Ehl-i Hak topluluklar – Ali Kaya

Sayın Ali Kaya’nın 21-22 Eylül 2013 tarihlerinde Uluslararası Tunceli (Dersim) Sempozyumuna verdiği sunumu, yazının uzunluğu nedeniyle bölümler halinde gazetemizde okuyucularımız ile paylaşacağız. ÇILA GAZETESİ

—————————————————————————————————————————————————————

2. ULUSLARARASI TUNCELİ (DERSİM) SEMPOZYUMU

                                                                                                           21-22 Eylül 2013

Ehl-i Hak Topluluklar (İran Alevileri) ile Dersimliler’in İnanç Zemininde Karşılaştırılması

 

Ali KAYA*

 

                                                    ÖZET

  1. I.      BÖLÜM: “EHL-İ HAK”KIN ANLAMI ve EHL-İ HAK’LAR’IN KISA TARİHİ
  1. I.     1.Ehl-i Hak”kın kelime anlamı ve tarihsel dini anlamı

    alikaya1

    Tarihçi-Yazar. Başlıca eserleri (tarih sırasına göre): Tunceli Kültürü (1995), Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi (1999), Deylem’den Dersime-İran’a Seyahat (2001), Dersim Yazıları-Dil, Kültür ve Eğitim Üzerine Denemeler (2002), Sevdan Yüreğimdir (Şiir-2003), İlçemiz Hozat (2004), Dersim’de Kökler Doğa-Kültür-İnanç (2006 )Alevilikte Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (2006), Dersim’de Dil ve Kökler (2008), Alevilikte İnanç Sohbetleri (2008,.Alevilik ve Dersim Üzerine Seçme Yazılar(2012),Seçme Konferans Tebliğleri ve Makaleler (2013)

  1. I.      2. Ehl-i Hak inanç topluluklarının yaşadığı coğrafya
  1. I.      3. Ehl-i Hak inanç topluluklarının etnik dağılımı

 I.  4. “Ehl-i Hak’lar”ın İslamiyet içi bir topluluk olarak

geçmişi: Ortaya çıkışları ve gelişmeleri

  1. II.    BÖLÜM: EHL-İ HAK’LAR’IN İNANÇ SİSTEMİ

II. 1. Ehl-i Hak’lar’da Allah kavramı ve Allah’ın Hz. Ali ve ulu kişilerde zuhuru (ruh göçü/reenkarnasyon)

II.  2. Ehli-i Hak inancında dünyanın ve insanın gelişimi

II. 3. Ehl-i Hak inancında iman’ın şartları

    II. 3. 1. Hz. Âdem’in dininden olmak

    II. 3. 2. Hz. İbrahim’in(as) milletinden olmak

    II. 3. 3. Hz. Muhammed’in ümmetinden olmak

    II. 3. 4. On İki İmamların mezhebinden olmak

    II. 3. 5. İmam Ali (as) velayetine iman

    II. 3. 6. Ulul Emre (Emir Sahibine) itaat etmek

II. 4.Ehl-i Hak’lar’ın kutsal kitapları ve metinleri,

Ehl-i Hak inancını açıklayan kaynaklar

II.  5. Ehl-i Hak’lar’ın ibadetleri, ibadet törenleri ve kutsal yerleri

     II.  5. 1. İbadetleri ve ibadet törenleri

II.  5. 2. İbadet erkânları (kuralları)

II.  5. 3. Ehl-i Hak Tarikatında Cem ayini

II. 5. 4. Ehl-i Hak’kın kutsalları

II.  6. Ehl-i Hak tarikatında özel ibadetler

II. 6. 1. Namaz veya Niyaz

II. 5. 2.  Oruç

II. 5. 2a. Muharrem orucu

                             II. 5. 2b. Ehl-i Hak’ka has oruç

II.  7. Ehl-i Hak’lar’ın tanınmış velileri ve önderleri

II. 7. 1. Buhlul

II. 7.  2. Şah Fazl-e Nuri

                        II. 7. 3. Baba Serheng

                       II. 7. 4. Mübarek Şah

II. 7. 5. Baba Navus

                     II. 7. 6. Sultan İshak

III. BÖLÜM: EHL-İ HAK MEZHEBİNİN KOLLARI 

III. 1.  Yaresan’lar

III. 2. Kakai’ler

  1. III.                3. Ali İlahi’ler
  1. IV.               4. Tayfesan’lar, Kalenderi’ler

 

IV. BÖLÜM:  ANADOLU ve DERSİM ALEVİLİK’İ

V.  BÖLÜM: EHL-İ HAK’LAR (İRAN ALEVİLERİ) ile TÜRKİYE-DERSİM ALEVİLERİNİN İNAÇLARI ARASINDAKİ BENZERLİKLER ve FARKLILIKLAR

SONUÇ

 

                                                           ÖZET

Türkiye’de Aleviler, İran’da Ehl-i Hak’lar (İran Alevileri), yazılı bir tarihe sahip olamamaları, inançlarını öğrenmelerine getirilen sürekli ve sistematik engellerden dolayı, her zaman, dünyada kendileriyle benzer inanç ve tarihsel geçmişe sahip toplumlarla olan ortak noktalarını görme ve öğrenme sorunu yaşamışlardır. Bu durum, kendi kültürel değerleri ve tarihsel inançları başta olmak üzere, yaşamalarını da olumsuz etkilemiştir.

İran’da Ehli Hak’lar (Ali-İlahi’ler, Kalenderi’ler, Yâresan’lar, Tayıfasıl’lar ve Irakta Kakai’ler) ile Anadolu Alevilerinin karşılaştırmasını esas alan bu araştırma, gözlem, görüşme ve kaynak taramaya dayalı olarak yapılmıştır.

Varılan sonuç: Alevilikte Allah sevgisi, Hz. Muhammed sevgisi, Hz. Ali sevgisi ile Ehl-i Beyt’e bağlılık, Aleviliği İslâm’ın özü olarak görmenin temelini oluşturmaktadır.

Dersimde Alevi inancı yüksek ahlak ve köklü bir tarihi geleneğe sahiptir.

Aleviler, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin üstün niteliklerinin ve Kuran’ın içsel anlamının başta Hz. Muhammed ve Hz. Ali olmak üzere, Ehli Beyt ve Yedi Ulu Ozan[1] gibi tasavvuf derinliği olan kişilerce keşfedilmesinden dolayı, Alevi İslâm inancını içselleştirerek savunmuşlardır.

Hacı Bektaşi Veli, Alevilerin beslendiği kaynaktır. İlim, İrfan, barış ve sevgi pınarıdır. Alevilerin en öndeki ser çeşmesidir.

Dersim Alevileri başta olmak üzere, Anadolu Alevilerinin tarihsel geçmişleri inançları ve kültürel değerleri, İran Ehli-i Hakları (İran Alevileri) ile önemli ölçüde örtüşmektedir.

Gerek Anadolu Alevilerine gerekse İran Ehl-i Hak’larına göre, Ehl-i Beyt  ile ilgili tarihsel gerçekler yüzyıllarca hep hasıraltı edilip gizlenmiştir.

Yüz yıllarca Aleviliğin yalan yanlış algılanışına yol açan bilgi kirliliğinin giderilmesi için, tarihsel gerçeklik zemininde araştırmalar yapılıp derinleştirilerek bu konudaki gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması gerekmektedir.

Bu araştırmalar, toplumların kendi geçmişlerini sağlıklı ve güvenilir kaynaklardan öğrenmelerini sağlayacak; aynı zamanda da birbirlerini doğru algılamalarına da kaynaklık edecektir. Böylece, bir zenginlik oluşturan farklı kültürleri öğrenme ve edinme temelinde birlikte yaşama ve demokrasi kültürü de gelişip güçlenecektir.

[1] “Yedi Ulu Ozan”: Seyit İmad’det-din Nesimi (14. yy), Yemini (15. yy), Fuzuli (16. Yy), Şah İsmail Hatayı (16. yy), Viranı (16. Yy), Pir Sultan Abdal (16. yy), Kul Himmet (16. yy).

 

I. BÖLÜM: “EHLİ HAK”KIN ANLAMI ve EHLİ HAK’LAR’IN TARİHİ

I. 1.Ehl-i Hak”kın kelime anlamı ve tarihsel dini anlamı

“Ehl-i Hak”, kelime anlamı olarak “Hak ehli (Allah yolunda) olan (topluluk)”; “Hakikat” yolunu (gerçeği, doğruyu) seçenler, hakikat yolunun mensupları demektir. Alevilikte ise, “Allah adamları” kabul edilen “marifet sahibi” kişiler, “arifler” anlamı taşımaktadır. Kavram, toplumsal tarihte, Batı İran’da Alevi inancından bazı toplulukların adı olarak kullanılmaktadır. Bu incelememizde de “Ehl-i Hak”tan türemiş “Ehl-i Hak’lar” kavramı ile bu inanç topluluğu kast edilecektir.

“Ehl-i Hak” terimi ilk İslami kaynaklarda az da olsa yer bulmuştur. Kuran-ı Kerim’de “müminlerin Hak’ka tabi oldukları” ifade edilmekle birlikte (Muhammed 47.2, 3) hadislerinde “Ehl-i Hak” kavramı geçmez. “Allahın İslam ümmetin batıl ehlinin, Hak ehline gelip gelmesi gibi acı bir tecelliden koruduğu”nu belirten hadis (Ebu Dâvûd, Fiten 1)  dışındaki hadis kaynaklarında “Ehl-i Hak” tamlamasının varlığı doğrulanamamıştır. Bu terimi ilk kullanan kişinin Fazl b. Şâzân olduğu iddia edilmiş ve bu deyişle Şîa’nın kastedildiği söylenmiştir. Bazı kaynaklar ise Ehl-i Hakk’ın Hurufîliğe yakınlığına dikkat çekerek sekizinci hicrî yy’da Azerbaycan Hurufîlerinin kendilerini böyle adlandırdıklarını belirtmiştir. (Babacan, 2005: 214).

Ehl-i Hak kaynakları hakkında en geniş araştırmayı yapan batılı araştırmacı Jean During, “Ehl-i Hak’lar”ı şöyle tanımlamaktadır: “Ehl-i Hak’lar, Tayefesân, Yâresân, Ali İlahi, Kâkâ’î (Irak’ta kullanılır) gibi tanımlamalar ya da isimlerle anılmaktadır. Şeytanperest ve Davudî ise, Ehl-i Hak olmayan kişilerin yakıştırdığı yaftalardır.

“Ehl-i Hakk’a mensup olanlar, inançlarına din ya da mezhep, meslek ya da râh (yol), reşte (kol), fırka (cemaat), â’in (ayin) adını vermekte, dolayısıyla kendilerini tanımlamaları, ayrı bir dinden İslâmî bir yola ya da İslâm’ın bir koluna kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.” (During, 1999’dan aktaran Babacan, 2005: 217).

 Son yıllarda dünya inanç topluluklarını konu alan yayınlarda, adları “Hakikat ehli”, “Hakk’a yakın olanlar”, “hakikat yolunu seçenler”, “hakikate mensup olanlar” anlamlarındaki “Ehl-i Hak’lar (“Yâresan’lar”, “Kakai’ler”, “Ali İlahi’ler”, “Tayefesân’lar”) kendilerinden sıkça söz ettirmeye başlamışlardır.

I. 2. Ehl-i Hak inanç topluluklarının yaşadığı coğrafya

Ehl-i Hak topluluklar (Ehl-i Hak’lar), bugün Irak’ın kuzeyinden başlayıp, İran’ın batı bölgelerinin güneyden kuzeye tamamına kadar uzanan geniş bir coğrafyada dağınık, diğer inanç toplulukları ile iç içe yaşamaktadırlar. Sözünü ettiğimiz bu coğrafyanın özellikle Irak’ta Süleymaniye, Kerkük, Musul ve Hanekin bölgelerinde; İran’da ise, batıdaki Luristan, Kürdistan, Kirmanşah (Zagros Dağları çevresi) eyaletleri ile Zohab, Kirin, Huramabat şehirlerinde ve kuzeye doğru Urmiye gölünden Maku’ya kadar olan dağlık bölgelerde, Tebriz’de, Hazar Denizi’nin güney kıyılarında (Elburz dağları çevresinde), Heştgerd’te, kısmen Tahran, Hemedan, Mâzenderan, Fars eyaletleri ve Horasan’da yaşamaktadırlar.

I. 3. Ehl-i Hak inanç topluluklarının etnik dağılımı

Ehl-i Hak dediğimiz ve aşağıda inanç sistemlerini daha ayrıntılı olarak açıklayacağımız halklar, başlıca Türkmen, Azeri, Gilan, Zaza, Fars, Guran (Kürtlerin Gorani lehçesini konuşan kolu), Arap etnisitelerine mensupturlar. Konuyla ilgili dünya çapındaki önemli araştırmacılardan biri olan Vladimir F. Minorski bir makalesinde, Ehl-i Hak mezhebinin özellikle İran’ın Batı Azerbaycan eyaletinin Maku şehri çevresinde ve Güney Kafkasya’da Gonca havalisinde yaşayan bazı Türkmen aşiretleri arasında da yaygın olduğunu ve Ehl-i Hak inancının Karakoyunlular döneminde Türkmen aşiretleri arasında yayıldığını; Sünnilere göre “koyu râfizi” olan Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın (1437-1467), müritleri arasında “Sultan Al-Ârifin” unvanı ile anıldığını ve Şah İsmail Safevi’nin şiirlerinin bu Türkmen topluluklar arasında yaygın olduğunu belirtmektedir. (Minorski, 1934: 9-16; aktaran: Gülçiçek, 2004: 106-110)

  1. I.     4. “Ehl-i Hak’lar”ın İslamiyet içi bir topluluk olarak

geçmişi: Ortaya çıkışları ve gelişmeleri

Ehl-i Hak’lar’ın felsefesi ve inançları insanlık tarihi kadar eskidir.

Fakat İslamiyet içi bir inanç topluluğu olarak Ehl-i Hak’lar, yazılı kaynaklara göre, İslamiyetlin Arap yarımadasında egemenliğini kurmasından sonra Arapların Ortadoğu’ya yayıldıkları dönemde ortaya çıkmıştır.

İslam dini 7. yüzyılın ortalarına doğru Arabistan’ın dışına çıktı ve karşılaştığı dirençleri kılıç ve ateş zoruyla aşarak yayılmaya başladı. Sasani İmparatorluğu’nun, MS 636’da başlayan Arap seferleri karşısında sürekli yenilgisi ve gerilemesi, 642’deki Nihavend yenilgisiyle çöküş ve dağılmaya dönüştü ve İran Arapların egemenliği altına girdi. İran’da bulunan birçok halklar, istilacı Arapların egemenliğinin ideolojisi olarak gördükleri bu yeni dine geçmeyi reddettiler. Yaklaşık 400 sene boyunca Arapların istilasına karşı savaştılar.

“Yüzyıllar süren mücadele ve yenilgiden sonra, Müslüman olmayı kabul etmeyenlere vergi ödeme seçeneği verildi. Araştırmacı Cemal Nebez birçoğunun vergi ödememek için Müslümanlığa geçtiğini söyler, fakat dağlarda yaşayanlar ne İslam’ı kabul etmek istediler ne de vergi vermeyi kabul ettiler. Bu yüzden temelinin reenkarnasyon (ruhun bir başka bedenle yeniden yeryüzüne gelmesi, ruh göçü) olduğu eski inançlarını yeni biçim altında sürdürmeye devam ettiler.” (Moradi, 1996: 29-30)

Moradi’ye göre, Ehl-i Hak inancı, bugünkü gelişmiş biçimiyle “XI. yy’dan (Hicri 6. yy) beri mevcuttur…”(MORADİ, 1996: 33-34)

İran’da başlayan İslamiyete dâhil bir mezhep olma durumu, zamanla, Irak’ın kuzeyinde yaşayan topluluklara kadar yayıldı. Fakat, kendilerini “Ehl-i Hak” ortak paydasında tanımlayan İran-Irak coğrafyasındaki topluluklar, yöresine göre “Ali-İlahi’ler”, “Kalenderi’ler”, “Yâresani’ler”, “Kakai’ler”,  “Tayefasan’lar” gibi özel adlar aldılar.

Araştırmacı Dr. Golmorad Moradi’ye göre, Ehl-i Hak mezhebinin kurucusu, kimi kaynaklara göre Hz. Ali’nin ölümünden 366 yıl sonra 1025-1027 yıllarında Luristan’da doğan ve ‘Baba Hoşin’ ya da ‘Şah Hoşin’ unvanıyla anılan Mübarek Şah’tır. İkinci dini önder ise, Şah Hoşin’den 244 yıl sonra 1270’te Berzence’de doğan ve 1400’de Hewraman’da Hakk’a yürüyen Sultan İshak (Sultan Sohak)’tır.

“Sultan İshak döneminde Perdiwar’da doğan (Seyyid Ahmed) Baba Yadigar Banzerdeh, Sultan Ishak’ın ölümünden 400 yıl sonra Kermanşah bölgesindeki Tutşami (Dawal Dallan) köyünde doğan Seyyid Mensur’un oğlu ve Seyyid Barekkeh adıyla tanınan Seyyid Haydar (1790-1870) ile 36 dervişi (Çeheltan), Ehl-i Hak inancının yayılmasında önemli rol oynamışlardır. Ehl-i Hak öğretisinin yayılmasında önemli hizmetler sunan diğer bazı dervişler ise şunlardır: Ali Kalender (d. 1450), Seyyid Akabir (d. 1456), İlbeyi Caf (1497-1560), Han Ateş Huristani (17. yy), Seyyid Farzi (18. yy), Şeyh Emir Zulahi (öl. 1725).” (Moradi, 1996: 33-34, aktaran: Gülçiçek, 2004: 106-110; Moradi, 2013: 2).

Ehl-i Hak’lar hakkındaki temel kaynaklardan biri olan Burhan-ul Hak adlı yapıtın yazarı Nurali Elahi’nin (Nur Ali Şah’ın) verdiği bilgilere göre ise, “Ehl-i Hak mezhebinin asıl kurucusu, ‘Sahip-Kerem’, ‘Şah’, ‘Yâr’ unvanlarıyla da anılan ve On iki İmamların 7.’incisi olan İmam Musa Kâzım’ın soyundan gelen Sultan İshak’tır (Sultan Sohak).” (Moradi, 1996: 33-34, aktaran: Gülçiçek, 2004: 106-110).

Sultan İshak Ehl-i Hak’lar’ın kutsal kitabı Divan Gavreh’in yazıcısıdır. Ehl-i Hak inanç toplulukları, inanış ve ibadet olarak Sultan İshak’a (Sohak’a) bağlıdırlar.

Sultan İshak’tan sonra bu inanç sisteminin, Sultan İshak’ın görevlendirdiği on bir “Hanedan” (Mürşid, Seyyid, Ocak) tarafından yürütüldüğü belirtilmektedir. 11 Hanedan şunlardır: 1) Şah İbrahim, 2) Ali Kalender, 3) Baba Yadigar, 4) Seyyid Xamuş (Ğamuş), 5) Mir Sur, 6) Seyyid Mustafa, 7) Hacı Baba İsa, 8) Baba Haydar, 9) Zolnur, 10) Ateş Beg, 11) Şah Hayyas. (Şah, 1987)

Ehl-i Hak inancının temel kitaplarından olan Burhan-ul Hak’kın yazarı Nurali Elahi (Nur Ali Şah) ise, “Ehl-i Hak” kavramıyla tanımlanan inancının geçmişini “Kalubela”ya dayandırmaktadır:

“Ehli Hak; Hak ve hakikat kelimesinden türemiştir. Bunun aslı ‘Kalubela’dan İmam Ali’nin (as) zuhuruna kadar dayanmaktadır. Bu hakikat, her zaman ve mekânda enbiyaların ve hakka mütesil olanların sırrı olarak, olagelmiştir. Bu sır ve hakikat İmam Ali (as)’den İmam Muhammed Mehdi’ye (af) kadar elden ele nakledilmiştir. Bazıları bu hakikati İmamet sırrı olarak tanımlamaktadırlar. Her devran ve zamanda bu sır, o zamanın imamı tarafından bazı has ve özel yaranlarına zamanın şartlarına göre ve ihtiyaç duyulduğu miktarda aktarılmıştır. İmam Ali’nin (as) bazı sırlarını Kumeyl bin Ziyad’a, Salman Farisi’ye, Ebuzer’e, Mikdad’a, Hasan Basri’ye ve başka birkaç kişiye açıklaması gibi. İmam Ali bu sırları kişilerin kapasitesine göre; bazılarına az ve birilerine çok vermiştir. Aynı şekilde İmam Sadık (as), Behlûl ve başka birkaç kişiye sır vermiştir. Sekizinci İmam Rıza da (as) ‘Marufe Kerhi’ye’ ve diğer bazı yaranlarına teveccüh etmiştir (yaranlarının kalbine yöneltmiştir). Bu durum İmam Muhammed Mehdi (af) zamanına kadar böyle devam etmiştir. İmam Muhammed Mehdi (af) gaybet (görünmeme, gizlide olma) döneminin başlangıcında, Ehl-i Hak’kın nakletmiş olduğu bir rivayete göre, en seçkin ve özel sahabeleriyle ‘Biyabas Sac nar[2] denen gizli bir mekânda veya manevi âlemde çok gizli bir toplantı yaptı ve bu toplantıda hükmolundu ki bu hakikat ve sırlar her zamanın velisi ve önderi tarafından özel ve seçkin dostlara iblağ edilsin (ulaştırılsın). Yani gaybet döneminden sonraki velilere ve önderlere iblağ edilsin. Ehl-i Hak Tarikatına göre gaybet döneminden sonra birçok veli ve önder vücuda gelmiştir. Bu kişilerin isimleri tarih ve ariflerin kitaplarında zikredilmiştir.” (Burhan-ul Hak, 1987: 18)

I. BÖLÜM: “EHLİ HAK”KIN ANLAMI ve EHLİ HAK’LAR’IN TARİHİ

I. 1.Ehl-i Hak”kın kelime anlamı ve tarihsel dini anlamı

“Ehl-i Hak”, kelime anlamı olarak “Hak ehli (Allah yolunda) olan (topluluk)”; “Hakikat” yolunu (gerçeği, doğruyu) seçenler, hakikat yolunun mensupları demektir. Alevilikte ise, “Allah adamları” kabul edilen “marifet sahibi” kişiler, “arifler” anlamı taşımaktadır. Kavram, toplumsal tarihte, Batı İran’da Alevi inancından bazı toplulukların adı olarak kullanılmaktadır. Bu incelememizde de “Ehl-i Hak”tan türemiş “Ehl-i Hak’lar” kavramı ile bu inanç topluluğu kast edilecektir.

“Ehl-i Hak” terimi ilk İslami kaynaklarda az da olsa yer bulmuştur. Kuran-ı Kerim’de “müminlerin Hak’ka tabi oldukları” ifade edilmekle birlikte (Muhammed 47.2, 3) hadislerinde “Ehl-i Hak” kavramı geçmez. “Allahın İslam ümmetin batıl ehlinin, Hak ehline gelip gelmesi gibi acı bir tecelliden koruduğu”nu belirten hadis (Ebu Dâvûd, Fiten 1)  dışındaki hadis kaynaklarında “Ehl-i Hak” tamlamasının varlığı doğrulanamamıştır. Bu terimi ilk kullanan kişinin Fazl b. Şâzân olduğu iddia edilmiş ve bu deyişle Şîa’nın kastedildiği söylenmiştir. Bazı kaynaklar ise Ehl-i Hakk’ın Hurufîliğe yakınlığına dikkat çekerek sekizinci hicrî yy’da Azerbaycan Hurufîlerinin kendilerini böyle adlandırdıklarını belirtmiştir. (Babacan, 2005: 214).

Ehl-i Hak kaynakları hakkında en geniş araştırmayı yapan batılı araştırmacı Jean During, “Ehl-i Hak’lar”ı şöyle tanımlamaktadır: “Ehl-i Hak’lar, Tayefesân, Yâresân, Ali İlahi, Kâkâ’î (Irak’ta kullanılır) gibi tanımlamalar ya da isimlerle anılmaktadır. Şeytanperest ve Davudî ise, Ehl-i Hak olmayan kişilerin yakıştırdığı yaftalardır.

“Ehl-i Hakk’a mensup olanlar, inançlarına din ya da mezhep, meslek ya da râh (yol), reşte (kol), fırka (cemaat), â’in (ayin) adını vermekte, dolayısıyla kendilerini tanımlamaları, ayrı bir dinden İslâmî bir yola ya da İslâm’ın bir koluna kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.” (During, 1999’dan aktaran Babacan, 2005: 217).

Son yıllarda dünya inanç topluluklarını konu alan yayınlarda, adları “Hakikat ehli”, “Hakk’a yakın olanlar”, “hakikat yolunu seçenler”, “hakikate mensup olanlar” anlamlarındaki “Ehl-i Hak’lar (“Yâresan’lar”, “Kakai’ler”, “Ali İlahi’ler”, “Tayefesân’lar”) kendilerinden sıkça söz ettirmeye başlamışlardır.

I. 2. Ehl-i Hak inanç topluluklarının yaşadığı coğrafya

Ehl-i Hak topluluklar (Ehl-i Hak’lar), bugün Irak’ın kuzeyinden başlayıp, İran’ın batı bölgelerinin güneyden kuzeye tamamına kadar uzanan geniş bir coğrafyada dağınık, diğer inanç toplulukları ile iç içe yaşamaktadırlar. Sözünü ettiğimiz bu coğrafyanın özellikle Irak’ta Süleymaniye, Kerkük, Musul ve Hanekin bölgelerinde; İran’da ise, batıdaki Luristan, Kürdistan, Kirmanşah (Zagros Dağları çevresi) eyaletleri ile Zohab, Kirin, Huramabat şehirlerinde ve kuzeye doğru Urmiye gölünden Maku’ya kadar olan dağlık bölgelerde, Tebriz’de, Hazar Denizi’nin güney kıyılarında (Elburz dağları çevresinde), Heştgerd’te, kısmen Tahran, Hemedan, Mâzenderan, Fars eyaletleri ve Horasan’da yaşamaktadırlar.

I. 3. Ehl-i Hak inanç topluluklarının etnik dağılımı

Ehl-i Hak dediğimiz ve aşağıda inanç sistemlerini daha ayrıntılı olarak açıklayacağımız halklar, başlıca Türkmen, Azeri, Gilan, Zaza, Fars, Guran (Kürtlerin Gorani lehçesini konuşan kolu), Arap etnisitelerine mensupturlar. Konuyla ilgili dünya çapındaki önemli araştırmacılardan biri olan Vladimir F. Minorski bir makalesinde, Ehl-i Hak mezhebinin özellikle İran’ın Batı Azerbaycan eyaletinin Maku şehri çevresinde ve Güney Kafkasya’da Gonca havalisinde yaşayan bazı Türkmen aşiretleri arasında da yaygın olduğunu ve Ehl-i Hak inancının Karakoyunlular döneminde Türkmen aşiretleri arasında yayıldığını; Sünnilere göre “koyu râfizi” olan Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın (1437-1467), müritleri arasında “Sultan Al-Ârifin” unvanı ile anıldığını ve Şah İsmail Safevi’nin şiirlerinin bu Türkmen topluluklar arasında yaygın olduğunu belirtmektedir. (Minorski, 1934: 9-16; aktaran: Gülçiçek, 2004: 106-110)

  1. II.  4. “Ehl-i Hak’lar”ın İslamiyet içi bir topluluk olarak

geçmişi: Ortaya çıkışları ve gelişmeleri

Ehl-i Hak’lar’ın felsefesi ve inançları insanlık tarihi kadar eskidir.

Fakat İslamiyet içi bir inanç topluluğu olarak Ehl-i Hak’lar, yazılı kaynaklara göre, İslamiyetlin Arap yarımadasında egemenliğini kurmasından sonra Arapların Ortadoğu’ya yayıldıkları dönemde ortaya çıkmıştır.

İslam dini 7. yüzyılın ortalarına doğru Arabistan’ın dışına çıktı ve karşılaştığı dirençleri kılıç ve ateş zoruyla aşarak yayılmaya başladı. Sasani İmparatorluğu’nun, MS 636’da başlayan Arap seferleri karşısında sürekli yenilgisi ve gerilemesi, 642’deki Nihavend yenilgisiyle çöküş ve dağılmaya dönüştü ve İran Arapların egemenliği altına girdi. İran’da bulunan birçok halklar, istilacı Arapların egemenliğinin ideolojisi olarak gördükleri bu yeni dine geçmeyi reddettiler. Yaklaşık 400 sene boyunca Arapların istilasına karşı savaştılar.

“Yüzyıllar süren mücadele ve yenilgiden sonra, Müslüman olmayı kabul etmeyenlere vergi ödeme seçeneği verildi. Araştırmacı Cemal Nebez birçoğunun vergi ödememek için Müslümanlığa geçtiğini söyler, fakat dağlarda yaşayanlar ne İslam’ı kabul etmek istediler ne de vergi vermeyi kabul ettiler. Bu yüzden temelinin reenkarnasyon (ruhun bir başka bedenle yeniden yeryüzüne gelmesi, ruh göçü) olduğu eski inançlarını yeni biçim altında sürdürmeye devam ettiler.” (Moradi, 1996: 29-30)

Moradi’ye göre, Ehl-i Hak inancı, bugünkü gelişmiş biçimiyle “XI. yy’dan (Hicri 6. yy) beri mevcuttur…”(MORADİ, 1996: 33-34)

İran’da başlayan İslamiyete dâhil bir mezhep olma durumu, zamanla, Irak’ın kuzeyinde yaşayan topluluklara kadar yayıldı. Fakat, kendilerini “Ehl-i Hak” ortak paydasında tanımlayan İran-Irak coğrafyasındaki topluluklar, yöresine göre “Ali-İlahi’ler”, “Kalenderi’ler”, “Yâresani’ler”, “Kakai’ler”,  “Tayefasan’lar” gibi özel adlar aldılar.

Araştırmacı Dr. Golmorad Moradi’ye göre, Ehl-i Hak mezhebinin kurucusu, kimi kaynaklara göre Hz. Ali’nin ölümünden 366 yıl sonra 1025-1027 yıllarında Luristan’da doğan ve ‘Baba Hoşin’ ya da ‘Şah Hoşin’ unvanıyla anılan Mübarek Şah’tır. İkinci dini önder ise, Şah Hoşin’den 244 yıl sonra 1270’te Berzence’de doğan ve 1400’de Hewraman’da Hakk’a yürüyen Sultan İshak (Sultan Sohak)’tır.

“Sultan İshak döneminde Perdiwar’da doğan (Seyyid Ahmed) Baba Yadigar Banzerdeh, Sultan Ishak’ın ölümünden 400 yıl sonra Kermanşah bölgesindeki Tutşami (Dawal Dallan) köyünde doğan Seyyid Mensur’un oğlu ve Seyyid Barekkeh adıyla tanınan Seyyid Haydar (1790-1870) ile 36 dervişi (Çeheltan), Ehl-i Hak inancının yayılmasında önemli rol oynamışlardır. Ehl-i Hak öğretisinin yayılmasında önemli hizmetler sunan diğer bazı dervişler ise şunlardır: Ali Kalender (d. 1450), Seyyid Akabir (d. 1456), İlbeyi Caf (1497-1560), Han Ateş Huristani (17. yy), Seyyid Farzi (18. yy), Şeyh Emir Zulahi (öl. 1725).” (Moradi, 1996: 33-34, aktaran: Gülçiçek, 2004: 106-110; Moradi, 2013: 2).

Ehl-i Hak’lar hakkındaki temel kaynaklardan biri olan Burhan-ul Hak adlı yapıtın yazarı Nurali Elahi’nin (Nur Ali Şah’ın) verdiği bilgilere göre ise, “Ehl-i Hak mezhebinin asıl kurucusu, ‘Sahip-Kerem’, ‘Şah’, ‘Yâr’ unvanlarıyla da anılan ve On iki İmamların 7.’incisi olan İmam Musa Kâzım’ın soyundan gelen Sultan İshak’tır (Sultan Sohak).” (Moradi, 1996: 33-34, aktaran: Gülçiçek, 2004: 106-110).

Sultan İshak Ehl-i Hak’lar’ın kutsal kitabı Divan Gavreh’in yazıcısıdır. Ehl-i Hak inanç toplulukları, inanış ve ibadet olarak Sultan İshak’a (Sohak’a) bağlıdırlar.

Sultan İshak’tan sonra bu inanç sisteminin, Sultan İshak’ın görevlendirdiği on bir “Hanedan” (Mürşid, Seyyid, Ocak) tarafından yürütüldüğü belirtilmektedir. 11 Hanedan şunlardır: 1) Şah İbrahim, 2) Ali Kalender, 3) Baba Yadigar, 4) Seyyid Xamuş (Ğamuş), 5) Mir Sur, 6) Seyyid Mustafa, 7) Hacı Baba İsa, 8) Baba Haydar, 9) Zolnur, 10) Ateş Beg, 11) Şah Hayyas. (Şah, 1987)

 

Ehl-i Hak inancının temel kitaplarından olan Burhan-ul Hak’kın yazarı Nurali Elahi (Nur Ali Şah) ise, “Ehl-i Hak” kavramıyla tanımlanan inancının geçmişini “Kalubela”ya dayandırmaktadır:

 

“Ehli Hak; Hak ve hakikat kelimesinden türemiştir. Bunun aslı ‘Kalubela’dan İmam Ali’nin (as) zuhuruna kadar dayanmaktadır. Bu hakikat, her zaman ve mekânda enbiyaların ve hakka mütesil olanların sırrı olarak, olagelmiştir. Bu sır ve hakikat İmam Ali (as)’den İmam Muhammed Mehdi’ye (af) kadar elden ele nakledilmiştir. Bazıları bu hakikati İmamet sırrı olarak tanımlamaktadırlar. Her devran ve zamanda bu sır, o zamanın imamı tarafından bazı has ve özel yaranlarına zamanın şartlarına göre ve ihtiyaç duyulduğu miktarda aktarılmıştır. İmam Ali’nin (as) bazı sırlarını Kumeyl bin Ziyad’a, Salman Farisi’ye, Ebuzer’e, Mikdad’a, Hasan Basri’ye ve başka birkaç kişiye açıklaması gibi. İmam Ali bu sırları kişilerin kapasitesine göre; bazılarına az ve birilerine çok vermiştir. Aynı şekilde İmam Sadık (as), Behlûl ve başka birkaç kişiye sır vermiştir. Sekizinci İmam Rıza da (as) ‘Marufe Kerhi’ye’ ve diğer bazı yaranlarına teveccüh etmiştir (yaranlarının kalbine yöneltmiştir). Bu durum İmam Muhammed Mehdi (af) zamanına kadar böyle devam etmiştir. İmam Muhammed Mehdi (af) gaybet (görünmeme, gizlide olma) döneminin başlangıcında, Ehl-i Hak’kın nakletmiş olduğu bir rivayete göre, en seçkin ve özel sahabeleriyle ‘Biyabas Sac nar[3] denen gizli bir mekânda veya manevi âlemde çok gizli bir toplantı yaptı ve bu toplantıda hükmolundu ki bu hakikat ve sırlar her zamanın velisi ve önderi tarafından özel ve seçkin dostlara iblağ edilsin (ulaştırılsın). Yani gaybet döneminden sonraki velilere ve önderlere iblağ edilsin. Ehl-i Hak Tarikatına göre gaybet döneminden sonra birçok veli ve önder vücuda gelmiştir. Bu kişilerin isimleri tarih ve ariflerin kitaplarında zikredilmiştir.” (Burhan-ul Hak, 1987: 18)

[1]Biyabas: Gel yeter artık. Sac Nar: Sac ateşi.

 

 



*Tarihçi-Yazar. Başlıca eserleri (tarih sırasına göre): Tunceli Kültürü (1995), Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi (1999),  Deylem’den Dersime-İran’a Seyahat (2001), Dersim Yazıları-Dil, Kültür ve Eğitim Üzerine Denemeler (2002), Sevdan Yüreğimdir (Şiir-2003), İlçemiz Hozat (2004), Dersim’de Kökler Doğa-Kültür-İnanç (2006 )Alevilikte Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (2006), Dersim’de Dil ve Kökler (2008), Alevilikte İnanç Sohbetleri (2008,.Alevilik ve Dersim Üzerine Seçme Yazılar(2012),Seçme Konferans Tebliğleri ve Makaleler (2013)

 

[2]Biyabas: Gel yeter artık. Sac Nar: Sac ateşi.

 

About editor

Asmen Ercan Gür has written 903 post in this blog.

10 Yanıtlar Ehl-i Hak topluluklar – Ali Kaya

  1. Koo Sur 23/01/2014 de 14:14

    Zazaların kendi kurumu yok, kendi güçlü dernekleri, kendi partisii yok. Bu durum bizi bölgemizde
    var olan politik grupların baskısıylan, emmesiylen, aktiv insanları emmesiylen, kendine özgü bir güç oluşmuyor. Var olan aktif güç harcanılıyor!
    Bir örnek:
    Kürtler Irakda ve Iranda kendi içindeki Alevi unsurlarını taşıyan, Ehli Haq taraftarlarını, yani Zazayaca çok yakın bir dil konuşan Hawramanları ve Goranları baskı ve şiddet yoluylan kendi içinde eritti.
    Sonra Saddam Irakda Halepçede yaşayan Hawramanları zehirli gaza tuttu. Kürtler ise gücünü hep hem koruyabildi hem de sürekli artırtı.
    Bu gerçekler karşısında Kürtler, yani SORANLAR (Celel Talabani bölgesi) ve Badınanlılar (Kurmanclar, Barzani taraftarları) bir birlerine bile güvenememekteler, bundan dolayı kendi ayrı ayrı partileri ve örgütleri vardır, kendi silahli güçleri vardır!

    Hiç bir örgütü olmayan, henüz hiç bir milli/halkçı hareketi olmayan Aleviler/Dersimliler/Zazalar neye dayanarak Kürtlere güvensinler?

    Orta Doğuda gücü olan, zorba olan ve iktidara gelen kesim, kendi istiğini uyguluyor. Kedisinden olmayana ve güçsüzlere kölelik buyuruyor!
    Acaba Türkiye Kürtleri güçlendikçe yarın o bür gün başka türlü mü yapacak?

    Cevapla
  2. ali kaya 14/01/2014 de 22:14

    Degerli canlar,iyi konuşun,iyı yazın,iyi söyleyin, iyi düşünün,iyi huylu olun.Değerlerinize sahip cıkın. Bilgiden yararlanın ,kötü konuşmaktan yazmaktan kaçının.Kötü düşünmeyin, bilgi sahibi olmadan fikir yürütmeyin.
    Kötü konuşmaktan kaçının;sağlam kalırsınız. Mansuroğlu’ yanlıiş bilgiye sahip.Makalenin tamamını okumasını öneririm.Tanımadan , bilgi sahibi olamadan fikir yürütüyor.Allah islah etsin…

    Cevapla
  3. MANSUROGLU 14/01/2014 de 00:26

    Polemiklere girmem nedeni kopyacilari,dogmatikleri fikirsizleri kovalamaca oynamak anlamsiz. Birilerinin zorlandigini okudugunu hic anlamadigini biliniyor oldugu icin.Kisa bir nasihata bas vuruyorum.

    Meger Dönen Ali`ler,Duran Ali`ler ve de Duman Ali`ler varmis. Arap Ali Kelle ucururmus ve bizim nazarimizda hic`te bir kiymeti yok.

    Ozan Emekci`nin bir sözü var “Bizim Eli sizin Ali`ye hic benzemiyor.”Ola ki; Kaya Ali kendisini Mehdi´de ilan etmesin mi ? Kizilbaslar Müslüman`dir demek ucuz bir siyaset`tir .Arap`lara Sahit`lik yapmak Ruhi sekillenmenizse Alevi milleti gözünde aslen kuskulu sifatina girer…

    MANSUROGLU

    Cevapla
  4. Vengdar 13/01/2014 de 22:26

    (Hefıkena kerd rast, nusto newe)

    Burada “Mansuroğlu” adıylan yazan bey, sen Arap mısın? Tabii ki bir Dersimli olarak değil!

    Biz Dersimliler, biz hepimiz tarihi bilgisizliğin kucağındayız! Çünkü bizim kültürümüz tarihten bugüne kendi ayakları üzerinde büyüyüp gelişme imkanına sahip olamadı.

    Bizler önce Bizans, sonra Osmanlı-Türk, Ermeni ve Kürt çemberi içinde kalarak kuytularda ve dağlarda en zor hayat tarzını sürerek bu güne dek gelebildik.

    Bu yüzden biz Dersimlilerin, biz Alevilerin, biz Kızılbaşların, biz Zazaların yazılı iyi tarihä kitaplarımız yok. Türklerin de yazılı tarihi son yüzyıla dayıyor, bunu yabancı Türkologlar yazdı. Kürtlerin de henüz yazılı elle tutulur bir tarihi kitabı yok. Tarih zaten bir yorumdur! Her kes her dönemde kendi isteklerine ve ihtiyaçlarını uygun bir tarih yazar. Tarihi böyle yazmanın amacı geleceği nüfus ve tesir altına almaktır.

    Konuyu fazla açmak istemiyorum.
    Ehlê Haq konusunda kalmak istiyorum.
    Sana bir müjde, Sayın Ali Kayanın da bahs ettiği ğibi:
    Ehlê Haq, Aleviliğe çok yakındır! Ehlê Haq dini, inancı tamamen Zazacaya yakın olan dili konuşan Guranlar/Goranlar, Hewremanlar/Hawramanlar arasında yaygındır. Bu dildeki yakınlık aynı zamanda dınde de mevcuttur! Ne kadar ilginç! Bu bir tessedüf değildir.
    Goranlar/Hewremanlar, bir yandan İran baskısı altınada kalarak bir yandan Kürt milliyetçilerinin baskılarıyla zamanla zayıfladılar.
    Ehlê Haqın adını ben şimdi duymuyorum, ben çoçukken bunu babamdan duydum (“Ma Elewime, ma Ehlê Haqime (yani Haqın kullarıyız, Haq inancındayız!)

    Sayın Ali Kaya, kendi sahşi ve kısıtlı imkanlarıylan bu karanlığı dağıtmak istiyor, bu karanlığı aydınlatmak istiyor. Başarılar. Tebrikler. Zazalar ve Aleviler hususunda söyledikleri doğruya yakındır.
    Ma nê Qurrimê, nê Tırkimê, nê Hermenimê, ma nê ki Erevimê. Hama pêreyinerê endi bırayimê, ma pêropiya ju harderimê. Ma ciranime, domonê ju hardimê!
    (Biz ne Kürtüz, ne Türküz, ne Ermeniyiz, ne Arabız. Ama hepsine kardeşiz, aynı toprağın/aynı yerin çoçuklarıyız!)

    Artık bu hastlağı bırakın, biz Kürt etme hastalığını, bizi bilmem ne etme hastalığını ve şimdi de Ermeni etme hastalığını bırakın.
    Güçlenmek istiyorsanız kendi imkanlarınızlan güçlenin! Kendinizi yanlız hissediyorsanız, bunu kendi içinizde hal edin!

    Gördünüz:
    Sahte politik Türk tarihçileri bizi 70-80 öz Türk olduğumuzu ve Türkmen olduğumuzu iddia eden ısmarlama kitaplar yayınladılar, ama devletin ve kurumlarının işine gelmeyince ve yada bizi kırmak istediklerinde bir gün içinde bile bize yine herşeyi yakıştırıyorlar! Her zaman teori/tarih önemli değil gerçek hayat önemlidir.

    Kısacası:Biz Dersimliyiz. Biz Aleviyiz. Alevi-Müslümanız!
    Biz Dersimli olarak Kırmancız ve Kurmancız, biz Kırmancki ve Kırdaşki konuşuyoruz ve tek bir halkız. Kürt değiliz. Konuştuğumuz dil Zazacadır. Bu dilin kapısını, izini takip ettiğimizde de tabii ki Zazayız! Biz Alevi-Zazayız. Biz Alevi-Müslüman Zazalarız, ama sunni değiliz. Alevi ve Sunni Zazaları biribirine dil bağlıyor, din değil.

    Benim isteğim, tek isteğim: Bizi birbirimize dillen beraber özgürlük bağlasın.
    Ve aynı şekilde bizi birbirimize bu topraklarda, yani biz Zazayı, biz Alevyi, biz Türkü ve Kürdü, biz Ermeniyi ve Lazı, biz Süryaniyi ve Çerkezi ……hepimizi özgürlük birbirine bağlasın, kardeşlik, gerçek kardeşlik başlasın, hepimizi hoşgürü bağlasın.

    Özgürlük hepimize gerek. Dünya çoktan değişti, çoktan küçüldü, barışı beceremiyorsak, yazıklar olsun bize.
    Barışı ve kardeşliği beceremiyorsak insan olamayız!

    Eve selamê Zerri
    (Vengdar)
    Not: Sayın “Mansuroğlu” adıylan yazan bey:
    Dersimdeki Bomê Sur aşiretinin Baba Mansurlan bir alakası yoktur! Bomê Sur: Kızıl Bom demektir, bunu Türkçe´ye bu Kizil Deli olarak çevrilmiştir!

    Cevapla
  5. Vengdar 13/01/2014 de 22:08

    Burada “Mansuroğlu” adıylan yazan bey, sen Arap mısın? Tabii ki bir Dersimli olarak değil!

    Biz Dersimliler, biz hepimiz tarihi bilgisizliğin kucağındayız! Çünkü bizim kültürümüz kendi ayakları üzerinde büyüyüp gelişmeye imkanına sahip olmadı.
    Osmanlı-Türk, Kürt ve Ermeni çemberi içinde kalarak kuytularda ve dağlarda en zor hayatı tarzını sürerek bu güne gelebildik.

    Bu yüzden biz Dersimlilerin, biz Alevilerin, biz Kızılbaşların, biz Zazaların yazılı iyi tarih kitaplarımız yok. Türklerin de yazılı tarihi son yüzyıla dayıyor, bunu yabancı Türkologlar yazdı. Kürtlerin de henüz yazılı bir tarihi yok. Tarih bir yorumdur! Her kes her dönemde kendi isteklerine ve ihtiyaçlarını uygun bir tarih yazar. Tarihin böyle yazmanın amacı geleceği nüfus ve tesir altına almaktır.
    Konuyu fazla açmak istemiyorum.
    Ehlê Haq konusunda kalmak istiyorum.
    Sana bir müjde, Sayın Ali Kayanın da bahs ettiği ğibi:
    Ehlê Haq, Aleviliğe çok yakındır! Ehlê Haq dini, inancı tamamen Zazacaya yakın olan dili konuşan Guranlar/Goranlar, Hewremanlar/Hawramanlar arasında yaygındır. Bu dildeki yakınlık aynı zamanda dınde de mevcuttur! Ne kadar ilginç! Bu bir tessedüf değildir.
    Goranlar/Hewremanlar, bir yandan İran baskısı altınada kalarak bir yandan Kürt milliyetçilerinin baskılarıyla zamanla zayıfladılar.
    Ehlê Haqın adını ben şimdi duymuyorum, ben çoçukken bunu babamdan duydum (“Ma Elewime, ma Ehlê Haqime (yani Haqın kullarıyız, Haq inancındayız!)

    Sayın Ali Kaya, kendi sahşi ve kısıtlı imkanlarıylan bu karanlığı dağıtmak istiyor, bu karanlığı aydınlatmak istiyor. Başarılar. Tebrikler. Zazalar ve Aleviler hususunda söyledikleri doğruya yakındır.

    Ma nê Qurrimê, nê Tırkimê, nê Hermenimê, ma nê ki Erevimê. Hama pêreyinerê endi bırayimê, ma pêropiya ju harderimê. Ma ciranime, domonê ju hardimê!
    (Biz ne Kürtüz, ne Türküz, ne Ermeniyiz, ne Arabız. Ama hepsine kardeşiz, aynı toprağın/aynı yerin çoçuklarıyız!)

    Artık bu hastlağı bırakın, biz Kürt etme hastalığını, bizi bilmem ne etme hastalığını ve şimdi de Ermeni etme hastalığını bırakın.

    Güçlenmek istiyorsanız kendi imkanlarınızlan güçlenin! Kendinizi yanlız hissediyorsanız, bunu kendi içinizde hal edin!

    Gördünüz:
    Sahte politik Türk tarihçileri bizi 70-80 öz Türk olduğumuzu ve Türkmen olduğumuzu iddia eden ısmarlama kitaplar yayınladılar, ama devletin ve kurumlarının işine gelmeyince ve yada bizi kırmak istediklerinde bir gün içinde bile bize yine herşeyi yakıştırıyorlar! Her zaman teori/tarih önemli değil gerçek hayat önemlidir.

    Kısacası:Biz Dersimliyiz. Biz Aleviyiz. Alevi-Müslümanız!
    Biz Dersimli olarak Kırmancız ve Kurmancız, biz Kırmancki ve Kırdaşki konuşuyoruz ve tek bir halkız. Kürt değiliz. Konuştuğumuz dil Zazacadır. Bu dilin kapısını, izini takip ettiğimizde de tabii ki Zazayız! Biz Alevi-Zazayız. Biz Alevi-Müslüman Zazalarız, ama sunni değiliz. Alevi ve Sunni Zazaları biribirine dil bağlıyor, din değil.
    Benim isteğim, tek isteğim: Bizi birbirimize dillen beraber özgürlük bağlasın.
    Ve aynı şekilde bizi birbirimize bu topraklarda, yani biz Zazayı, Alevyi, Türkü ve Kürdü, Ermeniyi ve Lazı, Süryaniyi ve biz Çerkezi ……hepimizi özgürlük birbirine bağlasın, kardeşlik, gerçek kardeşlik başlasın, hepimizi hoşgürü bağlasın.
    Özgürlük hepimize gerek. Dünya çoktan değişti, çoktan küçüldü, barışı beceremiyorsak, yazıklar olsun bize.
    Barışı ve kardeşliği beceremiyorsak insan olamayız!

    Eve selamê Zerri
    (Vengdar)

    Not: Sayın “Mansuroğlu” adıylan yazan bey:
    Dersimdeki Bomê Sur aşiretinin Baba Mansurlan bir alakası yoktur! Bomê Sur: Kızıl Bom demektir, bunu Türkçe´ye bu Kizil Deli olarak çevrilmiştir!

    Cevapla
  6. MANSUR OLURUM DÖNEK ASLA 13/01/2014 de 18:46

    Biz böylesi halkimizi yaniltan yazilara inanmadigimizin nedenleri var.Cok kisaltilmis bir özetle halkimiza Özgür fikir beyaninda bulunmayi görev bildik.
    Bu vatandas Dersim´li fakat Internet sitelerinde Foto Sovlarla kendini ünlü bir bilir kisi tanitir siyasetini yapiyor.
    Fütüvvet yapmak istiyorsa Sali Salvar´i Tespihi eksik diyoruz.

    Kendi adina ne düsünürse kendi sorunu toplumun inanci adina bosluktan yararlanma niyeti varsa bu yanlis. Amacinda araplara sahitlik yapmak istiyor.Kimler icin sahnede oldugu bir gün gelir anlasilir.

    Iran nin Ehl- i Hak`lari Fars milletinden Anadolu nun mülki sahibi Aleviler ile hic bir sekilde alakasi yoktur.
    Biz Veli Saltuku kitaplarini ve Saltukname´yi okuyoruz Secerelerin semalari bir Kozmo Telallname Saltuklularin mirascilari Babamansurlar bizim bir kolumuz diyor.Biz Kureysanlari arastirirken onlar devlet Valileri´nin kendilerine kopyalar dolusu yazip cizdigi bir takim secerelerle kendilerini imam soyuna dayattirma hayalleri var. Su ünlü Selcuklu Sultani Alaaddin Keykubatin 12 Arap Asiretlerine bir de Kizilbas Asiretlerle sifatlandirma olayini carpitilmis en büyük bir tarihi olay olarak görüyorum.Nuri,Serif ,Birdogan,Avcioglu,Servet öldü yök bize kaldi.

    Meseleye Devres Gewr.M.Serif Firatli „Soruk Secereleri“ Nejat Birdogan,Metin Kücük,Haydar Dede vs bir tarafa kimligini Sabun´lu Kureys Kur`a ceviren Hasan Klavuz gibileri cikip bu halkla simdi dalga geciyor.Bütün bu ciftetelli Mehmet Bayrak, Faik Bulut,Murat Belge,Munzur Cem Yamuk kalemsörlerin elbette isine geldi onuda bertaraf etmek bize düsüyor., Belki 5-10 kitap anliyarak okumamis diyecegimiz Ali Kenanoglu,Necdet Sarac ve de Akademiker Ahi uzantilari ellerinde ipleriyle Ali Yaman.Alemdar Yalcin,Osman Egri,Hüseyin Gümüs,Ayfer Karakaya Stumf ,Özgür Savas vede Osman Sofrasin dan ayrilmiyan Fermani Altun,Izzetin Dogan bu halkin geleceginin basina bela…

    Biz Baba Mansur`lari arastirirken Abdullah Biliri samimi ve ciddi almak istiyoruz,Biz Bektasileri arastiririken Vilayettin Ulusoyu ciddi almak istiyoruz en azindan fikirlerine saygiliyiz.Turgut Ökeri ciddi`ye almak isteriz.Hüseyin Mat kapakci hep Tencere arar ciddi yani yok bilincsiz biri meselelerin gerisinde.

    Ali Kaya soy`unu distaliyan Ocakzade kutsanmis Raa-Haq inancina hakareti ve kiskirtma siyasetini icinde sakliyor.
    Ali`de kendisinin olsun ,Arab´in bütün inanclarini kendisine hediye ediyoruz.Kücümsemek istemiyoruz ancak Ortadoguda hic bir halk´ta KIZILBAS halkin halk inanclari raa-haq yok.

    Baba ilyas her kes kendi istedigi gibi yazdi cizdi-Selcuklu muhalefeti Türkmen ne kadar Ana Baba buldularsa nerde bir Bizanz Tapinagi gördülerse adlandirilarak ilhaki Devr-i Daim yapildi. Bugün gelinen sürecte bile bu türbe ve tapinaklarin cogunda icerdekiler,icindekiler disardakinlere hic benzemedigi belli.Kac kez kapanip kac kez acildigini yazmiyacagiz yeteri kadar yazildi.

    Oglu Ali Asik Pasa hikayesi yalan-Pasazade Ahi Elvan`la yazilmis güya 12 bin Beyit yazmis
    adi GARIPNAME olunca 12 bin Beyit basacak güc hicte Garip oldugunu göstermiyor.
    Onun oglu Muhlis Beyé bir uydurma bulamamislar.

    Onun oglu Elvan Celebi Nakibulnamesi var KUDSIYEYI EMBIYA Meshur yapmak isteyen eseri Cuval´da 1957 de bulunmus.Konya da Müze`de saklaniyormus ne kadar Erciyes Üniversitesin`de Kayserili varsa hepsi üzerine doktora yaziyormus.

    Iddalarin tercümelerin de satir aralarina Kirmizi yaziyla yazilan 160 Ayet ve Süre`lerin anlamini iceren islam icerikli görüslere arastirmacilar simdilik göz yumuyor.Ama Cuvalda bulundugu icin torbada tarih bulmak kolay degil.Ömrüde uzun olmiyacagini biz söyliyelim.

    Ahmet Asikpasazade bir Makaralama hemde Irene Melikoff´un ,A.Yasar Ocak gibilerinin sarildigi degerli Türk tarihi,Osmanli nin Dikilisi konu etmis Efsaneler ve özellikle Haci Bektas Veli´yi defalarca kötülemek icin yapilan ekler Kizilbas gözünden kacmaz.Harvard üniversitesi okuyan Alevi Akademisyen`ler bizi bu konuda onayliyor.

    Ebul Vefa hikayesini yeniden yazmak Ayfer Karakaya`ya bütün türkcü Akademisyenler Vekalet vermis simdiler de Iran,Irak ta dolasiyor meselenin alehimize cok derin kuyulanacagi belli. Eflaki bir cesit Mevlana Dervisi tespih ceker yazarmis.

    Ahmet Yasevi`nin Donu`nu Devin De Weessen ortaya serdi.Kazakistan Üniversitesi tarihciler bu herifin hem Naksibendi oldugunu hemde Islamist bir türk oldugunu yaziyor ama Haci Bektas Veli baglantisini kabul etmiyor.
    Türk degil Cerkez asilli olan Abdülkadir Gülpinarli Mevlana`yi yazarken ek is olarak hayal masallarini yazdi,Cenk ,Kamber,Hazret imam,Halife kalmadi,Fuat Köprülünün ilk Tasavvuflarini ezdi gecti.
    Köprülü de Asikpasazade´ye sarildi. Seman Türkmenler teorileri bir sira yazdi hocasi Ziya Gökalp gibi inkara yöneldi.Demokrat Partiyle Türkiye´yi Nato`ya soktu Hitler Biyiki burakti ve islam icin öldü. Asya´ya baglanti icin Türklük icin Haci Bektasi Veliyi vesile etti aslinda ne Vilyatnameye inandi ne de Asikpasazadenin Osmanogullari tarihine.

    Halil inalcik Kirimli bir ilticaci ve Subay oglu türkce konusmasini sonradan ögrenmis ne jutub dan düsüyor ne Türt TV kanallarindan konusturulan en yasli osmanli asigi.Alevi inkarcisi.

    Ali yi gecelim Islami „Seriyat cinayettir“ diyen Yunus Emreyle ispatliyamiyorsaniz, „Ne ararsan insanda ara „diyen Haci Bektasi Veli ile ispatliyamiyorsaniz,“Benim aslim Horasan´in Hoyu dur dikecegim Bayrak Tokat`in Kazovasi`dir“ diyen Pir Sultan`la ispatliyamiyorsaniz.Ali Qaji Evliyalari`nin „Jar-u Diyari“ söyledigi“Welat Welat“gölgelemek senin isin`se ve Dersim Zaza Memleketi falan filan yazdigin kanitsiz ispatsiz ve HALKIMIZIN KABUL ETMEDIGI VE INANMADIGI emir aldigin yerlere selamimizi söyle …

    Arab`in nesi var hepsi senin olsun iyi ki KIZILBASIZ !

    MUNSUROGLU

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

6.089 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”