Avrupa Dersim Meclisi’nden bir heyetin, Dersim ve Ankara temasları. (1. Bölüm)

 

Bu toplantı, her ne kadar bir toplumu ilgilendiren ve onun kurumları arasında yapılan bir “iç” toplantı özelliğini taşıyorsa da; “kimin söylediği değil, ne söylendiğinin” toplumsal açıdan önemli ve konu bu şekliyle değer arz etmesi açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Keza, bir toplumun geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda, buna ilgi duyan toplumun diğer kesimlerince de bu gelişmelerin (olan bitenin) bilinmesinin toplumsal çalışmalara katkı sağlaması açısından faydalı olacağı düşüncesindeyim.

Elbette, bu toplantıya katılan katılımcıların rızalarının alınması sonucu, bu toplantı notları gazetemiz Çıla’nın sayfalarında yer bulmuştur. “Dersim Fikriyatı”nı ön planda tutan bir gazete olarak amacımız; Avrupa’da teşkil edilmiş olan ve faaliyetlerini halihazırda sürdüren “Dersim Meclisi” ile Türkiye de ki benzer “Girişim”lere dair toplumu yeterince bilgilendirmektir. (editör, Çılagazete)  

 

Avrupa Dersim Meclisi Y.K. üyelerinden Celal Yıldız, Hüseyin Tekin ve Selman Çimen’den oluşan bir heyetin, Dersim’deki istişarelerinden sonra, Ankara Dersim Derneği’nde yapılan toplantıya dair görüşler:

17201350_10211110291147340_8408301321119187451_n

 

1. Bölüm:

 

“Dersim Meclisi” Avrupa Yürütme Kurulu üyelerinden Celal Yıldız, Hüseyin Tekin ve Selman Çimen’den oluşan bir heyet Dersim’den sonra Ankara’da da temaslarda bulundu.

 

Talepleri sonucu, Ankara Dersim Derneği’nde gerçekleşen toplantıya başta dernek başkanı olmak üzere, bazı üyeler ve il dışından gelen Dersim’li hemşerilerimiz konuk olarak katıldılar. Toplantı, iki ana konu başlığı altında gerçekleşti:

 

Birincisi; Avrupa’dan gelen heyetin Dersim’deki (Mameki/Tunceli) “Munzur Özgür Aksın Meclisi” ile temaslarda edindikleri izlenim ile bundan sonra Dersim toplumunun ve üzerinde yaşadığı kutsal ve kadim coğrafyasını, özellikle bu OHAL koşullarında tehdit eden gelişmeler (baraj ve HES) ve bunlara karşı nelerin yapılması gerektiği gibi konular ele alındı.

 

İkinci olarak da; Avrupa’da kuruluşu ilan edilen “Dersim Meclisi”nin Türkiye ve Dersim’de ilgili çalışmaları ile bu temelde bir toplumu var edip ayakta tutan, o toplumun asli değerlerinden dili, inancı, kimliği ve siyasi geleceği gibi konular ele alındı.

 

Toplantının içeriğine ve yöntemine dair bir ön bilgilendirmeden sonra ilk söz hakkı konuk heyetten Celal Yıldız’a verildi.

 

***

 

Öyle görülüyor ki bu süreçte Dersim’de, bir OHAL kararnamesiyle, “acil kamulaştırma” adlı hukuksuz fiili bir durum ile Munzur ve Pülümür vadilerine yapılmak istenilen Baraj ve HES’lerle ilgili olarak yöremize ve insanımıza karşı acımasız ve ahlak dışı bir süreç başlatılmıştır…

15219535_339402489764887_8596411653082050751_nCelal YILDIZ:

 

“Bildiğiniz üzere bizler, Avrupa’da Dersim Meclisi’ni ilan ettik ve ilgili konularda komisyonlar kurarak çalışmalarımız sürdürmekteyiz. Buraya, Türkiye’ye geliş amacımız da görev alanımıza giren çevre, baraj ve HES’ler ile ilgili olarak, özellikle bu OHAL sürecinde Dersim halkına dayatılan kötü ve yıkıcı bir politikaya karşı, Dersim’deki çalışmalara iştirak edip bilgi almak, gerekiyorsa bu konuda elimizden gelen destek ve katkıyı sunmaktır.

