Celal Yıldız: “Dersim Tarihi Nasıl Çarpıtılır?!

Dersim Tarihi Nasıl Çarpıtılır?!

 

CeKa(Cemsi Kaya) gibilerin ısmarlama yazılarla Dersim tarihini çarpıtmak isteyen hayali iddialarına, illizyonlarına cevap olan bu yazı serisi dört bölümden oluşuyor.

 

1.BÖLÜM: İddialar Dersim’in tarihi belleğine uyuyor mu?

 

2. BÖLÜM: İddialar Dersim halkının itikat ve kültürüne uyuyor mu?

 

3. BÖLÜM: İddialar bölgenin lisan bilimlerine uyuyor mu?

 

4. BÖLÜM: CeKa’nın iddiaları tarihi gerçeklere ve sosyal bilimlere uyuyor mu?


 

“Dersim’de bin yıldır kadın erkek birlikte ibadet ediyor. Dersim bu barışçı kültürüyle hem Avrupa’dan, hem de Türkiye’den daha ileridir…”. (Zimmerman)

Giriş:

 

Osmanlı ve torunlarının uydurma kaynaklarını çok zaman güvenilir bulmayan “CeKa” gibi düşünenler söz Dersim üzerine olunca, aynı kaynakların hepsini güvenilir kabul ediyor. Bu kaynaklara ait bazı alıntılarla “Dersimlilerin Kürt olduğunu..” ileri sürüyor. Bununla yetinmiyorlar, “Dersim Tarihi” ismiyle yayınlanmış olan çok güvendikleri Baytar Nuri’nin kitabının ismini, Baytar Nuri öldükten sonra değiştirip “Kürdistan Tarihinde Dersim” olarak baskı yapıyorlar.

 

Hayatta olmayan insana ait olan bir kitabın ismini değiştirmek etik kurallara uyar mı? Bu tavır açık bir tahrifat değil midir?

 

1938’in acı yenilgisiyle Dersim’de, “federasyon” şeklindeki önderlikler yok edildiği için gençlerimiz ortada başsız (kimliksiz) kaldı. Başsız (kimliksiz) kalan bu Dersimli gençler, özellikle 1970’lerden sonra şaşkın ördekler gibi sağa sola savruldular. Bir kısmı Türk, bir kısmı Kürt örgütlerinin içinde yerini aldılar… 

Dersim üzerine yapılan tüm tahrifatları bu yazıda tek tek açıklayacağız. Ama bilinmelidir ki sosyal bilimlere göre; Dersim coğrafyasında nicel çoğunluk teşkil eden bir halkın toplumsal yapısının değiştirilmesi, dönüştürülmesi, asimile edilmesi kolay değildir. Çünkü aynı itikada sahip olan ve aynı dili konuşan halkın bir bölgede ezici çoğunlukta ve yoğunlukta olması, asimilasyona karşı korunmasının ve savunmasının en iyi silahıdır.

 

Dünya’ya ferman okuyan Osmanlı ordusu bile 500 yıl gibi uzun süreçte Anadolu’ya yayılmış olan Kızılbaşlığı asimile edip camilere sokamadı! Dersimliler de beş asır hem itikadını, hem de Zazaca’nın Dersim şivesi olan anadillerini korudular ve bundan sonra da koruyacaklardır.

 

“CeKa” gibi düşünenler bilmelidir ki; çok etnisite ve çok kültürden oluşan “hümanist-Kızılbaş Dersim” coğrafyasında ırkçılığın hiçbir çeşidi kök salıp yeşeremez!

