Dersim’de geçen bir öykü; Uzun Yaz/roman/Metin Aktaş…

“Hiç bir düşünce, inanç ve ekonomik çıkar, yaşamdan daha değerli değildir!..”

“İnsanın ve doğanın çığlığı; Uzun Yaz”

 

“Yeryüzüne yağan pamuk bu gece ay ışığı altında oynaşıyor, geceye ruhani bir hava veriyordu; sanki gökyüzünde tek bir bulut parçasının olmadığı bu yaz gecesinde dolunayın altında mucizevi bir şekilde kar yağıyordu. Derin dinsel bir duygusallıkla yağan pamuk yağmuruna, ekin tarlalarına, kapkara bir gölge gibi görünen ağaçlara baktım, rüzgarın açık penceremden içeri taşıdığı büyülü kokuyu ruhumun derinliğine çekerek sarhoş oldum.

 

Ekin tarlalarının bittiği noktada üst üste yığılmış tepeler bu gece insana ölümü, doğanın olağanüstü büyüleyici, korkutucu, esrarengiz gücünü göstermek istiyordu sanki. Bu devasa sessizliğin, ıssızlığın derinliklerinde köye yayılan anlaşılmaz korkuyu somut bir varlıkmış gibi ruhumun en derinliklerinde hissediyor, saçlarımın teline kadar bu duyguyla ürperiyordum. Artık kendimi tedirgin hissetmiyordum; bütün yapraklarıyla kendisini bu gece esen rüzgarın, pamuk yağmurunun kollarına bırakmış ağaçlar gibi tutkuyla, coşkuyla penceremin önünde uzayıp giden hayata baktım…”

 

Yukarıdaki paragraf, Metin Aktaş’ın Aram Yayınları’nda yayınlanan “Uzun Yaz” adlı romanından bir alıntıdandı. Uzun Yaz romanı, yazarın yayınlanmış on beşinci romanıdır. Romanlarında ülkemizde yaşanmış toplumsal trajedileri, toplumun alt kesiminden insanların yaşamlarını anlatan yazar, Uzun Yaz romanında dünyanın, ülkemizin ve tüm canlıların önemli sorunu olan çevre sorununa ve kültürler arasın kavgalara parmak basar.

 

Keza kapitalist iktidarlar, para kazanmak için doğayı acımasız bir şekilde yok ediyor, insan ırkıyla birlikte yeryüzünde yaşayan canlı türlerinin soyunu yok ediyor ve dahası tüketim değeri olmayan her şeyin yok edilmesi gerektiğini insanlara tartışmasız bir gerçekmiş gibi kabul ettiriyorlar…

 

Çağımızda meşru kabul edilen bütün düşünceler, inançlar kapitalizmin hizmetindedir. Kapitalist iktidarlar, bu gayri insani ahlakını insanlara kabul ettirmek için her şeyi yapılıyor. Bu acımasız politikalar sonucu denizler, nehirler, göller kirletiliyor; ormanlar yok ediliyor, tarımsal üretime uygun topraklar betonlaştırılıyor, yeryüzünde yaşayan canlı türleri yok ediliyor. Bugün doğu toplumların önemsemediği bu çevre sorunu, insanoğlun en önemli sorunlarından biridir. Bu sorun çözülmediğinde, yeryüzündeki yaşam da zamanla yok olacaktır.

 

“Çarpıcı bir öykü”

 

Kızı, Türkiye kökenli Dersimli bir gençle evlenmek isteyen yabancı düşmanı bir Alman doktor kadının, Türkiye’de Dersim’e gelen kızıyla bir yaz yolu, elektriği ve telefonu olmayan fakat doğanın henüz tahrip edilmediği küçük bir köyde geçen günlerini konu alır…

 

Keza otuz yıldan fazla bir zamandır “düşük yoğunlukta” bir savaşın sürdüğü bu topraklarda, insanlar çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. İktidar, bu köyde altın madenini işletmek, ırmakların üzerinde barajlar yapmak istemektedir. Altın madenin üretime açılmasıyla, ırmakların üzerinde barajların yapılmasıyla doğanın yok olacağını bilen halk, buna karşı çıkar. ama gel gelelim ki bu karşı çıkmamın bedeli ağır olur. Halkı çok kötü günler beklemektedir. Bir anda kendini bu mücadelenin içerisinde bulan Alman kadının hayatı, alt üst olur…

 

Onu, hayal edemeyeceği kadar sürpriz gelişmeler beklemektedir; bu küçük köyde. Düşmanlık duygularıyla geldiği bu köyde, yaşadıkları hayatını da etkiler ve alt üst eder. Müthiş bir öykü; güçlü bir edebiyat! Büyüsü bozulmasın diye öyküyü elbette anlatmayacağım. Çünkü okuduğunuzda etkisinde kurtulamayacağınızı tahmin edebiliyorum.

 

Öte taraftan yazar, “Uzun Yaz” adlı bu romanında sadece çevre sorununu değil, softalaşmış kapitalist iktidarın çıkarı için halka yaptığı zulmü, batı toplumlarıyla, doğu toplumları arasındaki kültürel farklılıkları, öykünün içerisinde bize anlatır. Hangi kültürden ve hangi inançtan olursak olalım, “öncelikle insanız” duygusunu bizde uyandırır. Hiçbir düşünce, inanç ekonomik çıkar yaşamdan daha öncelikli ve değerli değildir.

 

İnsanoğlun henüz doğaya hakim olmadığı, doğanın henüz kapitalist iktidar tarafından tahrip edilmediği bu küçük köyde, yaşayan insanların hayatlarını, düşüncelerini ve inançların anlatır “Uzun Yaz” romanı. Adeta, “insan ve doğanın bir çığlığıdır”. Siz iyisi mi, bu çığlığı duyun!..

 

koyi_sipi@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

641 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”