 

Dernek ve kurumlarımızın çalışmalarının, Avrupa’yı da içine alacak şekilde bir eşgüdüm halinde, daha geniş katılımlı ve kapsayıcı olarak yürütülen bir örgütlenme biçimine ihtiyacımız olduğu da aşikârdır.

 

Öyle görülüyor ki bu süreçte Dersim’de, bir OHAL kararnamesiyle, “acil kamulaştırma” adlı hukuksuz fiili bir durum ile Munzur ve Pülümür vadilerine yapılmak istenilen Baraj ve HES’lerle ilgili olarak yöremize ve insanımıza karşı acımasız ve ahlak dışı bir süreç başlatılmıştır. Öyle ki bu, şimdiye kadar yapılan uygulamaların ve yaklaşım tarzının en kötüsü ve tehlikeli olanıdır. Bunun üzerine bizler, zaman kaybetmeksizin ve biran önce, bir araya gelerek gücümüzü birleştirmemiz ve mücadelemizi bu şekilde vermemiz gerekiyor. Bu durumun acili yetiyle Türkiye’ye gelir gelmez ilk soluğu kadim ve kutsal coğrafyamızda aldık.

 

Bu amaç ve niyetle Dersim’de birçok dernek ve siyasi parti tarafından kurulmuş olan ve barajlara karşı mücadele eden “Munzur Özgür Aksın” Meclis Yürütmesi’nin toplantısına katılma şansımız oldu. Bunun dışında Dersim’deki siyasi ve ekonomik durum ile toplumun kültürel-sosyal yapısı, kimliği ile siyasi geleceği gibi ilgi alanımıza giren konularında çeşitli temaslarda bulunarak görüş alışverişi yaptık.

 

Nihayetinde, “Munzur Özgür Aksın Meclisi”ne, İstanbul’da bu konuyla alakalı dernek ve kurumlarımız ile hemşerimiz olan başta akademisyen ve hukukçular ile bir “konferans” ile bu çalışmalarını daha geniş kesimlere duyurmalarını önerdik. Ayrıca konuyu Avrupa’da kamuoyuna taşıyacağımızı da…”.

 

12795010_189825401389264_3112520604707242294_oİkinci sözü, yine aynı heyetten Selman Çimen aldı.

 

Mesele; “bir etnik gurubun tüm kültürel öğeleriyle birlikte ortadan kaldırılması” isteği ve çabasıdır…

Selman ÇİMEN:

 

“Dersim coğrafyasına kapsamlı, planlı bir saldırı sonucu, açık ve yakın bir tehlike altında olduğu bir durum yaşanmaktadır. Bu sebeple daha kapsamlı, güçlü, bir birlikteliğe dayanan genel ve eskisinden farklı bir örgütlenme modeline ihtiyacımız var.

 

Dersimliler bu zorlu süreci, ancak rasyonel ve birleşerek ve de Dersim’i esas eksen alan bir anlayış ile toplumsal sorunlarını aşarak çözüme kavuşabilirler. Elbette mesele sadece baraj ve HES meselesi değildir. Mesele; “bir etnik gurubun tüm kültürel öğeleriyle birlikte ortadan kaldırılması” isteği ve çabasıdır. İşte toplumumuz, bu kadar büyük bir tehlike, bu kadar ciddi bir durum ile karşı karşıyadır.

 

Bu iş, bu mücadele, sadece dernek vs. kurumlarla yürütülemez! Mesela, Ankara’da Dersimli birçok avukat, akademisyen, siyasetçi ile çeşitli meslek erbabı var. Bunları bu işe bir şekilde dahil etmek gereklidir. Fakat bunu, “ortak bir akılla” yapmayı başarırsak ancak o vakit başarabiliriz…”.

