“DEZA-PAR; Türkiye’de yok sayılan bir halkın çocuklarıyız…”*

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 908 post in this blog.

Bizler, yok sayılan bir halkın çocuklarıyız. Dilleri, kültürleri, tarihi yok sayılmış bir halkız; ama bu bizim kültürümüz. Bu siyasal partinin varlığı diğer siyasal partilerin bizi görmezden gelmesinden kaynaklıydı. Biz kendimiz ile ilgili olarak eğitim dilimizin olmasını istiyoruz. Dilimizin, kültürümüzün kaybolmamasını, anayasal güvence altına alınmasını ve demokratik yollardan vatandaşlık haklarımıza kavuşarak yeni bir vatandaşlık sözleşmesi talep ediyoruz…

Kendilerini “yok sayılan bir halkın çocuklarıyız” şeklinde gören ve betimleyen partinin genel başkanı Dilaver Eren, DEZA-PAR adıyla siyaset alanında hakkı olan yeri alacak gibi:

 

Türkiye’de iki yıl önce “Zaza Halk Partisi” olarak yola çıkan, ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Bölge, ırk esasına göre parti kurulamaz” uyarısı üzerine önce “Yenilikçi Değişim Partisi” adını alan oluşum, adını değiştirerek “Demokrasi Zamanı (DEZA-PAR)” ismiyle bir siyasi parti olarak siyaset kulvarına dahil oldu. 1 Eylül’de Ankara’da yapılan kongresiyle partinin genel başkanlığına ise Dersim kökenli  bir mühendis olan Dilaver Eren seçildi.

 

“Deza” Zazaca bir kelime ve “kuzen” anlamına da gelmektedir. Böylelikle partinin dayandığı toplumsal tabanda var olan en büyük sorunlardan olan “ana dil sorununa” bir gönderme yapılarak konuya duyarlılık ve farkındalık yaratmak amaçlanmış. Bu isimle kongresini tamamlayan parti, Türkiye’de seçim kulvarındaki yerini, yeni bir kadro ve büyük bir heyecanla aldı. Ve önümüzdeki süreçte ülke seçimlerine katılabilmek için kısa zamanda en az 41 ilde örgütlenmeyi hedefliyorlar.

 

Bu yeni görevine seçilen parti Genel Başkanı Dilaver Eren, gerek ulusal gerekse uluslararası basından buyük bir ilgi ve teveccüh gördüklerini, bunun da kendilerini umutlu ve mutlu kıldığını belirtiyor. Bu ilginin bir sonucu olarak, birden çok basın yayın kuruluşuna röportajlar veren Eren, partilerinin  gelecekteki politik vizyonuna dair şu açıklamalarda bulundu:

 

“Kutuplaşma yerine evrensel değerleri-insanlık vadediyoruz”

 

“DEZA-PAR Türkiye’ye insanlık vadediyor. Demokrasi vadediyor. Şu anda kutuplaşmış politikalar nedeniyle linç kültürü var. Bir tarafta siyasal İslamcı bir bakış diğer taraftan militarist bir yaklaşım. Bir taraftan aslen Kürt tabanına dayanan ama sonrasında demokratik cumhuriyete evrilen bir HDP var. Bir de öte yanda ırkçı söylemleri olan siyasi partiler var. Bütün bunlarla gördük ki, bu toplumların bir arada yaşayabilmesi, bu kutuplaşmadan kurtulabilmesi için böyle bir demokratik yol gerekiyor. İşte biz de böyle bir demokratik yoluz. Her şeye rağmen kimseyle hesaplaşma içerisinde olmadan, ‘Gelin insanileşelim ve doğuştan gelen hakları savunalım’ diyoruz…”. (Gazete Duvar’dan Serkan Alan röportajından).

1 Eylül’de Ankara’da yapılan kongre salonundan.

 

“Demokrasi vadediyoruz”

 

“Partimiz, demokrasi vadediyor. Sadece Zaza coğrafyasında değil, bu mücadeleye saygı duyan bütün halklar, Kürt, Türk halkları ve Anadolu’da yaşayan bütün halklarla bu siyasi hareketi yürütmek istiyoruz. Çerkezi, Rum Pontusu, Ermenisi, Süryanisi… Bu topraklarda yaşayan bütün kültürlerin tamamıyla birlikteyiz. Çok sıkı bir çalışmayla, mazbatalarımızı alır almaz il ilçe teşkilatlarımız ile hemen harekete geçireceğiz…”. (BasNews’ten)

*

“Sadece bir etnisiteye hitap etmiyoruz”

 

Sadece Zazaların değil, Zazalar gibi yok sayılan halkların kültürlerini, dillerini ve tarihlerini Anayasal güvence altına almak, yeni bir vatandaşlık sözleşmesi ile barışık bir şekilde yaşamak istiyoruz. Türkiye’de doğrudan demokrasiye geçilebilmesi, bu kavramın içselleştirilebilmesi için bu sorunlarla yüzleşmesi ve toplumun birbiriyle helalleşmesi gerekiyor.

 

“Varlığı yok sayılanlar, dönüp bizi yok saysın istemiyoruz”

 

Ana aksı Zazalar olan bir siyasi partiyiz. Ama biz kendine zulmedene benzemek istemeyen bir siyasal partiyiz. Biliyorsunuz mazlum biraz hak elde edince kendini yok sayan ve zulüm edene benziyor ve diğerlerini de yok sayıyor. Mesela Kürt hareketi böyle bir siyasi hareket oldu. Biraz siyasal ve sosyal haklarına kavuşunca Zazaları yok saydı. Geçmişte de Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri dağlık Türkler olarak tanımlıyordu. Şimdi de Kürt arkadaşlar Zazaca’yı Kürtçenin bir lehçesi olarak görüyorlar. Zaza halkının varlığını önemsemediler. Önemsese idiler böyle bir siyasi harekete de gerek kalmayacaktı. Keşke Türkiye’deki siyasal partilerin programında bu bölgede yaşayan ve yok olmakta olan kültürlere ilişkin çözümleme olsaydı. Biz de ‘DEZA’ kısaltmasını kullanarak subliminal bir mesaj verdik…”. (Rudaw.net röportajından).

*

Dilaver eren, Birgün Gazetesi’nden Birdem Demir ile.

“Yok sayılan bir halkın çocuklarıyız”

 

Dilleri, kültürleri, tarihi yok sayılmış bir halkız ama bu bizim kültürümüz. Bu siyasal partinin varlığı diğer siyasal partilerin bizi görmezden gelmesinden kaynaklıydı. Biz kendimiz ile ilgili olarak eğitim dilimizin olmasını istiyoruz.

 

Dilimizin, kültürümüzün kaybolmamasını, anayasal güvence altına alınmasını ve demokratik yollardan vatandaşlık haklarımıza kavuşarak yeni bir vatandaşlık sözleşmesi talep ediyoruz. 20-30 yıl öncesine kadar Türkler Kürtleri yok sayıyordu. Şimdi de Kürtler Zazaları. Örneğin hiçbir Kürt siyasal hareketi Zazaların varlığını kabul etmiyor ve “Zazaca bir lehçedir ve onlar da Kürtlerdir” deniyor. Biz, Kürtler ile birbirimizi dil açısından yüzde 10 düzeyinde bile anlamıyoruz. Biz yalnızca Zazaların değil, haklarına kavuşamayan bütün halkların da tercümanı olmak dışında, onların da bizimle birlikte örgütlenmelerini, bu partinin onların da bir aracı olduğunu bilmelerini istiyoruz.

 

“Eşit yurttaşlık”

 

Amacımız eşit yurttaşlar gibi yaşamak. Kimsenin kimseden ayrıcalığı olmasın. Biz siyasal bir partiyiz ve temel insan haklarımıza kavuşmak istiyoruz. Bölgede doğru ekonomik politikaların uygulanmasını, pozitif bir ayrımcılık yapılmasını istiyoruz.

 

“Diğerlerinden çok farklı bir dilimiz, örgütlenme anlayışımız olacak”

 

Demokrasi vadediyoruz. İnsanlaşırsak her şeyin üstesinden gelebiliriz. Şu an ne yazık ki insanlık dünyasının bir bileşeni değiliz. Anti demokratiğiz. Kadın, çevre, çocuk anlamında ve birçok konuda hoyratız. Bu kötülüklerin hepsinden sıyrılmanın tek yolu yüzleşerek kabullenmektir. Kabullendiğimiz andan itibaren bu topraklarda kendimizi çok geliştiririz. Bu anlamda da bizim siyasal partimizin yolu bu olacaktır. Diğerlerinden çok farklı bir dilimiz, örgütlenme anlayışımız olacak…”. (Birgün Gazetesi’nden Birdem Demir röportajından)

 

haber derleme: Çilagazete-editör.

 

*Dilaver Eren kimdir:

 

1962 Dersim (Mameki-Tunceli) Nazımiye doğumlu. Nazımiye’de doğduğu için kendisine yörede inanç mekanı olarak bilinen Dersim Raa Heq inancında yeri çok ulvi olan bir evliyanın adı verilmiş: ‘Düzgün’ Dilaver Eren. Düzgün Dilaver Eren doğduğunda, babası Nazımiye’de memurmuş. Sonraları Diyarbakır, Elazığ ve İstanbul’da Lise Edebiyat öğretmenliği yapmış.

 

Aile, köken olarak Dersim’in Kutuderesi’nde yerleşik Haydaran Aşireti’nden. Ancak aşiret içi kavga nedeniyle ve farklı serüvenler sonrası 1800’lü yılların başında Ovacık ilçesi, Zeranik (Yeşilyazı) köyüne yerleşmiş. Dilaver Eren yüksek öğrenimini İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi- Elektrik Mühendisliği’nde tamamlar. Achen Teknik Üniversitesi’nde ise master yapar. Bu sebeple uzun yıllar Almanya ve İngiltere’de yaşamış. Son olarak Yeditepe ve Bahçeşehir üniversitelerinde yönetici-danışman olarak proje derslerinden sorumluk almış. Ancak bir süre önce Akp iktidarı tarafından verilen talimatla bu işine son verilmiş. Şimdi serbest mühendis olarak çalışmaktadır. Serdar, Dıle Deniz isimli bir oğul ve kız çocuğu babasıdırlar.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

194 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”