“Dersim’in kayıp seslerinin izinde” bir yolcu; Cafer Yüceer.

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 920 post in this blog.

mawe xêr di; fazla güzellemeye gerek olmadığını düşünüyorum. keza bıra Cafer Yüceer, Munzur gibi çığlık çığlığa, serin ve mavi akan, dağların asi rüzgarıyla mısayıv olmuş, zembul kokusunu işlediği içli ve güzel şiirlerinde yeterince bir güzellemeyi yapıyor… uzun zamandır bıra Cafer Yüceer ile tanışırım ve takip ediyorum. gördüğüm, Dersim’e dair yazdığı o upuzun şiirlerinin her geçen gün daha da zenginleştiği ve geçmişten bize kalan bir şeyleri, adeta bir teverik gibi verdiğidir… Dersin ki bizi elimizden tutarak, o kadim coğrafyanın yıkık ve viran olmuş, dağ ve vadi köylerinden bir bir gezdirerek, her adım attığımız yıkık ve virane olmuş, geriye birkaç çengel diş gibi kalarak pag haline gelmiş o yurdumuzun, şimdi kocaman olmuş çocuklarının, o neşeli gülüşmeleri ve konuşmalarının sindiği taş duvarlı, toprak damlı evlerinden, dağ, bayır ve meralarından, geriye kalanlarla bizi buluşturuyor… her seferinde, bir zamanlar bir yaşama tanık olmuş, hüzün kokan ve lal olmuş bir taşı kaldırıp, eskimiş ve yıpranmış, fakat hala içerisindekini muhafaza eden, Kırmanciye kokan, ninemizin giydiği o çiçekli pazen bezlere sarılmış, geçmişteki yaşantımıza dair izleklerden kalan bir şeyleri, Kırmancki dilinin o yüce ruhunu, Munzur maviliğinde Türkçe ile ustaca harmanlayarak, yüreğinin derinliklerinden gelen bir duygu ve coşkuyla bunu nesir türündeki bu şiirlerinde ilmek ilmek işlemektedir… Khekê İsmailê Khekıli’nin dediği gibi, “Heq, keşi isonê axrete re dêndar meverdo.” Biz de bıra Cafer gibi, öyle bir yaşayalım ki risıpe’lerimizin  bu sözündeki gibi geçmişteki atalarımıza borçlu kalmayalım. Bıra Cafer; wes u var ve, pir u khal ve, bımane weşiye de! (cilagazete, editör)

“Dersim’in kayıp seslerinin izinde” bir yolcu; Cafer Yüceer.

“Dersim’in kayıp seslerinin izinde” bir yolcu; Cafer Yüceer.

“Biz, zaten yan yan ve göz gözeydik”

O Munzur Dağları’nın Pulur düzüne yakın

Dağ mezraasında buluşurken

O vakitler toyduk

Kır çiçekleri gibi tomurcuklanmış

Koklanmaya sevilmeye değer

Kollarımız kartal kanatları kadar

Sevgileri kucaklamak adına bir o kadar geniş

Gözlerimiz henüz gözyaşlarıyla

Yüreklerimiz hüzün dolu ayrılıklarla tanışmamıştı.

Biz o çağlarda tam vaktinde sevimli

Uçan kuş misali özgür ve bir o kadar berrak

Hele ki bakışan gözler

Birbirine uzanan eller

Gülümseyen çehre

Bin yıllığın kuraklığını yaşayan dudaklar

Suyla buluşma sevincini yaşar gibi bayramlarla iç içe

Masum günahsız görünmekteydi…

Her şey görülmeye

Anlatılmaya

Yaşanmaya değerdi…

*

Ansızın bir yerlerden düğmeye basıldı

Sanırım zaman durduruldu

Güneş battı doğmaz oldu

Baksana sabahın fecrinde boynuma

Suçluymuşum gibi

Kanlı günahkar gömleği giydirildi

Gayeleri sevgilerden alıkoymak

Ama telaşa kapılma sakın

Ağlama…

Çünkü sen o gönlümün mavimsi

Renk renk baharların uçuşan perperiği

Hayran kaldığım dağların nazlı çiçeği

Kara günlere gelemez tez solarsın

Sana nasıl kıyabilirim ki…

Gün nasıl doğarsa doğsun

Doğan her gün bizim günümüzdür

Biz yirmi dört saat bir ömür boyu zaten yan yana

Göz gözeydik…

*

Taş duvarların önünde dizdiler tek tek

Eller arkadan kelepçelendi

Ayaklar bir ağacın iki dalı; birbirinden uzak

Fırtınadan yarılırcasına

Can acılar içinde

Göz

Çehre taş duvarın soğukluğuna hapsedilmiş

Takatsız

Güçsüz

Fersiz bırakılmakta

Güneş arkalardan dokunur sırtıma omuzlarıma çöker

Tepeden iner balyoz gibi başa

Gözleri karartır

Bir his dünyası oluşur ciğerleri içte parçalarcasına

Bir beyin göçü

Bir sürgün

Yeni bir yolculuk

Bilinmez diyarlara

Ayrılık hüsran…

*

Yeni bir gün başlar içte ciğerimin bir kıyısında

Bütün bahar kelebekleri kanat çırpar

O bizim köyün dağ geyikleri kaçışır

Mahrum bırakılır ruhum özgürlükler ülkesinden

Dağların derinliklerinden başlar gece yolculuğu

Dört duvarın arasında buluşturulur

Yalnız bırakılır insan kaderiyle…

Adı üstünde dört duvar tümden karanlık

Nemli soğuk

Karadeniz’in sert dalgaları kayalıklara vurur gibi

Dipleri bulanık

Boğarcasına hırçın öfkeli

Kabul edilmez bir kavga

Ama alışmak gerek

Bağırtılara

Acılara

Çığlıklara

Kulaklara düşen anne çığlıklarına…

*

Sevdiğim bu tür çığlıkları bilmen hissetmen gerek

Hani seninle yirmi dört saat göz göze

Yan yanaydık ya

Seni düşünüyorum şimdilik…

Kendimle barışık bir dünya yaratmak zorundayım

Bundan başka bizlere seçenekler sunulmamış

Bırakılmamış

Hepsi birer birer ellerimizden alınmış

Yasaklarla devam eden zorlu bir yaşam

Zaten hücrede masa yok

Kağıtlar alıkonulmuş

Kalemin ucu körelmiş

Gözyaşlarını dökmek

Yalvarmak bir şey ifade etmez

Bir tek künyem boynumda asılı

Dedemden hatıra

Gururlu onurlu incinmemiş

Bana ilham olmakta neşeli ve yol göstermekte

Bir seni

Bir de memleketimi hatırlatır…

*

Karanlıkta hücre duvarında ki her bir kıpırtı

Sanırsın ayrı ayrı memleket manzarası

Bazen seninle el ele karlı dağların arasında

Bazen masmavi gözlerin gibi sakin sessiz suskun göller

Berrak çağlayan sular

Çehrene inen ufukların kızarıklığı gibi al al

Dudaklarında beliren haz

Her şeye bedel karşılıksız bırakılan öpücükler…

Biliyor musun sevdiğim burada

Hasret kaldığım simaları

Kokladığım kokuları

Okşadığım saç tellerini

Ay şavkın da vurulduğum tenin renklerini

Doyumlarını hatırlatır

Ciğerden ok vurmuş gibi kıvrandırır…

*

Bir gün olur ya; yolun düşerse buralara

Yalnız başına; puşi sarılı başın, gülümseyen yüzünle gel

Gözlerin çehren sakın yaş bağlamasın

Saçlarının her bir teli altın sarısı dağları

O karlı dağları hatırlatsın

Zembul koksun

Şilan çiçeği mor sümbül lale nergis görünsün…

Buram buram güzelliklerle özlenen memleket

Sevdalar anılar daha nice niceler

Çocuklar anne baba sevdiklerim…

Değme keyfime zaten son günün demindeyim

Yatağım üstüm başım nem kokar

Derin derin aralıksız öksürmekteyim

Körelmiş, tükenmiş bir kalemim

Sana hitaben karalanmış bir mektubum

Biraz okunaksız karmakarışık eğri böğrü ter kokan…

Sanma sana değer vermediğimden

Sen benim boynumda asılı künyem

Seni gören göz

Sesini duyan kulak

İdrak eden akıl

Sahiplenen paha biçilmez yürek olu vermişsin

Yıllardır yüreğim de

Jar u diyarların kertlerinde ki mumlar gibi yanar durursun…

*

Biliyorum

Sen de hak verirsin ki karanlık bir hücrede

Esaret altında yazılanlar anca bu kadar olur

Kusuruma bakma…

Oy kurban olduğum

O dağların poyraz esen havasıyla gel

Dolan kanayan ciğerlerime tut

Avuçlarında birkaç damla kar kertiklerinden damlayan damlacıklarla gel

Kanayan dudaklarıma defalarca sür

Merhem diye

Süzülen beyaz bulutların gölgeleri altında

Simdi yeşile boyalı topraklara al götür…

Ruhum kuş tüyü kadar hafif

Bıra Cafer Yüceer’in Fam Yayınları’ndan çıkan anı türündeki ilk eseri.

Koynunda yıllarca sakla…

Avuçların içlerinde uğur böceği gibi

Bahar perperiğine benzer aydınlıklara uçur tursan eğer

Özlediğim topraklarda

Memleketimde

Gözlerinde

Yüreğinde ruhum

Sayende özgür kalır…

Cafer Yüceer

23 Gulan 2019

Yanıt “Dersim’in kayıp seslerinin izinde” bir yolcu; Cafer Yüceer.

  1. Cafer Yüceer 19/07/2020 de 20:53

    Beni ancak benim gibi terk edenler, acı çekenler, ayrılık yaşayanlar anlar. Beni ancak benim gibi hüzünlü olan, yarası kanayan, her seferinde topraklarından sürgün edilmiş, kıyım geçirmiş insanların muhabbetlerine meyman olan, sızlayan, gözyaşı döken anlar. Beni ancak kaderine suskun kalan bir annenin hıçkırıkları arasında bir lokma ekmeğin boğazda düğümle nişine tanık olanlar, uykuları kaçan, yollara düşüp köyüme gitmek istiyorum diyen vicdan sahipleri anlar… Beni anlayanlardan biri de Sevgili Ercan Gur. Onun bana katkısı tartışılmazdır. Ercan kardeşimden esinlenerek bu günlere geldim. Bu güzel duygularla düşüncelerle ömrümün son yapraklarını doldurmak Ercan Gür ve onun değerinde olan kişilere,sizlere borçluyum. Sizlerden öğrendiğimi, bir gün sizlere bırakmayı umut ediyorum. Biz birbirimizin tamamlayıcısı, birbirimizin ortak çözüm noktasıyız. Bir nevi ortak akıl. Hüzün kokan topraklarda cevahir değerinde ki gizlenmiş büyüleri gün ışığında aydınlatmak için çaba sarf ediyorum, edeceğim. Ercan bu konuda doğru bir tanımlama yapmış. Eksik olmasın. Eğer bir roman yazarsam. Kitabımın ilk sayfasına şu notu düşeceğim…Çok önemsedim. Ercana olan borcumu bu yolla ödeyeceğimi düşünüyorum…”hüzün kokar memleketim”; “kayıp seslerin izinde bir adam”, bu hüznü yüklenir getirir dağlarımdan…Ercan Gür…

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

351 kere okundu