 

17191123_10211110290427322_3780260542039218687_n (2)

Ankara Dersimliler Derneği

***

 

Heyette bulunan Hüseyin Tekin, konuya dair görüşlerini bir kerede, ikinci bölümde genel olarak açıklayacağını belirttikten sonra toplantıya katlan Ankara Dersim Derneği yönetici ve üyeleri ile konuk hemşerilerimiz, birinci bölümün konusuna dair görüşlerini şu şekilde açıkladılar:

 

Dilimiz, inancımız ve coğrafyamız yok olmaktadır…

“Arkadaşlar; gün be gün Dérsimimiz elden kayıp gitmektedir. Dilimiz, inancımız ve coğrafyamız yok olmaktadır. Ülkede olağanüstü şartlar var; daha doğrusu siyasi irade tarafından bu şartlar bilinçli olarak yaratılmış ve gündemde tutulmaktadır. Bu durum, Türkiye tarihinde hiç karşılaşmadığı ve yeni bir tutumdur. Dolayısıyla bizler, bunun farkına varacağız; eskisi gibi hareket etmeyeceğiz.

 

Bu açıdan, bu baskı ortamında bizlerin burada (Türkiye’de) yapacakları doğal olarak sınırlı kalıyor. Bu sebeple Avrupa’ya, diasporadaki hemşerilerimize yani sizlere, büyük bir görev düşüyor. Bir de artık “siyaset üstü” bir örgütlenmenin gerekliliği şart ki sizler bunu üyesi olduğunuz “Avrupa Dersim Meclisi” ile başlatmış durumdasınız…”.

 

***

 

“Siyasetler üstü” bir örgütlenme modeline ihtiyaç var…

Sevgili arkadaşlar; bildiğiniz üzere dernekler ve bunların çatı kurumları olan federasyonlar, tek başına bu gibi sorunlar karşısında yetersiz ve işlevsiz kalmaktadırlar. Adının “Meclis” olması şart değil ama herkesin ortak gayeler için bir araya geldiği, dertlerine çareler aradığı, gücünü birleştirdiği bu türden “siyasetler üstü” bir örgütlenme modeline ihtiyaç var.

Dersim (Mameki/Tunceli). Munzur Özgür Aksın Meclisi Yürütmesi" toplantısından.

Dersim (Mameki/Tunceli). “Munzur Özgür Aksın Meclisi Yürütmesi” toplantısından.

 

Bahsettiğiniz gibi Avrupa’dan sizin gibi değerli hemşerilerimizin gelip Dersim’de baraj, HES ve siyanürlü maden arama faaliyetlerine karşı kurulan bu türden örgütlenmelere ulaşarak, onlar ile güç birliği yapmak umut verici ve bu çabanız muhakkak ki gelecekte yararlı olacaktır.

 

Bu noktada bizler de elimizden gelen katkı ve desteği sunacağız. Bu temelde, “Dersim Fikriyatını”, yani toplumsal değerlerine dair kaygıları önceleyen, bunu amaç edinen Dersim Meclis oluşumunu ve buna dair çalışma ve çabaları önemsiyorum. (İbrahim Ögeyik)

 

***

 

Başımız sıkışacağı zaman gideceğimiz başka yerimiz yoktur; gidip sığınabileceğimiz tek yer orasıdır…

“Arkadaşlar; “Dersim’in yok edilmesinin ancak Munzur’un yok edilmesiyle başarılacağını” egemenler anlamış olmalıdırlar. Bu açıdan, tüm bu saldırıları bu gözle okumak gerekiyor. İşte, bu saldırılara karşı “siyaset üstü” bir birliktelik ve örgütlenme biçimi geliştirmeliyiz.

 

Bunun için ilk çıkışımızı da referandumda, “Hayır” diyerek başlatmalıyız ki bu, bizler için önemli bir kazanım olacaktır. Çünkü, Munzur’a baraj ve HES yapımı için hükümet tarafından hiçbir yasa ve hukuk tanınmayarak alınmış olan “Acil Kamulaştırma” kararı, ülkede aslında olmayan bu OHAL koşulların dayanak yapılarak alınmıştır. Bu durum da bunların, bundan sonra neler yapabileceklerinin ilk işaretidir.