 

Anadolu’da yükselen bu tür milliyetçi hareketlerin etkisine kapıldılar. Çünkü kimliksiz kalan gençlerin bu yeni durum ve hallerine açıklık getirilip son verilmezse; öz güvenini yitiren gençlerimiz psikolojik bunalımlara, hastalıklı durumlara düşmeleri devam eder…

Bu dört bölümlük yazı serisinde ben sadece 1938’lere kadar Anadolu’nun ve özellikle Dersim’in tarihi ve sosyal durumuna açıklık getirmek istiyorum:

 

Biliyoruz ki Dersim; tarihte bir nevi “aşiretler federasyonu” şeklinde yönetiliyordu. Bugün ise Dersimliler, en güzel olandan yani, “çok kültürlü ve çağdaş demokrasiden” yanadırlar. Ama Dersim’i, tam beş asır süresince aşiret önderleri savundu. Kültürümüz ise “Ocaklar” sayesinde bugüne gelebildi; bunlar bizim reel gerçeklerimizdir.

 

1938’in acı yenilgisiyle Dersim’de, “federasyon” şeklindeki önderlikler yok edildiği için gençlerimiz ortada başsız (kimliksiz) kaldı. Başsız (kimliksiz) kalan bu Dersimli gençler, özellikle 1970’lerden sonra şaşkın ördekler gibi sağa sola savruldular. Bir kısmı Türk, bir kısmı Kürt örgütlerinin içinde yerini aldılar. Anadolu’da yükselen bu tür milliyetçi hareketlerin etkisine kapıldılar.

 

1938 Yenilgisinden sonra yaşanılan travmaların Dersim’de yarattığı bu marazi durumu, psikolojik ve toplumsal bilimlere göre başka bir yazıda ele alarak detaylandırmak gerekmektedir. Çünkü kimliksiz kalan gençlerin bu yeni durum ve hallerine açıklık getirilip son verilmezse; öz güvenini yitiren gençlerimiz psikolojik bunalımlara, hastalıklı durumlara düşmeleri devam eder. Dersimli sosyolog ve psikologlar bu travmalar konusunda yazılar yazmaya başladılar. Gençlerimize faydalı olan bu araştırmalar umarım devam eder… 

 

Maalesef kalbindeki sesi dinlemeyen, aslını inkar eden ve bundan dolayı kimlik bunalımına girmiş bu Dersimliler de inkarcı görüşlere dahil oldular…

Bu dört bölümlük yazı serisinin 1940’lardan önceki döneme ait olduğunu belirttikten sonra, hem Selçuklu ve hem de Osmanlı dönemlerinde Anadolu’daki baş çelişkinin; “ırksal değil dinsel olduğuna” vurgu yaparak esas konuya geçelim:

 

“Toplum mühendisliğine” soyunan, Anadolu’daki somut durumu, somut toplumsal yapıyı görmezden gelip toplumu kendi istediği doğrultuda yönlendirmek isteyen tüm sağ ve sol ideolojiler hüsrana uğradılar ve toplum mühendisliğine soyunanlar gelecekte de hep hüsrana uğrayacaklar. Bu hüsrana uğrayanlara açık ve çarpıcı bir örnek verelim:

 

Orta Asya’dan gelip sonradan Anadolu’ya yerleşen Türkler, sürekli olarak, “Kürtler de, Dersimliler de, öz be öz Türk’tür”, diyordu. Ne hikmetse Irak-Mezopotamya’sından üç beş asır önce Doğu Anadolu’ya gelen Kürtlerin bir kısmı da bu son çeyrek asırda bu söylemi (yalanı) taklit ederek; “Dersimliler, öz be öz Kürt’tür”, demeye başladılar. Son yıllarda ise toplum mühendisliğine soyunan CeKa’ gibi düşünenler çıktı ortaya. Maalesef kalbindeki sesi dinlemeyen, aslını inkar eden ve bundan dolayı kimlik bunalımına girmiş bu Dersimliler de inkarcı görüşlere dahil oldular.

 

Bir topluma yeni bir “kimlik” bulmak, yani bir nevi “deli gömleği” giydirmek isteyen yanlış düşüncelere, ısmarlama yazılara cevap vermek istiyorum…

Tarihte bazı kişi veya grupların, aslını inkâr edip asimile oldukları bilinen bir gerçektir. Örneğin 60 yıllık göç sürecinde Almanya’da doğup büyüyen birçok Türk, Kürt ve Dersimli gençler kendini “Alman” hissediyorlar. Bunlar asimile olmuştur ve oluyorlar, yapılacak bir şey de yoktur. CeKa gibilerin bunlara benzeyen kişisel değişim ve tercihleri hoş görülebilir ve görülmelidir de. Öte taraftan kendini “Kürt” hissetmediği halde birçok Dersimlinin, “Kürt hareketinin demokratik mücadelesine destek olması” da etik, insani ve onurlu bir tavır sayılır. Ben, bu onurlu tavırlara karşı çıkanlardan değilim.

 

Bu dört bölümlük yazı dizisinde, bir topluma yeni bir “kimlik” bulmak, yani bir “deli gömleği” giydirmek isteyen yanlış düşüncelere, ısmarlama yazılara cevap vermek istiyorum. Tarihi gerçeklerden, bilimsel doğrulardan, bilimden yanayım. Nasıl ki Türklerin safsatadan ibaret olan “kart kurt” teorileri iflas etti ve Kürt halkının varlığı dünyaca kabul gördü ise, CeKa gibi düşünenlerin de kendi halkının tarihi ve toplumsal belleğine dayanmayan, bilimsel temelleri olmayan “cart curt” iddialarına dayandırılmak istenen “Dersim=Kürt veya Zaza=Kürt” teorileri de iflas etmeye mahkûmdur.

 

Dersim’in kimliği de tarihine ve coğrafyasına dayanır…

CeKa gibiler, demokrasiyle barışık olan “Kızılbaş Dersim Kültürünün” asimile edilmesinin Anadolu halklarına zararları olacağını da düşünemiyorlar. On yıl önce Dersim’de iki hafta kalan “Alman İnsan Hakları Derneği Başkanı” Zimmermann, özetle şöyle demişti:

 

“Dersim’de bin yıldır kadın erkek birlikte ibadet ediyor. Dersim bu barışçı kültürüyle hem Avrupa’dan, hem de Türkiye’den daha ileridir. Dersim’den öğreneceğimiz çok şey vardır. Dersim’in barışçı ve hümanist kültüründen hem Türkler, hem de Kürtler çok şey öğrenebilir…”. Durum böyle olduğu halde ve bu durum örnek alınacağına, böyle ulvi ve kadim bir kültürü asimile etmeye çalışmanın bir mantığı var mı acaba?

 

Dersimli olmaktan utanıp başka kültürlere özenti duyanları, asimile olmaya çalışanları anlamak mümkün değildir… 

Bazıları, “Dersimli kelimesi, ‘kimlik’ yerine geçemez diyorlar.(?) Oysa, İran’da da ve Amerika’da da “kimlikler” coğrafidir; etnik veya dini değildir. Dersim’in kimliği de tarihine ve coğrafyasına dayanır. Ayrıca Kızılbaşlık da Dersimlileri birleştiren ortak bir mayadır, moral güçtür. Yani “Dersimlilik” tıpkı Amerikalılık, İranlılık gibi çok kültürlerden oluşur ama başlı başlına bir “kimliktir”.

 

Nasıl ki çok etnisiteli ve çok kültürlü Amerikan halkı; “Amerikalı” bir kimlikle övünüyor ve gurur duyuyorsa, çok etnisetli, çok kültürlü Dersim halkı da “Dersimli” kimliğiyle övünüyor ve gurur duyuyor. Kaldı ki Dersim itikadı, kültürü ve tarihi bilinci Amerikan’dan çok daha eskidir. Dersimli olmaktan utanıp başka kültürlere özenti duyanları, asimile olmaya çalışanları anlamak mümkün değildir. 

 

Bu uzun ön açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı, Türk, Dersimli, Zaza, Kürt ve Kızılbaş kimliklerinin toplumsal ve tarihi belleklerde birbirine karşı ilişkileri açılarından “CeKa” gibilerin yazı serisini değerlendirmeye geçebilirim…

 

***

Birinci Bölüm:

 

“CeKa” Gibilerin İddiaları, Tarihi Belleğe uyuyor mu?”

 

CeKa, bir yazısının bir yerinde: “Dersim’in Kürdistan’da her zaman bir sandalyesi olmuştur,” diye yazıyor. Biliyorsunuz ki “her zaman” söylemi “geçmiş ve geleceği” kapsar. Şimdi Dersimliler ile Kürtler arasındaki tarihi ilişkilere bir göz atalım:

 

Acaba Dersimlilerin Kürt tarihinde veya Kürtlerin Dersim tarihinde bir yeri, dostlukları var mıydı? Yoksa farklı inançlardan, mezheplerden dolayı aralarında çatışmalar mı vardı? Acaba eskiden Kürtler, Dersim’de var mıydı? Yoksalar, Dersim civarına hangi yıllarda ve nasıl geldiler?

 

Gerçekte, Irak bölgesindeki Mezopotamya’nın kadim halklarından olan Kürtler, Doğu Anadolu’ya üç dört asır önce geldiler ve yerleştiler. Bunu ben söylemiyorum; 1597’de eserini tamamlayan ve aydın Kürtlerin okuduğu “Şerefname” isimli kitabında Kızılbaş düşmanlığı yapan Şeref Han yazıyor. Şerefnama’den aynen aktarıyorum:

 

”Kürtlerin memleketlerinin sınırları Hürmüz Denizi (Basra Körfezi) kıyısından başlar; bir doğru çizgi üzerinde oradan Malatya ve Maraş illerinin nihayetine kadar uzanır. Böylece bu çizginin kuzey tarafı Fars, Acem Irak’ı (Azarbeycan), Küçük Ermenistan ve Büyük Ermenistan teşkil eder. Güneyine ise Arap Irak’ı, Musul ve Diyarbakır illeri düşer. Bununla birlikte bu insanların (yani Kürtlerin) soyundan birçok halk ve kabile doğudan batıya kadar birçok ülkede yayılmıştır…”. (Şeref Han, Şerafname, Hasat Yay. 1990 İst. Syf-20.)

 

Görüldüğü gibi Kürt yazarı Şeref Han’a ait olan bu kitapta; Kürtlerin üst sınırı Maraş ve Malatya’nın nihayetine kadar uzanır ve bu iki ilin kuzeyi “Acem Irak’ıdır” diyor. Osmanlı, 1514 yılında Çaldıran savaşıyla bu bölgeleri ilk defa işgal etmişti! Ama bu bölgedeki halkın çoğunluğu ve yoğunluğundan dolayı Şeref Han 1590’larda bu bölgeyi halâ Acem Irak’ı olarak görüyor. 

 

1590’larda üst sınırı Maraş, Malatya illeri olan Kürtler, acaba Doğu Anadolu’ya ve Dersim’e ne zaman geldiler? Bu haklı soru her okuyucunun aklına gelebilir. Bu sorunun cevabı çok uzundur; ama tarihle biraz ilgilenen her insanın okuduğu tarihi kitaplarının sayfalarında yazılı olan ve bölgede dengeleri değiştiren “üç büyük savaş” neticesinde Kürtlerin, “kuzeye doğru nasıl yayıldığını” bilirler. Bilmeyenler için bu üç büyük savaşı özetle anlatarak bu sorulara cevap vermiş oluruz:

 

