filmin ismi aklıma geliyor. Orta Çağ’da değiliz; ama ne acı ki bu çağda insanlar birbirlerinden sanki vebalı imiş gibi uzak durmak ve kaçmak istiyorlar. Herkes bunu yapınca, yani kendisiyle birlikte karşı tarafın sağlığını düşününce de bu hoşlarına gidiyor ve bu hareketi-sakınmayı hoşgörü ile karşılıyorlar.

Ancak dikkat ederseniz, savaşlar ve çatışmalar da “sanki” durmuş(!) durumda. Belki de bize öyle geliyor, haber olmuyor; bilemiyorum.

Ne daha dün Türkiye ile Rusya’yı savaşın eşiğine getiren Suriye iç savaşı, ne Suriye’yi petrol derdine işgal eden ABD, ne ülkesi için çırpınan Esad ve rejimi, ne İdlib güneyindeki güvenlik noktaları, ne de Edirne sınırına yıkılan göçmenler gibi hadiselerden kimse bahsetmiyor bile. Bir tanesi bile en muhalif, özgür ve tarafsız yayın yaptığını iddia eden bir haber sitesi veya televizyon kanalında haber olmuyor. Varsa yoksa “Corona Virüs” haberleri. Üstelik Hak muhafaza; böylesi bir zamanda deprem türünden ciddi bir afet olursa vay halimize… 

Öte taraftan başka türden şaşılacak gelişmelere de her gün yaşayarak ve gözlemleyerek tanık olmaktayız.  Gerçekte adının “fiziki mesafe” diye tanımlanması gereken “sosyal mesafe” kuralına, insanlar ellerinden geldiğince uymaya çalışmaktadırlar. Bu durumda normal ve doğal olarak herkes insanların birbirinden uzaklaştığını, sosyal-insani ilişkilerin zayıflayarak koptuğunu düşünür. Oysa benim gözlemlerim bunun tam tersinin olduğu yönünde.

Daha düne kadar günümüzdeki iletişim araçlarının ve adına “sosyal medya” denilen olayın biz insanları birbirimizden uzaklaştırdığına dikkat çekilirdi. İşte bu Korona salgını bana göre bunu tersine çevirdi. Yani insanlar can derdine düşünce birbirlerine ihtiyaç duyduklarından, aralarındaki sorunları ikinci plana attılar; daha insani oldular. Fiziksel olarak aralarına göreceli bir mesafe koysalar da manevi-sosyal olarak daha yakınlaştılar. Sanırım insanoğlu can derdine düşünce, mal mülkün, şan şöhretin çok da karın duyurmadığını, hırs ve egodan uzaklaşarak daha vicdani düşünerek birbirine daha insancıl davranıyor. Atalarımız boşuna “bir musibet, bin nasihatten iyidir” denemişler.

Netice itibariyle hayatımız zora girse bile, korku ve kaygı sahibi olsak bile, sevdiklerimizin ve insanların kaybına üzülsek bile, yine de bu durumun uzun vadede yukarıda anlattığım sebeplerden ötürü kendimiz ve insanlık için bir kazanım olarak görmemiz gerekiyor.

Şimdilik tüm önerilere abartmadan anacak harfiyen uyarak, bu yaman hastalıkla mücadele edenler ile sağlığımız için olağanüstü bir çaba harcayan sağlık emekçilerini, hayatımızı sürdürmemiz için bize hizmet ve ürün üreten insanları düşünerek, onların sağlığı için dua, dilek ve temennilerde bulunarak yaşamaya devam edeceğiz.

Zaman zaman eve kapanmak zorunda kaldığımız bu zor süreçle, psikolojik olarak baş etmek için de fırsat buldukça elimize bir kitap alarak, bir kahve-çay yaparak mümkünse aile bireylerimiz ile bir pencereye veya bir balkona çıkalım. Baharın bu nefis, ılık berrak havasından bol bol içimize çekelim; sohbet edelim. İnanın bunu birçoklarımız istediğimiz halde yapamıyorduk. Böylesi anların da bizim için çok gerekli ve değerli olduğunu fark edeceksiniz. Her daim gözlerimizi birbirimizden, mavi gökyüzünden, beyaz bulutlardan ve yaşam kaynağı olan sevgili güneşimizden ayırmayalım, derim. “Çêde bımane; weşiye de bımane/evde kalın, sağlıklı kalın!” (editör/Çilagazete)

Erzincan Mığısı (Yalınca) Köyü’nden Munzur-Mercan dağları. Foto: Selçuk Güzel.

“Salgınların tarihi seyri ve sonuçları”

1. “Kara Ölüm”  veba salgını:

Veba salgınlarının en büyüklerinden biri 75 ile 100 milyon insanı öldürdüğü tahmin edilen “Kara Veba Salgını” oldu. 1347-1351 yılları arasında Avrupa’da büyük yıkıma yol açan bu salgın, Asya’nın güney batısında başlayarak 1340’lı yılların sonlarında Avrupa’ya ulaştı. Salgına “Yersina Pestis” adlı bakterinin yol açtığı düşünüldü…

Dört ayrı RNA virüsünün yol açtığı “Kanamalı Ateş” salgınları, 1545-1548 yılları arasında Meksika’da ortaya çıktı ve tahminen 5 ile 15 milyon insanı öldürdü…

Veba, bu kez 1647-1652 yılları arasında İspanya’yı kasıp kavurdu. “Kara Ölüm”, İspanya’da 76 bin ölümden sorumlu tutuldu…

1817-1824’de Asya ve Avrupa’da ortaya çıkan kolera salgını, 1899- 1923 yılları arasında yaklaşık 1.500 kişiyi öldürdü. Vibrio Cholerae adlı bakteriyle gelişen kolera, bağırsak enfeksiyonuna, daha sonra şiddetli ishale neden olan bir hastalık. Kolera, 1817′de Japonya’da, 1826′da Moskova’da, 1831′de Berlin’de, Paris’te ve Londra’da salgınlar yaptı. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında görülen Kolera Salgını ciddi kayıplara sebep oldu…

2014 yılında dünyada yaklaşık 36.9 milyon insanın HIV pozitif olduğu belirtildi. 2010 yılında 1.8 milyon insan AIDS nedeniyle hayatını kaybetti; bu sayı 2005 yılında 2.2 milyondu. The Lancet’te yayınlanan bir raporda, 2015 Global Hastalık Yükü Çalışmasına göre HIV enfeksiyonunun 1997 yılında 3,3 milyon hastayla zirve noktasına eriştiği tahmin ediliyor…

2002-2003 yılları arasında Asya ve Kanada’da etkili olan “Şiddetli Akut Solunum Solu Sendromu (Severe Acute Respiratory Syndrome/SARS)”, şiddetli akut solunum yolu sendromu Corona Virüs’ün (SARS-COV) neden olduğu bir solunum yolu sendromu.

Kasım 2002 ve Temmuz 2003 tarihleri ​​arasında Hong Kong’da başlayan SARS salgını, neredeyse pandemik hale geldi ve dünya çapında 8422 vaka ile 916 ölüm görüldü. Dünya Sağlık Örgütü, ölüm oranını %10,9 olarak açıkladı. Sars etkeni haftalar içinde Hong Kong’dan 37 ülkeye yayıldı. Bazı hayvan popülasyonlarında hala doğal ana rezervuar olarak mevcut olabileceği ve gelecekte insanlarda tekrar hastalık yapabileceği düşünülüyor…

 
*Dünyadaki salgınlarla ilgili bu veriler www.ntv.com.tr adresinden alınmıştır.

Munzur’da Hewtemal/bahar günleri. Dersim (Tunceli) Ovacık Vadisi Milli Parkı.

***

Bu salgınla dünyada birçok ülke mücadele etmektedir. Salgına sebep virüsün bir laboratuvarda üretildiğine dair iddialar da var. Sebep ve durum ne olursa olsun, dünya ve insanlık, sonuçları itibariyle şimdilik büyük bir bela ile karşı karşıyadır.

Keza dünya insanlık ailesi bu beklenmeyen vahim duruma hazırlıksız yakalandı. Öte taraftan ilginç ve dikkat çekici olan başka bir husus, Dünya Sağlık Örgütü’nün, “Corana türü bu virüsün dünyayı tehdit edeceği ve buna karşı önlemlerin alınması gerektiğini” ta 2007 yılında ele aldığı bir çalışma-rapor ile dile getirmiş olması…

Ancak dünyada buna karşı ne yazık ki gerekli önleyici çalışmalar yapılmamış. Keza dünyanın belli başlı ülkelerinde ve özellikle dünya politik ve askeri sahnesinde hakim güç olan ülkeler, çalışmalarını bu konuya ayırmaktan ziyade, vekalet savaşları, silahlanma gibi alanlara yoğunlaştırdılar. Öte taraftan gerek gıda ve ilaç sektörlerinin dünyaya hükmeden büyük sermayeli birkaç şirketin eline geçmesi ve ülke politikalarını bu şirketlerin etkilemesi ve yönlendirmesi, böyle bir sonuçla karşılaşmamızda önemli bir yere sahiptir.

Düşünsenize; bugün bir aşı bulunsa ve bu çok değil sadece 1 dolardan satılsa, bunu dünya nüfusu ile çarptığınızda oluşan rant ve gelir akıl alır gibi değil! O halde dünyada büyük sermaye guruplarının böyle bir işte ellerinin olmamasına hiçbir engel yok. Neticede dünyada paylaşım ve kaynaklardan pay kapma yarışı hep olagelmiş. Bu da bir nevi, tank, top gibi konvansiyonel silahlarla çıkartılmayan üçüncü dünya savaşı gibi bir şey. Kimin aklına gelirdi ki koca dünyada insanlık ailesi üretimi ve hayatı neredeyse durduracak derecede evine kapanacak, cadde ve sokaklar günlerce hatta aylarca bomboş kalacak!.. 

Dünyada Güney Kore, Singapur, Küba gibi birkaç ülke dışında sağlık sistemi bu tür salgınlara karşı hazırlıklı ülke sayısı çok az. Avrupa’da İtalya ve İspanya gibi ülkelerin, şimdi de dünyada en süper güç olarak bilinen ABD, günde binleri aşkın bir ölümle karşılaşır o hep üçüncü dünya ülkesi olarak sömürdüğü ülkelerden bu konuda sağlık malzemesi dilenme durumuna gelir! Ancak gerçek bu; ABD vahşi kapitalizmin yoksulların yaşam hakkını gasp eden, bu konuda sınır tanımayan bir ülke. Sokaklarında sosyal güvenceden yoksun, işsiz güçsüz yüz binlerce bir nüfusu barındırmaktadır.

ABD’nin durumunu iyi anlatan bir karikatür: “Savaşa kaynak var; ama sağlığa yok!” paylaşım: Erdal Yado.

Elbette bu ölüm en çok bu yoksul ve tedaviye muhtaç insanların kapısını çaldı. Keza ABD’nin yıllarca iç karışıklıklarla müdahale ederek yönettiği Güney Amerika ülkelerindeki durum da ABD’den çok farklı değil. Bu ülkelerde sosyal devlet çökmüş bir durumda olduğundan, cesetler sokaklardan toplanmaktadır. Tüm bunların bir sebebi, tam bağımsız olamayan devletlerin sömürülmesi, silaha aşırı yatırım yapması ve bunların etkisiyle sosyal devletin olmamasından başka bir şey değildir. 

Türkiye’de ise durum ise umut vermekle birlikte vaka ve can kayıp rakamlarına her geçen gün yenileri eklenmektedir. Hastalığın görülmeye başlandığı  zaman ve öncesi iptal edilmeyen maçlar, toplu kılınan namazlar ve umreye gidişlerin ülkede virüsün çok yaygın görülmesi ve artmasında ana etken oldu.

Kısmi sokağa çıkma yasağı ve maske takma zorunluluğunun geç gelmesi, insanları maskeye geç ulaşması, “devletin itibarında tasarruf olmaz” diyen devlet yönetim erkinin sıfırı tüketmesi sebebiyle, mevcut ağır vergiler ve hayat pahalılığı yetmiyormuş gibi ha bire elini vatandaşın cebine atması gibi sebeplerle gerekli önlemleri yetersiz veya zamanında alınmadı.

23 Nisan tarihi itibariyle bugün geldiğimiz noktada, geç veya yetersiz alınan bu tedbirler sebebiyle ne yazık ki can kayıpları günlük artık üçlü hanelerle telaffuz edilmektedir. O da bunlar “resmi” olarak açıklanan rakamlardır. Gerçek rakamların bunun çok üzerinde olduğu iddia edilmektedir. Ve her geçen gün gerek vaka sayısında, gerekse can kayıpları sayısında hep yükselen ve nerede duracağı (pik noktası) belli olmayan grafiksel bir seyirle hastalık toplumda yayılmaktadır ve bir türlü önü alınmamaktadır. 

Corona virüs sebebiyle tüm dünyada sağlık personeli büyük fedakarlıklar göstermektedir. Böylesi zorlu bir mücadelede de ne yazık ki sağlıkçılar da hastalandı ve hayatını kaybetti. Bunlardan biri de Dr. Yavuz Kalaycı gibi Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu idi.

***  

Dünyada tarihinin akışını değiştiren ve yön veren böylesi büyük  olayların tarihi bir vasıfları vardır. Corona Virüs, tıp biliminin yeterince gelişkin ve ileri bir düzeyde sanıldığı böyle bir zamanda beklenmediği için böylesine bir etki yarattı. “Korona Virüs Salgını” bu türden bir olay ve gelişme olarak, böylesi bir tarihi vasfa aday gibi görünüyor.

Bu temel ve çerçevede, dünyada bu virüsün etkilediği ülke ve topluluklarda değişmez ve yıkılmaz olarak görülen birçok davranış biçimi, etkinlik ve inançlarda dikkat çekici ve önemli gelişmeler yaşanıyor. Keza toplumların hayatında böylesi değişim ve geçişler, ancak uzun bir zaman dilimi veya “devrim” gibi toplumsal bir alt üst oluşla olabilmektedir.

Demek ki dünyada yaşam açısından dini inançlardan ve hurafelerden ziyade, pozitif bilimler, tıp gibi bilimler önemliymiş. Bunları red ve inkâr edenler, yani “yaradılış teorisini” savunanlar, sıra yaşama gelince asıl olan “yaşamdır” şiarıyla “pozitif bilimlere” ve bunun felsefi temeli olan “Evrim Teorisine” kanaat getirebiliyorlar.

Bu da kötünün yanında belki de iyiliğin ve güzelliğin de geldiğinin bir işareti. Atalarımız, boşuna dememişler, “Bir musibet, bin nasihatten iyidir” diye.

Evde kalalım, maske takalım, fiziki mesafeyi koruyalım!” da;

Ülkemizde devletin de üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Elini daha çok ve doğru bir şekilde taşın altına koyarsa bu gelecek için daha iyi olur. Keza binlerce küçük ölçekli işletme ve esnaf kapalı durumda; bunların gideri olanı, kirası olanı var. Bu işletmelerde çalışan normal ve asgari ücretliler de var! Bunlara da bir şekilde devletin ekonomik olarak geçinebilecekleri bir ücreti işlerine dönünceye kadar ödemesi gerekmektedir; keza devletin böyle bir hukuki ve mali sorumluluğu var!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

327 kere okundu