 

İşte bizler, “Hayır” demekle, Munzur ve Dersim’in yaşaması için de hayırlı bir karar vermiş olacağız. Keza, Munzur’un özgür ve mavi, yeşil ile iç içe çağladığı Dersim bizim için kutsal ve çok önemli. Ben biliyorum ki Türkiye ve dünyanın birçok yerine dağılmış çoğu Dersim’linin yüreği bu coğrafya için atmaktadır; gitmeseler de gelmeseler de. Çünkü başımız sıkışacağı zaman gideceğimiz başka yerimiz yoktur; gidip sığınabileceğimiz tek yer orasıdır. Bir de olaya ve olgulara bu gözle bakmamız gerekir.

 

Bu sebeple, hemşerilerimizin yer aldığı ve söz sahibi olduğu tüm mevcut kurumların yeni ve bir nevi “üst” bir örgütlenme modelinde ve böylesi bir çatıda güçlerini birleştirmeleri, mücadelelerini burada birlikte vermeleri gerekli ve kaçınılmazdır…”.

 

*** 

 

Sorunlarımızı kendimizden çok, başkalarına anlatmalıyız ki bir karşılığı olsun…

17103519_1814038642193155_8449702506352355554_n“Ben konuya farklı ve ters bir yerden giriş yapayım. Bizler, nedense bildiklerimiz bu gibi yerlerde hep birbirimize anlatıyor; beraber ağlıyor, beraber dertleştikten sonra, aldığımız tuhaf ve yararsız manevi bir haz ile buradan ayrılıyoruz; bu büyük bir sorun.

 

Bu sebeple bizler artık kendimizi, yaşadığımız sorunları kendi kendimize böylesi kapalı toplantılarda anlatmaktan ziyade, bizim dışımızda ve dışarıda başkalarına da anlatmamız gerekmektedir. Öyle ki bu sorunları Türkiye ve dünya kamuoyuna taşıyarak, destek bularak çözüme kavuşma şansımız artsın.

 

Gerek Avrupa, gerek İstanbul ve diğer yerlerde başkalarını bu işe dahil etmekle işe başlayabiliriz. Bunun için neler yapılması gerekir derseniz; mesela, kurum, dernek ve federasyonların öncülüğünde birleşip Dersim’e giderek, “Munzur’a Baraj istemiyoruz!” yürüyüşü yapabiliriz. Bu, önceki yıllarda yapıldı ve şimdi tam zamanı, yine ses getirecek ve kamuoyunda destek bulacaktır…”.

 

***

 

Dersim Meclisi’nin Ankara ayağının oluşturulması yerinde olur… 

“Sürece dair biz de Ankara Dersim Derneği olarak elimizden geleni yapmak isteriz. Bu yönlü çalışma ve çabaları ilimizde mahallelere taşıyabilir ve hemşerilerimizi bu işe dahil edebiliriz. Bu sebeple, ta Avrupa’dan Dersim’e ve buraya bir heyet olarak gelmenizi önemsiyor ve bundan mutluluk duyuyoruz. Burada, Ankara’da da bu “Meclis” çalışması örgütlenebilir; bu durum, dernek ve şahıs olarak bize güç ve umut verir…”.

 

***

 

Elbette ilk elden ve sadece amaçladığı, bir coğrafyayı sulara gömmek değil; politik bir amaç gütmekte ve burada yaşayan nüfusu göç ettirmek istemektedir…

“Arkadaşlar Dersim’e, Munzur gibi muhteşem doğal güzellikleri olan, ziyaretlerimizin olduğu bu coğrafyaya Konaktepe gibi baraj ve HES projeleri yapıldığı vakit, bizlerin o coğrafyayı terk etmesi gerekiyor. Bu da yeni ve acılı bir göç demek. Benim ailem orada yaşıyor; o vadide kalmış birkaç köyün birinde. Durum gerçekleşirse 1994’ten sonra yeni acılar yaşanacağı muhakkaktır. Üstelik artık, Munzur ve Dersim denilen bir yer kalmayacaktır; doğal güzellikleri geçtim, keza köylere ve kaza yerleşim yerlerine ulaşımı sağlayan vadiler sulara boğulacaktır.