  • 1.) Üç büyük savaştan birincisi, İslam’ın ilk yayılma döneminde (İS. 7. asır) yani daha Türkler Orta Asya’dayken çok güçlü olan İslamcı Arap orduları Kuzeye doğru saldırıya geçtiler. Bu saldırılara karşı direnemediği için İslam dinini kabullenen Kürtler, ‘Cihad’çı İslam ordularıyla birleşerek kuzeydeki “kâfirlere” karşı savaş açtılar ve Doğu Anadolu’yu işgal ettiler. (“Cihad” inancına göre İslâm’a karşı direnenlerin kadın ve çocukları, malı mülkü İslam savaşçılarına helaldi. Yani ırza geçmek bu din tarafından teşvik ediliyordu.) Yine bilindiği gibi daha sonraları Araplar Bizanslılara yenilip geri çekildi ama bu işgal nedeniyle bir takım Kürt aşiretleri Doğu Anadolu’da kaldılar. (İşte bu nedenle olsa gerek Şerefhan 1590’larda Kürt vatanı olan Mezopotamya’nın dışında kalan daha kuzeyde bazı Kürt aşiretleri vardı diyor.)

 

  • 2.) İkinci büyük savaş; 1514’te Yavuz Selim döneminde Şeyhul İslam olan Kürt İdris-i Bitlisi’nin aracılığıyla Türklerle birleşen Kürt Paşaları 40 bin Alevi’yi kılıçtan geçirdiler. Binlerce Kızılbaş köyüne yine Sunni ve Şafii Kürtler yerleştiler. Çünkü Doğu bölgesinde Türkler azdı. Şeref Han yine bu Şerefname isimli kitabında Malatya’nın kuzeyinde o dönemler Dersim’in merkezi olan Çemişgezek Beyliğinin de(Beylerin Melik ismini Melikşi ve Mir’e dönüştürüyor ve bu simlerden dolayı) Kürt olduklarını ileri sürüyor. CeKa gibiler de bu yazılana inanıyorlar. Oysa birçok tarihçi bu görüşün yanlış olduğunu yazdılar. Dersim’den Erzurum’a kadar olan bölgede 200 yıl yaşayan ve1200 yıllarında yıkılan Kızılbaş “Saltuklular Beyliğinin” bir parçası olan Kızılbaş inançlı Çemişgezek Beyliği kendi varlığını ve bağımsızlığını 1514’e kadar korudu. 1514’teki Çaldıran Savaşında Şah İsmail’in tarafında yer alan bu Kızılbaş Beyliğin reisi Hacı Rüstem Beyle ile birlikte önde gelenlerden 40 kişisini Yavuz Selim öldürttü. Bu kırımda kurtulan Rüstem Beyin oğlu Pir Hüseyin babasını öldürten Yavuz’a biat ederek Sunni mezhebine geçti. Babasından kalan Beylik makamını ve topraklarını geri aldı. Kendisinin 16 oğlu oldu. Bu Kızılbaş Türk Beylerin(örnek Pir Hüseyin) Çemişgezek’te arta kalan toprakları onların son asırdaki soyundan olan Adnan Beye kadar uzanır. (Adnan Bey 1980’lerde hayattaydı ve arta kalan akrabalarından soylarının Pir Hüseyin Beye dayandıklarını biliyorlar. Adnan Bey ve akrabaları konuşma ve şivesiyle öz be öz Türk’tü ama Adnan Bey Kızılbaş olan soyundan ve kültüründen gelen bir rahatlıkla olsa gerek İslami kurallara aldırmaz, Çemişgezek gibi küçük bir kasabada iyi rakı içerdi.)
  • Tarihte ve şu anda Çemişgezek’te yaşayan Beyler için MİR kelimesi kullanılmamıştır. İsmi Çemişgezek beyliği ve yöneticilerine ise Adnan Bey, Melik Bey denilir. Çemişgezek tarihinde bir zamanlar Ermenilerin yaşadığını ve hangi yıl “tehcir” edildiğini biliyoruz. Eğer Kürt Mirleri yaşasaydı; bunu da atalarımızdan duyar veya hangi yıllar göç ettiklerini de tarih kitaplarından öğrenirdik. Çemişgezek’in köyleri hariç merkezinde Kürtler de, Zazaca konuşan Kızılbaşlar da 1980’lere kadar yoktu. Veya Zazaca konuşan beş on Kızılbaş aile vardı. 1980’lerden sonra Kızılbaşlar Çemişgezek merkezine de yerleşmeye başladılar ama sayıları merkezde hala % 20’i kadardır. Ceka’nın soyu da, aşireti de bunları biliyor. Acaba CeKa bunları bilmiyor mu? Yoksa bildiği halde tarihi gerçekleri örtmeye mi çalışıyor.

 

  • 3.) Dünyayı ve çevremizi etkileyen üçüncü büyük savaş ise; Birinci Dünya Savaşı ve bu süreçte yapılan 1915 Tehcir olayıdır. Bu kez de Osmanlının emrindeki Kürt Hamidiye Alayları yüz binlerce Ermeni’yi katletti. Doğu bölgesin bu Ermeni köylerinin çoğu da taş konaklarıyla birlikte yine Kürtlere kaldı ki Ermeni tarihçileri bu konakların eski sahipleri olan Ermenileri isimleriyle birlikte tek tek açıkladılar.

Kısaca Kürtler Doğu Bölgesine bu üç büyük savaş sonrasında yerleştiler. Dersim bölgesine ise Kürtler başka bir sürgün olayıyla geldiler. Dersim’i ikiye bölmek isteyen Osmanlı Padişahı 16’cı asırda Sunni Mıli aşiretini Dersim’de Pertek ve Çemişgezek arasındaki bölgeye yerleştirdi. Dağlarda davar sürüleriyle geçimini sağlayan bu göçebe aşirete Dersim’de şavaklılar denilir. Beş vakit namaz gibi bazı zor ritualler davar sürüleriyle dağlarda dolanan bu göçebe Sunni Kürtlerin yaşam tarzına uymuyordu.

 

Birkaç asır devam eden bir süreçte Dersim’de azınlık olan bu göçebe Sünni Kürtlerin bir yarısı kendi yaşamlarının kolaylaştıran Dersim’in yerli halkının inancı olan Kızılbaşlığa geçtiler. Yani asimile oldular. Bir kısmı da Sünni olarak kaldılar. Dersim’de Pertek ile Çemişgezek arasındaki bölgeye Urfa’dan sürgü gelen Kürt köylerinin Alevi olanları ve Urfa’dan geldiği gibi Sünni kalanları tek tek biliniyor. Alevi olanları da, Sunni kalanları da halâ Kürtçe konuşuyorlar…

 

Eğer Sayın CeKa gibi düşünenler son asırdaki milliyetçi tezlerin etkisinden kurtulup tarihin derinliklerine inebilseler bölgede dengeleri değiştiren bu büyük savaşları ve savaşlardan sonra nüfus değişimlerini görebilirlerdi. Dersim Kürt’tür gibi tezlerinin tarihi köklerde, tarihi belleklerde yeri olmadığını da anlayabilirlerdi. Dersim’in tarihinde Sunni Kürtler yoktu. Günümüzde ise Sünni ve Şafii Kürtlerin beş on köyü var. Alevi Kürtler de Dersim’de azınlıktır.

 

Tarihte kökleri ve yeri olmayan bir olayın veya hayali yanlış tezlerin Dersim topraklarında tutunamayacağını, balon gibi patlayıp söneceğini de her aydın bilir. (Haziran, 2017)

 

CELAL YILDIZ

 

NOT: Bu yazı dizisi ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerle devam edecek!.

(Visited 290 times, 1 visits today)

Yanıt Celal Yıldız: “Dersim Tarihi Nasıl Çarpıtılır?!

  1. ibrahim akarcay 22/06/2017 de 01:00

    dersim kimligine sahib insanlar kim?

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

654 kere okundu

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone