Ercan Gür: Haydar Karataş ile “Dersim Meclis Girişimi’ni” konuştuk.(II)

  • Bıra Heyder’y de kınaré çhemé Muzır’y de, mobete veré lozıne.*

Gazetemizde yayımladığımız bu doyumsuz sohbetin birinci bölümünde sevgili Karataş’ın Dersim’den uzak İsviçre’deki yaşamını, eserlerini, edebiyat ve özel olarak Dersim edebiyatını ele almıştık.

 

Toplamda üç bölüm halinde yayımlamayı düşündüğüm mülakatın bu ikinci bölümünde ise ilk genel toplantısını Avrupa’da (Almanya) bu yılın başlarında Şubat ayında, ikinci büyük ve genel büyük buluşmasının da bu günlerde (11-14 Kasım 2016) yine Almanya’da yapılması muhtemel olan; yine Anadolu’da da (İstanbul) halihazırda çalışmaları sürdürülen “Dersim Meclis Girşimi” konusunu Karataş’ın kıymetli görüşlerine başvurmak suretiyle karşılıklı ve detaylı olarak ele alacağız.

 

Ve son olarak Avrupa’daki “FDG”, “Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi” ve “Türkiye’deki Dersimi örgütlenmelerini” ele alacağımız üçüncü bölüm ile bu mülakatı sona erdireceğiz. Bu noktada birlikte, Désim toplumunun geleceği için bir ‘katkı’ sunma noktasında, faydalı olabilmeyi arzuluyoruz. (Ercan Gür)

***

13178807_235023783536092_1065453177147203478_nSevgili bıra Heyder; ikinci olarak, Dersim Meclis Girişimi” konusunu sizinle karşılıklı ele almak istiyorum:

 

Bildiğiniz üzere bu yılın başlarında Türkiye’den Désimli bir kaç yazar ve araştırmacı arkadaşlarımızdan katılımcıların yer aldığı bir “Çağrı Komitesi” aracılığıyla ilk olarak Avrupa’da, ağırlıklı olarak “FDG (Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu)” bünyesinde örgütlü derneklerde yer alan Dersimliler tarafından Dersim kamuoyunu geçen yıldan beri meşgul eden ve çalışmaları hala sürdürülen, “Dersim Meclis Girişimi” çalışması başlatılmıştı. 

 

Sonraki günlerde ise bu kıymetli çalışmanın bir ayağı da Avrupa’dakiyle bir “eş güdüm” halinde Türkiye’de (İstanbul) başladı ve bu çalışma Avrupa’da izlenen yol ve yöntemden doğal olarak biraz farklı olarak hala sürdürülmektedir. Hatırladığım kadarıyla Çıla Gazetesi’nin yayın hayatına ilk başladığı zaman siz ve Hüseyin Sevinç arkadaşımız, buna benzer bir oluşumun başlatılmasına dair bir ‘fikri’ dile getirmiş ve bunun “gerçekleşmesi halinde toplumun geleceği için bunun faydalı olacağını” ifade etmiştiniz. O halde sormak istiyorum:

 

  • Toplumumuzun geleceği için böylesine önemli bir çalışma başladı başlayalı siz bu konuda bir süre sessiz kalmayı yeğlediniz; neden?

Haydar Karataş: 

 

-Sessiz kalmam, aslında “Dersim Meclis Girişimi” ile ilgili değildi. Bu, tamamen kişisel bir durum. “7 Haziran” seçim sonuçları bütün Türkiye’de yeni bir umuda neden oldu. Ancak Dersimlilerde ağır bir yenilgi havası gördüm…

 

“Siyasi partiler gösterdikleri adaylarla benim memleketimi dilsiz bıraktılar”

 

Adaylar muhtemelen iyi insanlardı; ki öyle oldukları da ortada. Ancak toplum tarafından hiç bilinmeyen, daha önce Dersim’e ve Dersim’in sorunlarına dair hiç bir yerde tek bir söz etmemiş adaylar tercih edildi.

 

Dersim’de etkili olan HDP, CHP ve sol gruplar, halka uzak, ancak örgütlerinin ideolojik paradigmalarına yakın adayları halka dayatarak  bir nevi Dersim’i cezalandırdılar; dilsiz bıraktılar. Şayet meşru siyaset, toplumda karşılığı olmayan adayları halkın önüne çıkarırsa o toplumsal yapı doğal olarak aşırı uçlara doğru kayar. Dersim’in bu kadar acı çekmesinin, kültürel yapısının yok olmasının esas nedenlerinden biri de, ülkemizdeki siyasi partilerin toplumun enerjisini çeken, toplumun sorunlarını ülkenin Meclisine taşıyan adayları halkın karşısına çıkaramamasıdır.

 

Bunun neticesi olarak, legal siyasette yeteri kadar temsil edilmeyen Dersim, sorunlarının çözümünü ‘yeraltı siyaseti’nde aramada bulmuştur. “1 Kasım” seçim sonuçları zaten bir felaket, ama Dersimlilerin sorunlarını dile getiren var mı? TBMM’de siyaset yapan iki vekilimizin de akılda kalan hiç bir cümlesi yok; sadece bir vekilimizin Meclis salonundaki ‘yiğitlik’ kavgası var!.. İki vekilimizin adını dahi bilmeyenler var, durum böylesine vahim. Türkiye siyasetinde üzerinde en çok konuşulan yerdir Dersim. Kemalizm sözkonusu ise Dersim konuşulur, Ermeni meselesi varsa Dersim orada da var, Kürt meselesi ve Alevi meselesi dahil. Dersim ülkemizdeki bütün sorunların izdüşümünü taşır. Bunu siyasetçilerin görmemesinin mümkünatı yok. Dersim’de siyaset yapan her kim varsa, saydığım bütün bu meselelere dair bir fikri ve bir beyanı olması gerekir. Oysa siyasi parti ve grupların Dersim adayları, “partimi seçeceksin yoksa hainsin,” sloganı atıyor ve siyaset kurumu da bundan epeyce memnun. 

 

  • Bu konuda neler yapılması lazım; nasıl bir problem var?

Sorunu doğru anlayarak işe başlayalım, birincisi artık önümüzde üç Dersim var; Tunceli’deki Dersim, ki ben ona “esaret Dersim’i” diyorum. Batı Türkiye’ye “göç etmiş Dersim” ve “sürgün Dersim’i” yani Avrupa’daki Dersim. Dersim’de siyaset yapan herkesin bu üç Dersim’i de kapsayan sözü olmalıdır…

-Dersim’in şu an ki vekili ve belediye başkanı kim biliyor musunuz; Ovacık Belediye başkanı. Genç bir adam, dağların ardındaki o küçük kasabada yaptıkları ile dünyanın öbür ucunda haber oluyor. “HDP’ye baskı mı var”, “Diyarbakır yanıyor mu”, bu küçük belediyenin ‘komünist’ başkanının söylediği söz yüreklere su serpiyor. 

 

“Cumhuriyet Gazetesi mi basılmış”, o orada. “Şırnak mı kuşatılmış”, o nohut gönderiyor. Ancak ‘güç birliği’ yapanların ilk işi, umut vadeden bu belediyenin çarşısına bomba koymak oldu! Buna ‘isyan’ edip mitingler düzenlemeliydi, fakat yapmadık! Bu da sorunlarımızdan biri, Dersim’de devlet şiddeti dışındaki şiddeti makul görüyoruz. Dile getireni ise ‘hain’ görüyoruz. Bu olur şey değil.  

 

Sessizliğimin en önemli nedenlerinden biri de buydu. Elbette HDP ve CHP’de Dersim toplumunu temsil edecek çok iyi insanlar var. Hem “Dersim” demek de sadece “Tunceli il sınırları” içinde yaşayan insanlar demek değildir!