 

17155165_10211110291747355_576177869445357450_nMunzur ve Pülümür vadileri, yanılmıyorsam 1974’te devlet tarafından zengin flora ve doğal yaşamından dolayı “Ulusal Milli Park” ilan edilerek bir “koruma” statüsüne kavuşturulmuştur. Aynı devlet şimdi, bu koruma kalkanını tanımayarak yıkmak ve ortadan kaldırmak istiyor.

 

Elbette ilk elden ve sadece amaçladığı, bir coğrafyayı sulara gömmek değil; politik bir amaç gütmekte ve burada yaşayan nüfusu göç ettirmek istemektedir. Keza ve doğal olarak burada yaşayan nüfus, barajlara, HES’lere ve siyanürlü maden arama faaliyetlerine karşı çıkmaktadır. Bu da, çevreye büyük ölçüde zarar verecek türden yatırım yapmak isteyen gerek ulusal ve gerek uluslararası tekellerin ve bunları koruyup kollayan hükümetin işine gelmemektedir; dert bu.

 

Öte taraftan, hukuksal olarak mücadelenin farklı enstrümanlar ile yürütülmesi gerekmektedir. Bildiğiniz üzere, tarihi ve doğal sit alanların korunması ve yaşatılması için, uluslararası “Bern Sözleşmesi”ne imza atmış bir ülkeyiz. Bu hakkı dile getirerek, bu mücadelemizi taçlandırarak sürdürebiliriz.

 

Türkiye’de OHAL ve sürecinde birçok hukuksuz uygulamalar sebebiyle bizlerin buradaki mücadeleleri çekimser ve kısır kalabilir. Bu açıdan Avrupa’dan gelen sizler gibi hemşerilerimizin, oradaki kurum ve politik şahsiyetler vasıtasıyla bu mücadeleyi ve Dersim’i sahiplenmeyi daha bir ileri aşamaya taşıması gerekir…”. (Ahmet Tan)

 

***

 

Biliyorsunuz biz Dersimliler, elimize bir zeytin dalı alıp sokağa çıksak bile, egemenler bunu “barışçıl” değil de “suç ve tehlike” sayıyor.

“Toplumda bazı siyasi ve genel kaygılar vardır. Hayat meşgalesiyle birlikte bu durumun haklı ve doğal olarak yarattığı bir çekingenlik, bir korku ve de en önemlisi bir “güven” sorunu, insanlarımızı olumsuz etkilemektedir. Bu durum da örgütlenerek sorunlarımızı sahiplenme ve bu şekilde geleceğimiz için bir mücadele vermenin önünde engel teşkil etmektedir.

 

Resm: Asmén Ercan Gür ve Hasan Şen.

Resm: Asmén Ercan Gür ve Hasan Şen.

Biliyorsunuz biz Dersimliler, elimize bir zeytin dalı alıp sokağa çıksak bile, egemenler bunu “barışçıl” değil de “suç ve tehlike” sayıyor. Onun için geleceğimiz için mücadele verirken çekinmenin ve korkmanın bir anlamı ve de faydası yok. Keza 1937 ve 38’de, daha dün 1994’te, başımıza gelenin en kötüsü geldi. Bir toplumun başına bundan daha kötü ne gelebilir ki!..”…  

 

Ankara, Mart 2017. Devamı, 2. Bölümde!

 

(2. Bölüm, yakın bir zaman dilimi içerisinde yayımlanacaktır.)

 

editör, Çılagazete

(Visited 357 times, 1 visits today)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1.537 kere okundu

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone