Dersim’de ve Müslüman camiada inançlar ve dinsel mitler…

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 917 post in this blog.

Dersimliler, dağ keçilerine karşı gösterdikleri müspet tavrı ve hassasiyeti, diğer evcil besi hayvanlarına da göstermelidirler. Artık ziyaret yerlerinde kan akıtmayı bırakmalıdırlar. Her şeyin bir zamanı var; bunun da zamanıdır. Buna karşı durmak mümkün değil. Gün gelecek bu, er  geç olacak. Dersimli yeni nesiller bu “kurban kültünü” terk edecekler. Bunun ilerici veya gerici olmakla alakası yok. Bir zamanların bir gerekliliğiydi, şimdinin değil. İnançlar da zamanla değişir, dönüşür ve revize olurlar. Kısa vadede insanlar, bu değişim ve dönüşüme reaksiyon gösterse de, zamanla buna karşı koyamazlar. Boşuna “değişmeyen tek şey değişimdir” denilmemiş. Keza bazı şeylerin değişmesi ve yenilenmesi için sadece doğru zamanının gelmesi gerekiyor…

Dersim’de ve Müslüman camiada inançlar ve dinsel mitler*…         

          Bir konu üzerinde günlerce düşünür, fakat elim bir türlü o konuyu yazmaya varmaz. O konu, zihnimde bir süre öylece askıda kalır. Ancak bir bakarım ki bu konuyu birileri isabetle kaleme almış. Bu durum beni son derece rahatlatır. Bu şekilde ilk etapta ve şimdilik azınlık da olsalar, buna benzer düşüncelerimin başkaları tarafından da düşünülmesi, kabul görmesi ve paylaşılması, insanı inanılmaz derecede bir öz güven sahibi yaptığı gibi tığından, mutlu ve huzurlu da kılıyor. Elbette sonraki süreçte bu düşünceler çatışacak, tepki alacak. Ancak doğru ve yerinde olanlar bir zaman zarfı sonrasında hayat bulacaktır. Bunun böyle olduğuna gelecekte hep beraber tanık olacağız. Keza öyle bugünden yarına öyle “pat” diye hayat bulacak şeyler değildir bu türden yeni ve farklı düşünceler… 

          Kimin tarafından kaleme alındığı ne yazık ki belli olmayan, “inanç ve din” konusunda güzel bir alıntı metni ile sizleri buluşturmadan önce, şu içinde bulunduğumuz “Kavurma Bayramı”na dair de kısa bir iki söz etmek yerinde olur:

          “Kurban bayramı” diye bildiğimiz olay ve olguya, her ne kadar dinler ve inançlar tarihinde dinsel bir hikaye uydurulmuş olsa da, yani bu son birkaç on yıllara kadar, “sosyo-ekonomik dayanışma ve yardımlaşama, hal hatır sorma, küskünleri barıştırma” gibi toplumsal ve bireysel açıdan önemli bir katkı ve etkiye sahipti. Ancak bu durum zamanla ortadan kalkmıştır. Bugün artık anlamını yitirmiş bir olay ve olgu haline gelmiştir. Artık ülkemizde Müslümanların Sunnisi veya Alevisi bu “bayramın” içini boşaltmış, adeta maddi dünyada işledikleri günahlardan kurtulabilmenin ve birkaç ay boyunca doya doya kavurma yemenin bir “bayramı” haline getirmişlerdir. Elbette istisnalar vardır; ama “istisna kaideyi bozmaz”. Bu açıdan adına “Kurban Bayramı” denilen yılın bu periyodik zaman diliminde, eskiden bir ihtiyaca binaen toplumda ekonomik ve sosyal dayanışmayı amaçlayan bu inanç ve ritüellerin içi boşaltılmış, yozlaştırılmış ve adeta karın tokluğuna suçsuz günahsız hayvanların boğazlandığı bir etkinlik haline getirilmiştir.

          Bunun böyle devam etmesi mümkün değildir. Adına “Z kuşağı” denilen kuşak, gelecekte bu durumu sürdürmeyecektir ve bu gidişe, bu ezbere bir son verecektir. Bugün olmasa bile yarın bu mutlaka gerçekleşecektir. Bu durum, Dersim’de ziyaret yerinde kesilen “kurbanlar” içinde geçerlidir. Keza Dersimlilerin de bir “Z kuşağı” vardır ve aşağı yukarı bu “Z kuşağı” tüm dünyada benzer düşüncelere sahiptir. İnsan, çevre ve hayvan hakları konusunda duyarlılar. Uluslararası sömürü ve kapitalizm konusunda duyarlılar. Doğma ve ezberlere karşı tutum geliştirebiliyorlar. “Baskıcı tek adam yönetimleri” konusunda rahatsızlar. Buna karşı özgürlük, demokrasi ve insanca yaşama ve geçinme hakkını şiddetle talep etmektedirler. Her şeyden önemlisi, tüm bunlara yol açan, sebebiyet veren, içinde bulundukları zamanı ve var olan durumu özgür, bağımsız bir şekilde analiz etme ve buna göre hareket etme, tutum geliştirme konusunda cesur ve yeteneklidirler…

editör; Çilagazete.

Uzun uzun ayetleri yazmayacağım ama özetle Mekke’deyken barışçıl, Medine’deyken saldırgan bir psikoloji izlemiş, çok sevgili Peygamberimiz.. Gençliğinde fakir ve aşksız büyümüş. İki kez kız isteyip reddedilmiş. Kureyşliler altın, kumaş, cariye, her şeye sahipken o bekar ve fakir.. Hırs yapmış, bilenmiş. Önce tüccar ve varlıklı ama yaşı geçmiş bir kadınla (Hatice ile) evlenmiş. Parayı bulunca da tıkır tıkır planını uygulamış. 

“İnsanların yakasına yapışıp, ne olur okuyun diyesim var!
Müslüman bir ailem var, beni de Müslüman yetiştirdiler. Din dersi en sevdiğim derslerdendi. Konuşan karıncalar, yılana dönüşen asa falan..
Her Ramazan oruç tutar, arada namaz kılar, sık sık dua ederdim. Çünkü henüz Kuran’ı okuyup kafamı karıştırmamıştım.
Bi aralar bilime merak sardım (Bir Müslüman için en tehlikeli şey). Kendi kendime şunu sordum:
Evren ne kadar büyük?
Evrenin ne kadar büyük olduğu bir türlü aklıma yatmadı. Çünkü kafamda dünya, her şeyin merkezindeydi ve her şey insan için yaratılmıştı.
Gökyüzünde gördüğümüz tüm yıldızların Samanyolu’nun sadece minicik bir bölümü olduğunu anladığımda çok şaşırmıştım. (Bkz. Evrende Yolculuk Filmi)

*

Uzay görüntülerinde uçsuz bucaksız galaksi cümbüşünü gördüm. Dünya sınav yeriyse yüz milyarlarca galaksiye ne gerek vardı?
Kafam o kadar karışmıştı ki mutlaka bir sonuca varmalıydım. Gezegenlerin atmosferlerinden tutun da, kara deliklere kadar araştırdım. (Bkz. Kozmos Belgeseli)
Evrende o kadar fazla aktivite var ki.. Pulsar yıldızları, nebulalar, süpernovalar, göktaşları, galaksi çarpışmaları, karanlık madde, vs..
Bütün hepsini araştırmak çok zevkliydi. Kendi kendime bir şeyler öğreniyordum. Bilime duyduğum ilgi artıyordu. Artık dünyamızı inceliyecektim.
Dünya nasıl oluştu diye merak ettim. Bunu öğrenirken geçmişten günümüze geçen süreçte karşıma EVRİM çıktı. (Bkz. Dünyanın Oluşumu Filmi)
Haydaa ben evrime inanmıyordum ki..
Tamam inan-mı-yordum ama neden inan-ma-dığımı da bilmiyordum.
Sadece toplumsal refleksti belki.
Müslüman evrime inanmaz diye işlenmişti kafama.
Evrim konusunu anlamaya çalışırken o kadar ön yargılıydım ki..
Charles Darwin’in hayatını okumaya karar verdim. Bu ‘iblise’ hayatta güven olmaz diye.
Darwin’in hayatını ve bize neyi anlatmaya çalıştığını gördüğümde çok duygulanmıştım. Yaşamın ne olduğunu anladım.
Şimdi gerçeği mi merak etmeliydim, yoksa kendimi mi kandırmalıydım? İşte bu benim dönüm noktam oldu. Ben gerçeği seçtim.

*

Koyu Hıristiyan bir aileden gelen ve eşi Emma ile sonsuza kadar cennette yaşamayı hayal eden Darwin bile bulduğu gerçeğin peşinden gitmişti.
Benim dinimle bir sorunum yoktu. İnançlıydım ve ibadet de ediyordum. Fakat gerçekler ve masallar arasındaki çizgiyi görmüştüm artık.
Evrim karşıtı yazılmış bilimsel makale yok. Evrim yer çekimi gibi, dünyanın güneş etrafında dönmesi gibi bir gerçek. Tüm kanıtlar ortada.
Bunu öğrenmek hiç hoşuma gitmemişti.
Hemen Kuran’a sarıldım. ‘Allah’ım nolur bu gerçek olmasın’ diye bir umutla Kuran okumaya başladım.
İlk kez Kuran’ı Türkçe okuyordum.
Yıllarca Arapça okuduğum ve kayıtsız şartsız inandığım dinimin temel kaynağını daha ilk kez açıp anlamıyla okuyordum.

*

Ne garip değil mi?
Kuran da okuyorum ama tam 2 yıldır durmadan kitaplar, belgeseller, makaleler, vs. kafa zehir gibi bilim dolu.
Temeli sağlamlaştırmışım.
Kuran’ı okurken fark ettim ki bu kitap bilimin günümüzde bildiği şeyleri bilmiyor ve hatta yanlış yorumluyor. Dünyayı düz sanıyor mesela.
Spermin testislerden değil, kaburgadan geldiğini anlatıyor. Önce dünya sonra evren yaratıldı diyor. Gökyüzünü Allah tutmasa düşer diyor.
Sürekli batıya yürürsen dünyanın sonuna ulaşırsın, orada güneş kara bir balçığa batar diyor. ‘Allah’ım aklıma muhafaza ol, bunu sen mi yazdın?’ Dedim defalarca.
Kuran’ı okudukça şaşkına döndüm. ‘Bu ne ya?’ Buna annem de inanıyor, başbakan da, öğretmenim de, arkadaşlarım da. Ama bu kitap yanlış.. İlkel ve çelişki dolu. Nasıl olurdu?
Hani evrenseldi?
En son hatırladığım Ahzab 53 ayetini okumuştum..
Okuduktan sonra da sokakta ‘Muhammed bizi kandırmış’ diye bağırmak istedim.
Gerçi Kuran’da çok daha utandıran ayetler de var.
Mesela Muhammed’in hanımlarıyla hangi sırayla yatacağını belirten Ahzab 51 gibi..

*

Ben haksızlığı hiç gelemem.
Kandırıldığımı anladığım an dünyam karardı. Cennete gitme (hurilerle zevku sefa vs.) hayalleri kurarken dinin sadece bir siyaset malzemesi olduğunu çözdüm.
Birkaç ay kendimi dış dünyadan izole edip yaşadım. Çünkü öğrendiklerimi kimselere anlatamazdım.
En başta da aileme.
Kafamda hep şu soru vardı:
“Neden Muhammed, neden bunu yaptın?”
Senin dinine 1.6 milyar insan inanıyor ama sen hepimizi kandırmışsın; ‘neden?’
Bu noktadan sonra ideolüm, yol göstericim Turan Dursun oldu. Kendisi ilahiyat mezunu, müftülük yapmış bir İslam araştırmacısı. Kureyş Arapçasını en iyi bilen biriydi. Yazdığı “Din Bu” kitapları yüzünden, Müslümanlar tarafından katledildi. Her neyse;

*

Kuran’ı anlamak için ayetlerin hangi kronolojide ve ne sebeple yazıldığını anlamalıydım. Ben de böyle yaptım. Her ayetin sebebini araştırdım.
Uzun uzun ayetleri yazmayacağım ama özetle Mekke’deyken barışçıl, Medine’deyken saldırgan bir psikoloji izlemiş, çok sevgili Peygamberimiz..
Gençliğinde fakir ve aşksız büyümüş. İki kez kız isteyip reddedilmiş. Kureyşliler altın, kumaş, cariye, her şeye sahipken o bekar ve fakir..
Hırs yapmış, bilenmiş. Önce tüccar ve varlıklı ama yaşı geçmiş bir kadınla (Hatice ile) evlenmiş. Parayı bulunca da tıkır tıkır planını uygulamış..

Ben Mısır tanrısı “Amon”a tapanların yakarışından kopya edilen, her duaya “âmin” diyen insanlarla yaşıyorum. Ben orjinali İbranice olan ‘şalom aleküm’ kelimesini tanrının selamı sanıp ‘Selamın Aleyküm’ diyen insanlarla yaşıyorum..

Dinlerin tarihini inceledim.
Tanrı’nın ve Şeytan’ın tarihte nasıl ortaya atıldığını ve nasıl değiştiğini inceledim.
Her şey ortadaydı..
Yahudi krallarının Tevrat’da uydurduğu dini hükümler İncil’e ve Kuran’a kopyalanmış.
O krallara da Muhammed “peygamber” diye atıfta bulunmuş.
Muhammed şahsi çıkarları için ortaya attığı dini ilk başta Mekke ve civarı için düşünmüş. (Bkz. En’am:92. ayet)
Medinelilerin Mekkelilere olan husumetini kullanarak da gücüne güç katıp ilerleyen yıllarda ‘evrensel’ bir kitap (Kur’an-ı Kerim) iddiasını ortaya atmış.
Dinlerin yalan olduğunu anladığım an, kendimi dev bir açık hava tımarhanesinde hissetmiştim. Herkes kandırılmış ama uyaramıyorsun!

*

İnsanların yakasına yapışıp aptal olmayın, nolur okuyun diyesim vardı ama ‘kardeşim bizi çok fena kandırmışlar’ diye anlatsan dahi dayak yersin.
Çocuk gelinler, kafası kesilen kâfirler, idam edilen eşcinseller, kuma getirilenler, cariye olarak alınıp satılanlar hep bu yalanın sonucu..
Göstermelik namaz kılanlar, dinle insanların parasını çalanlar, ‘Allah Muhammed’ diye diye oyları kapanlar hep bu bozuk düzenin sonucu..
En kötüsü de çocuk yaşta kız çocuklarının sırf Muhammed’in sünneti diye evlendirilmesi ve bunun meşrulaştırılması..

*

Bütün bunları görüp de isyan etmemek mümkün mü? Sessiz kalıp “bana ne başlarının çaresine baksınlar” demek mümkün mü?
Müslümanken mümkündü.
Çünkü Allah var, ahirette cezalarını çekerler derdim. Zaten Kuran’dan habersizdim. Onlar gerçek Müslüman değil derdim.
Dini sorguladıktan sonra ise durum değişti. Eğer Allah yoksa bu insanlar asla cezasını çekmeyecek. Tüm yaptıkları yanlarına kâr kalacaktı. ‘O halde bir şey yapmalı’ dedim.
Hani kolunu kaybetmiş birine bir Müslüman bakıp haline şükredip geçer ya.. Ama dinsiz biri şükredemez. Protez kol yapması gerekir.
Nasıl ki Müslüman her işlediği suçta ‘Şeytana uydum tövbe ettim’ deyip sıyrılır ya.. Dinsiz biri diyemez, ölene kadar vicdanına hesap verir.
Dinden çıkmış olmak bu yüzden zor.
Çünkü hayali arkadaşlarınız yoktur.
Artık vicdanınızla başbaşasınızdır.
Haksızlığa çözüm bulmaya zorlanırsınız.
Ben her gün insanların güneş tanrısına tapınma ibadetleri yapıp, Mısırlı ay tanrısı Al-ilah’a taptığı Türkiye’de yaşıyorum.

*

Ben ibranice adı ‘Gehinnom’ olan Kudüs’teki ölülerin yakıldığı vadiye öldükten sonra gideceğini düşünen insanlarla yaşıyorum. (Bkz. ‘Gehinnom’ cehennem vadisinin adıdır)
Ben Mısır tanrısı “Amon”a tapanların yakarışından kopya edilen, her duaya “âmin” diyen insanlarla yaşıyorum.
Ben orjinali İbranice olan ‘şalom aleküm’ kelimesini tanrının selamı sanıp ‘Selamın Aleyküm’ diyen insanlarla yaşıyorum..
Ben 5 vakit ezanla, Ramazan gecesi davulla, ekranlarda dinî masallarla, ödediğim vergiler diyanete harcanarak yaşıyorum.
Bütün bu haksızlığa vicdanım razı gelmediği için İslam’ın ve insanlığa zarar veren tüm inanışların karşısındayım…”**

* Mit: Geleneksel olarak yayılan ya da toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren, tanrı, tanrıça, evrenin doğuşu ile ilgili imgesel, alegorik bir anlatımı olan halk öyküsü, mitos. Halk arasında, gerçeği yansıtmayan olaylar hakkında kullanılır. Efsane, hurafe vb.

**Alıntı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

192 kere okundu