Sorunu doğru anlayarak işe başlayalım, birincisi artık önümüzde üç Dersim var; Tunceli’deki Dersim, ki ben ona “esaret Dersim’i” diyorum. Batı Türkiye’ye “göç etmiş Dersim” ve “sürgün Dersim’i” yani Avrupa’daki Dersim. Dersim’de siyaset yapan herkesin bu üç Dersim’i kapsayan sözü olmalıdır..

 

 

“İçerideki ‘Tunceli’yi kontrol ederim” demekle, bir şehri yönetmek epeyce zor görülüyor. “Dersim Meclisi Girişim’i” bu ‘üç Dersim’de örgütleniyor; bir zoru başarmaya çalışıyorlar. Bu arkadaşları bu yanıyla kutlamak isterim, ama neden heyecan yok! Ne oluyor? Ona bakmak lazım.

 

  • O halde, “Dersim Meclis Girişimi’ne” dair genel bir değerlendirmede bulunmanızı rica etsem!..

“Dersimlilerde ‘Dersim hikayesi’ öne çıkıyor”

 

-Evet; Dersimliler dünyanın dört bir yanına dağıldılar ve gittikleri her ülkede, nasıl ki  bir zamanların Yahudileri hep “Yahudi” kaldıysa, Dersimliler de hep “Dersimli” olarak kalıyorlar. Mesela, yurdundan başka memleketlere göç eden Türk ve Kürtler de, etnik kimlikleri öne çıkarken, Dersimlilerde ‘Dersim hikayesi’ öne çıkıyor.   

 

Dersimlilerin çok önemli bir müzisyeni olan Kemal Kahraman, yıllar sonra Türkiye’ye döndüğünde Radikal Gazetesi’ne verdiği bir demeçte, “Almanya gidince orada ‘Dersim hikayesi’ ile tanıştığını..” söylemişti. Onu Dersim müziğine esas olarak bu göçmenlik hikayesi götürüyor.

 

Yani İstanbul, İzmir gibi şehirlere gelen Dersimli orada kendini “Dersimli” olarak tanımladığı gibi, göç edip gittiği dünyanın öbür ucunda da kendisine, “Dersimliyim” diyerek kendini Türk ve Kürtlerden ayrıştırıyorlar.

 

  • Nedir o ‘özgün’ şey?

-Aslında herkes bu durumun farkında, ancak nedense kimseler yüreğe su serpen bir cümle kurmuyor buna dair. Neden bu insanlar kendini ayrıştırıyor?” Bu soruyu neden siyaset kendisine sormuyor? Mesela Öcalan, bunu ilk fark edenlerden biri; “Dersim kişilik çözümlemesi” adı altında Dersimlileri diğer Kürdistan’dan ayırdı. 

 

Selahattin Demirtaş, ki çok önem verdiğim bir siyasetçidir. Dersim ziyaretinde, “neden ‘özerk Kürdistan’ın yanında ‘özerk Dersim’ bayrağı dalgalanmasın” dedi ve “Dersim kendine özgüdür”, dedi. Eğer Dersim’in kendine ‘özgün’ bir yapısı varsa ve eğer Kürdistan’ın yanında ona da bir ‘özerk bayrak’ veriliyorsa, “nedir o ‘özgün’ şey?” sorusu akla gelir! Bunu tanımlamak, bu farklılığı kabul ederek, bölgeyi siyasetin baskı alanından çıkarmak lazım. 

 

CHP’yi söylememe gerek yok; onlar için her şey hala ‘tek milletten’ ibaret! Kılıçdaroğlu farklılıklara saygılıyız diyor, iyi de farklılık devamlılığını nasıl sağlayacak. Toplum onun proğramını ister. Dersimliler aslında sol gruplar içinde ve Kürt hareketi içinde de sorun üreten bir yapı. Türkiye sosyalist hareketinin yeraltı kolunu özellikle 1976 yılı sonrası hızla ele geçirdiler ve ‘yeraltı Sosyalizmi’nde hakim oldular. “İllegal sol”u ‘Alevileştirdiler’ ve 1980 sonrası da ‘Dersimlileştirdiler’. Bugün dört radikal sol grubun silahlı unsurlarını Türkiye’nin sadece bu ilinde olması da bunu gösterir.

 

“Her eve travma girdi, travmamız varsa sağlıklı düşünemeyiz”

 

Ben bunu ilk cezaevlerinde fark ettim. Türkiye’nin sekiz cezaevinde hapis yattım. Gittiğim her hapishanede örgütlerin önde gelen kadroları Dersim kökenliydi. Bu insanların her biri pırıl pırıldı, ancak “illegalite” yok olmuş bir hayat demek. “İllegalite kendi köküne su veremez; aileler kurur, kardeş özlemi, anne babanın “çocuğumuz hangi dağda, hangi hapiste ölecek” kaygısı alır başını gider. Varlık yerine yokluğa gider hayatlar. 

 

Bu hikayeler içinde büyüdüm; ağabeyim hapisteydi. 1982 yılında babam Metris Cezaevi’nde onu görmeye gitmişti. Geri geldiğinde sustu ve bir daha konuşmadı. Kısa sürede kanser oldu ve ölünceye kadar hep ağabeyimin adını sayıkladı. Bunu hiç unutmam.

 

Dersim’de hangi aile devlet tarafından öldürülmüş evladının acısını yaşamadı? Hangi aile boğazından kısıp hapisteki oğlu kızı için avukat tutmadı, yol gitmek için servetler harcamadı? Her eve travma girdi, travmamız varsa sağlıklı düşünemeyiz…

 

  • O halde, doğru olan ne; ne yapmamız gerekiyor?

“Dünya Dersim Kongresi”

 

-Doğru olanı bulabilmek için, önce farklılıklarımızı kabul edeceğiz. Kimseyi değiştirme uğraşı vermeden kabul etmemiz gerekir. Bunu başarabilmek için yeni bir dil bulmalıyız kendimize onu başarabilirsek derdimizi anlatacak başka bir yol ne olabilir sorusu sormalıyız kendimize. Benim, “Dünya Dersim Kongresini toplayalım” adlı bir makalem vardı. Her kesimden insanın bir araya geldiği, her evde yaşanan hikayeyi kayıt altına alma fikriydi bu. Dünya Yahudi Kongresi’nin tamamen aynısı.

Siyasi değil, ancak siyasetle uğraşanların da gelip fikrini beyan ettiği bir yer; köy muhtarlarından Dersim’deki inanç ocaklarına kadar herkesin katıldığı bir oluşum. Kastettiğim, “bir mücadele örgütü değil, farklılıklarımızla beraber nasıl yaşayabiliriz”  sorusuna cevap oluşumu. 

 

  • Konuyu biraz daha açabilir misiniz; “Dersim Meclis Girişimi” böyle bir şey değil mi?

-Değil! “Meclis Girişimi’ni” yürüten arkadaşların neredeyse tamamı eski sol gruplardan geliyor. Hem “Meclis Girişimi” denen olguyu tartışabilmemiz için öncelikle “Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu’nu (FDG)” konuşmamız gerekir. Bu “Meclis Girişimi” yola çıkarken, FDG’nin bir kesimini yok saydı! Onları yargıladı, ancak hatasını fark ederek etmez özür diledi. Bu iyi, ama Meclis Girişimi’miz aynen T.C.’nin 1. Meclis’i gibi yola çıkarken toplumun bir kesimini yaraladı. O yarayı saracak uğraş mı verilecek yoksa onları yok sayarak yola devam mı edilecek? Bir bildiri hazırlayıp gelen gelir, gelmeyen gelmez gibi buyurgan söylemleri de geride bırakmalıyız. Çağrı metinini hazırlan arkadaşların yerinde olsaydım, metni önce tartışmaya açardım, nasıl yapalım, eklemeler, çıkarmalarla kimseyi kırmayan bir taslak ortaya çıkarırlardı. Bence, başa dönmeliler ve yeni bir çağrı metni ele almalıdırlar. İkincisi, Dersim iki siyasi odak tarafından dağılmıştır, Türk ve Kürt silahlı sol gruplarının tutumu ve devlet şiddeti. Şiddete mesafeli bir dil olmalıdır.

 

“Meclis, ‘parlamento’ demek”

 

Hem, Allah aşkına Meclis denen şey nedir? Sokaktaki insana dahi sorun “Meclisin ne olduğunu” size söyler. Meclis, “parlamento” demek. Parlamento ise çeşitli siyasi parti ve grupların, bazen halktan yeterli oyu almış bağımsız vekiller topluluğu demektir. Papua Yeni Gine’ye gidin Meclis budur, Amerika, Almanya’ya gidin bu…

 

Meclis Girişimi’ni başlatan arkadaşları severim, Hüseyin Sevinç, Kazım Gündoğan, Haydar Beltan, Hasan Dursun, İsmail Yüceer gibi adını burada sayamadığım daha pek çok kıymet verdiğim insan var bu çalışmada. “Dersim” konusunda da az çok aynı kaygıları taşırım bu insanlarla.

 

  • Madem aynı kaygıları taşıyorsunuz, katkı sunarak destek vermeniz gerekmez mi?

 

-Bu katkı meselesi de yanlış anlaşılıyor. Ben bir yazarım, üstelik romancıyım. Benim işim, sorulduğu zaman toplumda olan gelişmeler  hakkında fikir beyan etmek, varsa bir fikrim. Edebiyat ve toplum ilişkisini birinci bölümdeki sorularınızda açaklamıştım. Romancılar tek başına üretirler ve tek başına ölürler, eğer gidip bir örgüt ya da siyasi parti içine girerse edebiyatçı, bu olmaz. Davet edilirim, gider fikrimi beyan ederim, kimi yuhalar, kimi alkışlar. Bir örgütsel disipline dahil olmak bambaşka birşey. Dile getirdiğim bir fikir faydalı oluyorsa bu katkı. Konuya dönecek olursak, mesela Hüseyin Sevinç, Dersimliler arasında düzenli görüştüğüm, severek dinlediğim bir arkadaşım, ama “el insaf, insan aklını ciddiye almalarını” öneririm. Madem “Meclis” diyorlar, o halde bir “çağrı” yapsınlar! Desinler; “arkadaşlar; biz, Meclis kurmaya karar verdik, her kes partisini, ya da grubunu, olmadı derneğini kursun, ne bileyim mesela ilk aşamada, on sekiz yaşını aşmış elli resmi destekçi(oy) bulan herkes bu kurucu meclisin üyesi olsun” desinler.

 

Bir “ideolojik sınır”da getirilmesin; yani bir meclis “anti-faşist”, bilmem “devrimci”, ya da “karşı-devrimci” olmaz. “Meclis”, halkın her kesimini temsil eder. Ancak yazılanları ve tartışmaları okurken, şunu görüyorum; “Stalinzm”. Stalinzm’de, “adı ‘Meclis’, ama siyasi temsiliyeti tek grupta olan oluşum” kast edilir. “Gazi Halk Meclisi”, bilmem “Armutlu Meclisi” vs, benzerleri gibi. Bizler jakoben sol gelenekten geliyoruz, halk adına kendimize yetki vermeyi geçmişten beri seviyoruz.  

 

Dersim’de yeni bir mücadele örgütüne ihtiyaç yok! Dersimlilerin ihtiyacı olan; geleneksel kültürlerini sürdürecek, siyaset dışı kalmış, daha doğrusu ‘siyaseti bu olan’ bir ‘oluşum’ olmalıdır ve bunu açıkça deklere etmeli…

  • Dersim’i bir araya getirecek bir ‘birlik Meclisi’ne ihtiyaç var diyorsunuz; doğru mu anladım?

-Evet. Fakat ne yazık ki bizim arkadaşların adına “Meclis” dedikleri şey; bir “ideolojik birlik” olacak gibi. Zaten ikinci çağrı metinlerinde, “meclis mücadele edecek, karşılıklı ikna” denilmektedir. Şu unutulmasın; Dersim’de yeni bir mücadele örgütüne ihtiyaç yoktur. Dersim dağılmış, kendi içinde çatışmalıdır. Dersim’i bir araya getirecek ‘birlik meclisi’ne ihtiyaç var. Mücadele bu olmalı ve bu açık şekilde deklere edilmelidir. 

 

Mevlana’nın sözü ile “her neysen gel”; kendini Kürt mü, Türk mü, Zaza ya da Alevi mi hissediyorsun, gel! Gel; kültürümüz dağılıyor. Beraber “Gağan” kutlayalım; bahar bayramımız “Heftemal/Hautomal” yapalım; “Hızır günü” için buluşalım; “Beri” bayramını analım…yani kültürü yaşatma mücadelesi verelim. Sonrası ne olur bakalım. 

 

Dersimlilerin ihtiyacı olan, geleneksel kültürlerini sürdürecek, siyaset dışı kalmış, daha doğrusu siyaseti bu olan bir oluşum olmalıdır ve bunu açıkça deklere etmeli. Çocuklarımız Filistin mücadelesine destek mi veriyor, gidip versinler; Kürt mücadelesine mi katılıyorlar, katılsınlar; sol gruplara mı katılıyorlar, katılsınlar; ama “geri döndüklerinde bir evleri olsun” arkada. 

 

Kültürü yaşatmalıyız, bir kültürün içindeki siyasi oluşumlara karşı örgüt kurmak, toplumumuzu daha da parçalar. Buna dikkat etmek zorundayız. “Dersim Meclis Girişimi, mücadele edeceğini” söylüyor, kime neye karşı?

 

Elbette bir Meclis’in ‘sol’ olmasını isterim, ama ‘halk solu’dur benim solum; şiddeti reddeden, inancımızda olduğu gibi “eline insan kanı bulaşanla arasına sınır çizen” bir oluşum…

  • Bu noktada, “Dersim Meclis Girişimi’ni” ‘sol’ bir oluşum olarak mı görüyorsunuz?  

“Dersimlilerin gelmiş geçmiş en önemli örgütlenmesi ‘FDG’ydi

 

-Bunu belirtmiyorlar, ancak alışkanlıkları ve geçmişte ideolojik gruplar içinde yer almaları, sıradan işinde gücünde olan, ama yurtları dağıldığı için içleri yanan Dersimlilerin olmamasını böyle algılıyorum. “FDG (Avrupa Dersim Dernekler Federasyonu)” bu açıdan Dersimlilerin gelmiş geçmiş en önemli örgütlenmesiydi ve halkla da buluşmuş tek yapıydı.

 

Halk vardı; yaşlı amcalar, teyzeler, kültürlerini merak eden, ideolojik dünya ile ilişkisi olmayan, okulunda, işinde gücünde olan gençler vardı. Orada göz yaşartıcı bir manzara vardı; benim ailem babamın öldüğü 1986 yılından sonra hiç bir “Gağand” yemeği görmedi. Ailemiz dağıldı, çıla yakılmıyordu; işte yıllar yıllar sonra bunu FDG’de gördüm. 

 

Kendi ana dillerinde dualar okuyorlardı; yaşlı insanlar, ev kadınları evlerinde yaptıkları niyazlarını getiriyorlardı. FDG’de tek bir sorun vardı; eski sol gruplardan gelen kimi yöneticilerin kavgaları ve onlar, Dersimlilerin 1936 sonrası ortaya çıkmış bu kültürel birliğini ‘sen ben kavgası’yla yıktılar. Ben, halk istiyorum; yüz binlerce ideolojik grup,  ne bileyim mesela yüz binlerce bilim insanını bir araya getirin, ben gene halk isterim. Seküler oluşumlara bu yanıyla mesafeliyim.

 

  • Bugün çalışmaları yürütülen “Girişime” dair önerilerinizi alsak!..

-Elbette bir Meclis’in ‘sol’ olmasını isterim, ama ‘halk solu’dur benim solum; şiddeti reddeden, inancımızda olduğu gibi “eline insan kanı bulaşanla arasına sınır çizen” bir oluşum. Hem günümüz solu epey tartışmalıdır; o halka liderlik yapmak, halka parmak sallayan, sen bilmezsin ben bilirim diyen bir soldur. Mesela ben John Steinbeck’in “Bitmeyen Kavga” romanındaki, ‘elma bahçesi işçileri içinde eriyen sol’un felsefesini almak isterim…

 

Dersim Solu, liderlik peşinde. Mesela bu meclisin en garip söylemlerinden biri de, “karşılıklı ikna”! Bu da ‘Stalinzm’e ait bir söylemdir. Sahi, “ikna olmayan ne oluyor?”. Demokrasi ve insan hakkı, ‘iknalar üzerine kurulu’ bir felsefe değildir; ‘ikna olmayanların da konuşabildiği, ikna olmuşlar kadar sesini yükseltebildiği’ cemaatlerdir. 

 

“Birini ikna’ etmek değil, onun ‘varlığını kabul etmek’ gerek”

 

Hem ayıp değil mi, bir insana “seni ikna edeceğim” demek. Bu ‘ikna’ mevzu dahi kurulacak Meclisi üzer, yeni kırgınlıklara yol açar. Sanırım ilk aşamada ikna olmayanlar oldu ve bir kesim katılmadı. Gerçekte, mevcut sağ ve sol örgütlenme biçimleri Dersim geleneklerine uymuyor da. Örgütler tek yönlü düşünme üzerine kendini kurgulamıştır.

 

İlk defa Avrupa Birliği felsefesi, her etnik yapı ve kültürü olduğu şekli ile kabul etti. Dersim’in komünal yapısı da aynen böyle; ata sözü dahi vardır. Derler, “her kes ağaé saré xuyo” yani, “her kes kendi başının ağasıdır”. Bununla bir kişi diğerinin üstünlüğünü kabul etmez. Eşit birlik ister, Dersim’de “birlik” için birini “ikna” etmek değil, onun varlığını kabul etmek gerekiyor. Mesela inanç halkasında da bu vardır. Her ocak der biz şu ocağa bağlıyız, en üst ocağı buldum dediğinizde o üst ocağın en alta bağlı olduğunu görürsünüz. Daire tamamlanır. 

 

Hem, “Dersim Meclisi, bir mücadele örgütü olacak” demek, Dersim’de faaliyet yürüten Kürt siyasi oluşumunu rahatsız eder. Ki, bu arkadaşlar yıllardır “ayrı bir Dersim örgütlenmesinin kendilerine karşı olacağını” söylüyorlar. Hatta Sol Direniş Örgütleri de bunu böyle görmektedirler. “Bu mücadele onlara karşı da yapılacak mı” sorusu da akıllara gelir. Devlet şiddetine karşı mı mücadele edeceğiz, yoksa bölgediki silahlı gruplar tarafından kaçırılıp cesedi yol kenarlarına bırakılan insanların haklarını da savunacak mıyız? 

 

  • Bildiğim kadarıyla bu çalışmada, sizin ifade ettiğiniz tarzda ve bilinen manada idari türde siyasi ve ideolojik temel üzerine bir ‘Meclis’ düşünülmediğini, daha çok “kültürel” bir temel üzerine çalışmaların oturtulmak istenildiğini ifade etmek isterim!..

 

 -Ben yazılı belgelere bakarım, çağrı metinlerinin hiç birinde bu yok. Orada bir irade ta başından itibaren konmuş ve çağrılar yapıyor. Hem ne olursa olsun; bana sorarsanız, Dersimlilerin en azından bu aşamada bir mücadele örgütüne ihtiyaçları yoktur. Dersim’de gereğinden fazla direniş örgütü var ve bunlar ölümüne direniyor. Ve “Dersim’in kültürel devamlılığını sağlayamamasının nedenlerinden birinin de; bu aşırı “direniş örgütleri olduğunu” düşünen önemli bir kesim de var.  Ölüyorlar, öldürüyorlar… 

 

“Bir birlik, bir ‘Barış Meclisi’ne ihtiyaç var”

 

Dersimlilerin tek bir örgüte ihtiyaçları vardır, onları bir araya getirecek bir “birlik oluşumu”na. Onları barıştıracak, kaynaştıracak, çatıştırmayacak, farklılıkları kabul edecek bir “Barış Meclisi’ne”, diyebilirim ille “Meclis” denecekse.   

 

Kültürel bir birlik esas alınmalıdır. Bununla beraber illa ki Meclis’te ısrar edilecekse o vakit, bütün bu ‘eğilimlerin bir araya geldiği bir birliktelik’ esas alınmalıdır… 

  • Başta Güneydoğu olmak üzere, Ortadoğu’da bu kadar ateş, kan ve revan varken, Desimliler buna sizce zaman ve fırsat bulabilecekler mi; bahsettiğiniz “Barış Meclisi” Dersimlilerin bu dağınıklığına ve tüm bu sorunlara rağmen nasıl hayata geçecek? 

 

-Bu oluşum, “kültürel devamlılığı sağlamak için” bir araya gelmelidir. Oysa Meclis, “mücadele edeceğini” söylüyor. Bu söylemlerini ya anlamlandırmalıdırlar ya da geri çekmelidirler. Bu durumda, kendimize “farklılıkların birliğini nasıl sağlarız?”, sorusunu sormalıyız. Senden istediğimiz, mücadeleni git örgütünde, partinde yap ama Dersim’in kültürel ritüeli için bir araya gelelim.

 

Unutmayalım, bir toplum bütün eğilimlerin bütünüdür. Bizler “Türkiye” derken, içinde Kürt, Ermeni, Türk, Zaza, Laz, Arap ve dini eğilimlerin tamamını kast ettiğimiz gibi, siyasi düşüncenin de tamamını kast ederiz.

 

“Meclis”, bütün bu eğilimlerin bir araya geldiği yerdir. Bütün eğilimler “Meclis” denen çatının altında bir araya gelmez, kimilerini Türk Devleti gibi yasaklarsak, o topluma huzur gelmez. Türkiye’nin bütünlüğünün tartışılmasının nedeni, bütün bu kimliklerle bir arada yaşama, ‘birbirine tahammül etme’ başarısı gösteremediğinden değil midir!

 

Bugünün Türkiye’sinin böyle bir konsensüsü yok; her kes kendi dediğine ikna olmuş, ikna olmayanı “hain, iç ve dış düşman” olarak tanımlıyor. Dersim Meclis Girişimi’nin açıklamaları bütün bu totalitarizmi içinde barındırıyor kaygısı taşıyorum.

 

Bu nedenle bu tartışma metoduyla o arkadaşların emeği zai olur diye korkuyorum. Yeni kırgınlıklara yol açar. Bunu demeye çalışıyorum…

 

Haydar Karataş

***

Devamı var; önümüzdeki günlerde yayımlayacağımız 3. ve son bölümde “FDG”, “Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi ve genelde “Dersimi kurum, dernek ve örgütlenmelerini” ele alacağız…

 

*Munzur kıyısında ve lozın (şömine) ateşi önündeymişçesine, tadımlık bir sohbet.

(Visited 604 times, 1 visits today)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2.632 kere okundu

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone