Deve, çöl dikeni ve Dersimliler – Hüseyin Sevinç

Deve, çöl dikeni ve Dersimliler

 

Harese nedir, bilir misin oğlum?

Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani.

Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır.

Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.

Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar.

Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider.

Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir.

Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir.

Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.

Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Zülfü Livaneli “Huzursuzluk” Kitabından

………..

 

Dersim’de yaşananlar bana yukardaki Deve ve dikeni çağrıştırıyor. Nedense kan dökmek, can almak devenin dikenden aldığını zannettiği tat misali, insanları daha da can almaya iştahlı kılıyor.

 

Bu nasıl bir ruh hali? Bu çıldırmışlık, bu can alma hevesi neden insanları insanlıktan çıkarıyor? Bunca ölüm, bunca kan deryasında yaşamak zorunda mıyız?

 

İnsan kendi düşünce ve inançlarının esiri veya kölesi olunca, uğruna işleyeceği cinayetten vaz geçmeyi ihanet sayıyor. Asıl ihanetin bu can alma ile başladığını aklına getirmeden, deve misali farkına varmadan kandan beslendiğini fark edemiyor. Böylesi bir akıl ve ruh sözde insanlığın yolunu açmaya aday olduğunu, insanlığı kurtaracağını da tekrar tekrar söylemeden edemiyor.

 

Evet devenin yanılsaması nasıl da benziyor şu Dersim’de yaşananlara. Dersimli, bir başka Dersimlinin kanından besleniyor. Tıpkı devenin kendi kanından beslendiği gibi.

 

Birilerinin, bunu yapanlara bu durumu hatırlatması veya bunları uyarması gerekiyor. Görülen o ki, bu kandan beslenenler yaptıklarının farkında değiller. Öfke ve kin duyguları, inançlarının yükü altında ezilmiş o bünyeleri anlaşılan sorunun farkına varmaya müsait değil.

 

Bunlara birileri bunu hatırlamalı. Sorunla yüzleşme, yaşananları sorgulama gerekliliği mutlaka hatırlatılmalı. Değilse Dersimliler kendi kanları ile kendilerini bitirecekler.

 

Dersimli Analar yeter artık akıttığımız göz yaşları diyebilmeli. Dersimli aydınlar, sanatçılar suskunluğundan kurtulabilmeli; yeter bunca ölüm, son bulmalı bu şiddet diyebilmeli. Dersimli yaşlılar oğul ve kızlarımıza bu ölüm ve kan deryası reva değil, biz onları canlarımızı öldürmek için yetiştirmedik diyebilmeli. Gençlerimiz bu ölüm yeter bize, daha fazla ölüm daha fazla yıkımdır Dersim için diyebilmeli. Kutsal toprakların hakkı için yediden yetmişe her Dersimli burada kan bitmeli, ölüm son bulmalı diyerek tepkisini mutlaka göstermelidir. Susmak, konuşmamak; acıyı içimize çekmek, dertlerimizin katlanarak bizi daha da fazla ölüme yakınlaştırdığını dile getirmek zorundayız ya da bunun farkında olmalıyız.

 

Bunun için toplumun her kesiminde ciddi bir farkındalık yaratılmalı. Dersimliler bu gidişata artık son verin diyebilmelidir. Sonuçta ölüm biz Dersimlilere geliyor. Gençlerimiz inançları için bir bir ölüyor. İnsanlarımız şu ya da bu suçlama ile infaz ediliyor. Sonuçta olan yine Dersimlilere oluyor. Ölüm Dersimlilere geliyor.

 

Dersimli anaların göz yaşları kurudu. Toplum ölülerine ağıt yakamayacak kadar duyarsızlaştı. Çöktü. Dersimli sözde aydınlar, sanatçılar suskun. İnsan hakları kuruluşları dillerini yutmuş. Korku tüm Dersime çökmüş bir vaziyette.

 

Korkudan mı, duyarsızlıktan mı veya gerçekten olanlar onaylanmakta mı, onu da kestirmek zor. Fakat açık ve kesin olan Dersimlilerin sahipsiz ve kimsesiz olduklarıdır. Ya da ben öyle düşünüyorum.

 

Dersimlilerin kendi kutsal topraklarına yabancılaşma süreci, beraberinde Dersimin kutsal büyüsünü de bozmaya neden oldu. Temel sorun yaşanan bu yabancılaşmanın farkına varmak, o toprakların can damarı Kızılbaş-Alevi yaşam hukunun, felsefesinin yeniden hayat bulmasına kapılarımızı aralamak olmalıdır. Kapansın ölüm kapıları bir daha açılmasın. Bu hasret bizim, diyelim ve eyleyelim bir yürüyüş hep birlikte…

 

Hüseyin Sevinç, 25.09.2017

(Visited 130 times, 1 visits today)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

398 kere okundu

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone