“Gağanê sıma bımbarêk vo; Gağandınız (yeni yıl) mübarek olsun!”

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 912 post in this blog.

“Gağand/Gağani”, aralık ayının yaklaşık ikinci ve üçüncü haftasında başlar ve ocak ayının ilk ve ikinci haftasını içine alacak bir zamana kadar devam eder. Dört haftadır, çoğul kullanılması-Gağan değil Gağani- bundandır. Dersimin çok eski geleneklerinden biridir… “Zeyi”, Kırmancki de evlenerek evden ayrılan bayanlar için kullanılan bir kavramdır. “Bara zeyi u” demek ‘zeyilerin payı’ demekdir. Bunlar kızkardeş, hala, ve teyzeler’dir. Bu vesile ile onlar mutlaka ziyaret edilir ve “zemel” (hediye) götürülür…” (Haydar Karataş

"Khalo Gağan ve Fatıkê""

“Khalo Gağan ve Fatıkê””

Gağan, Gağand, Gağon”

(Cemal Taş, Saheyder Veroz, İrfan Akdağ, Haydar Karataş)

(Kırmancki/Zazaki’den Türkçe’ye çeviri: Asmên Ercan Gür)

 

Gağand, Kırmanciyê coğrafyasında; sene başı, yani “yeni yıl”dır. Hem yılbaşı hem de aylardan kışın ilk ayının ismidir. Bu ayda Dêsım coğrafyasında (bugünkü Tunceli il sınırlarından daha geniş bir bölgede), bu ayda niyaz (göme) pişirilip ziyaretlere gidilip kurban kesilir. Güz çıkınca kışın ilk ayı Gağan/Gağand’dır. Bu ayda üç hafta geçtikten sonra “dördüncü perşembe” sonu “cuma” günü yılın bitimi ve başlangıcıdır. Bu “perşembe” öncesi “salı” günü oruç tutulmaya başlanılır ve üçüncü gün olan “Perşembe” de tutulduktan sonra ertesi gün olan “Cuma” günü yeni yıla girilir. Şu bilinmelidir ki Kırmancların hesabı (eski hesap, Rumi), hükümetin (Miladi) takvimine göre 13 gün geriden gelir.

Gağand ayında “üç gün” oruç tutulur. Bu üç günde bazı işleri yapmak günah (xırawo) sayılır. Bu işlerin yapılmasından sakınılır, kim bu işleri yapar ise günaha girmiş, günahkâr olur, yaptığı o işten hayır yerine zarar göreceğine inanılır. Bu Gağan orucu zamanında yapılmasında sakınılan bu işler, zamanın tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumunda bu şekildeydi:

  • Çalı çırpı (hezık) kırmazlar; bunu yaptıkları vakit keçi ve koyunlarının bacaklarının kırılacağı düşünülür.
  • Evin içine (toprak damlar) süpürme işlemi için su serpilmez; çünkü sütlerinin yere döküleceğini düşünürler.
  • Göme ekmeği (phıçıkê) pişirilmez; çünkü hayvanlarının ayağına bir tür çıban gibi yaranın bulaşmasından korkarlar.
  • Karı koca (eşler) beraber uyumazlar; bu günah addedilir.
  • Çorap örmezler; çünkü hayvanlarının hastalanacağını düşünürler.

Bazıları der ki Dersim Alevilerine Gağan komşuları olan Ermenilerden alınan ve yerine getirilen ritüeller silsilesin,n olduğu bir bayramdır. Oysa bu tanım ve yaklaşım eksik ve hatalı olduğu gibi doğru da değildir. Yeni yılı bir şekliyle kutlamak hiçbir kültürün tekelinde değildir ve bu sebeple birçok kültürde bu tür inançlara dayalı bayramlar vardır. Benzerlik ise bu kültürlerin (toplulukların) birbirine komşu olarak iyi ilişkiler geliştirmesi, iç içe geçen topluluklar olarak birbirinden etkilenmesi ve birbirine saygı duymasındandır.

Gağand oruçları salı gününden olmak üzere tutulmaya başlanır ve perşembe son gün olmak şartıyla üç günde bitirilir. Cuma günü yeni yılın ilk günüdür. Daha Gağand oruçları gelmeden insanlar banyosunu yapar, temiz elbiseler giyer, evlerini temizler ve ihtiyaçlarını giderirler.

Salı Günü: Evin aynı zamanda aşçısı da olan kadın, sabah erkenden kalkar buğday kaynatır. “Dani” adındaki bu suda haşlanmış buğday tanelerini daha sonra çeşitli dini ritüellerde kullanılır. Ayrıca kadınlar çocuklarına, Gağand’da eve ev gezip yiyecek toplayacakları için bezden ve ipten “pêleka” denilen küçük torbaları dikip hazırlarlar. Çocuklar ev ev gezerek;

Gağande ma bıdê ma! (Gağandımızı isteriz!)” derler. Bunun üzerine gittikleri ve kapısını çaldıkları evin eşiğinde bu sözleri duyan evin kadını sevinerek;

“Hoş gelmişsiniz, mübarek olsun, hayrını göresiniz, hepimize sağlık getirsin, daha çok Gağand göresiniz!” dedikten sonra evin mutfağına varır evde artık ne bulunursa bu yiyeceklerden (genelde yazdan kalma ve kurutulmuş meyve, üzüm leblebi vs.) getirir çocukların torbasına koyar. Çocuklar bu şekilde ev ev kapı kapı gezmeye devam ederler.

Çarşamba Günü: İlk gün kaynatılmış olan buğday taneleri (dani, danü) götürülüp evin ağılına davar bereketi için serpiştirilir. Bir miktar da ipliğe takılır tavana, “cısır” ve “üstun” denilen ve genelde kavak ağacından yapılmış evin ve ağılın yük taşıyıcı ahşap elemanlarına asılır. Bu iş yapıldığında şu şekilde dua edilir:

Ya Xızır; sağlık, inanç ve bereket ver, rızkımızı arttır, rızkımızın başına bir şey gelmesin!” şeklinde. Kalan miktardan çocuklar yemek isterse onlara da verilir. Fakat büyük bir kısmı hayvanların “kurna” dedikleri yem verilen yemliklerine konulur, tuz serpilir ve hayvanlar (genelde küçükbaş davar) üstüne salınır.

Perşembe Günü: Bu günün gecesine yakın çeşmeye gidilir eve taze su getirilir. Bu su getirilip önceden hazır edilir ki bu “zemzem” olarak adlandırılan suyundan ev halkı gece yarısında çimsin. Çünkü artık Gağan Orucunun son günüdür ve ertesi cuma günü yeni yılın ilk gününe adım atılacak.

Akşam da Gağand niyazı/gömesi pişirilir. Bunun için öğleden sonra meşe odunları “lozın” denilen şöminede yakılır. Şöminenin dibindeki sal taşı bu gömeyi pişirecek derecede iyice ısıtılır.

 

Göme/Niyaz (Bıçıka Gağandi): Koyun kuyruk ya da hayvan iç yağı, dut, kuru üzüm, badem içi veya kaysı, zerdali iç çekirdeğinin içine konulduğu ve hamurunun tereyağı ile yoğrulduğu bu “bıçıka” denilen hamur, önceden ateş ile iyice ısıtılan ve külden temizlenen salın üzerine bir ortalama bir tepsi ebadında serilir. Üstüne ekmek sacı kapatılır ve yine bu sacın üstü sıcak kül ve közler ile örtülüp pişmeye bırakılır. Bu ekmek ziyaretlere götürülüp, çıla yakılıp edilen dua eşliğinde dağıtıldığından “niyaz/göme”den farklıdır. Göme ve niyaz, mümkün mertebe  herkese birer parça mutlaka dağıtılır, hatta kurdun, kuşun ve muhtelif mahlukatın hakkı da taş üstelerine, ağaç köklerine veya çalı diplerine bırakılır. “Bıçıka” ise farklı ve Gağan’a özel pişirilir.

100_9831

fotoğraf: “Ma” dergisinin 2015 yılı 6. sayısından.

Hamurun hazırlanması aşamasına dönecek olursak; bu hamura üç tane uygun ölçülerde (kürdan boyuna yakın) temiz ve kuru bir ağaçtan alınmış ve yontulmuş dal parçaları konulur. Farklı şekil verilen bu her üç ağaç dalının anlamı farklıdır. Biri “çatallı”, biri “düz yuvarlak”, biri “çentikli” olur. Ev halkından kim varsa bu ağaç parçalarını bu hamurun farklı yerlerine büyük bir heves ve neşe ile koyarlar ve bu şekilde yukarıda anlattığımız gibi hazırlanan hamur pişirilmeye bırakılır.

Piştikten sonra “Bıçıke” adını alan hamur ocaktan çıkartılır ve bir honçanın (xonça) üzerine konulur. Bunu kesip her kese bir parça yemesi için dağıtılır. Kim bu ekmekten yer ise büyük bir heyecanla bu konulan dal parçalarının çıkıp çıkmayacağına veya hangisinin çıkacağına dikkat eder. Bu işaretli ve anlamı olan dal parçaları bazen ev halkına bazen de ekmeğin dağıtıldığı konu komşudan birilerine nasip olur çıkar. Hatta bazılarına çift dal parçası da çıkabilir. Çıktığı vakit o kişi çok sevinir ve “ağaç dalı bende” diye çığlık atarak bunu çevresine duyurur.

Bu dalların çıktığı kişiler o dalın anlamına göre; şayet devletli (mal mülk) temsil eden bir dal (…) çıkmış ise bu dalı götürüp tarlasına atar. Şayet, davar varlığını belirten dal parçası (…) çıkmış ise bunu götürüp yeni doğmuş keçi ve koyun yavrularının ağılına atar. Şayet aklı ve abdallığı (deliliği) temsil eden dal parçası (…) çıkmış ise bunu götürüp temiz bir yerde toprağa gömer.

 

 “Parasız Piyango”

  1. Devletli (zengin, variyet) olmayı temsil eden dal parçası: Bu yıl bu dal parçasının naip olduğu kişi yokluk çekmez, varlık içinde olur. Davarları doğurganlaşır ve dişi doğururlar, artarlar. Tarlalarındaki ürünü bu yıl daha bereketli olur. Yani bu dal parçası rızık ve varlığa işarettir.
  2. Abdıllığı (delilik) temsil eden dal parçası: Bu kime çıkarsa o evin delisi odur. Buradaki delilik budalalık (ermişlik) manasındadır.
  3. Akıl ve bilgeliği temsil eden dal parçası: Bu dal parçasının ev halkından çıktığı kişi bu evin akıllısı, bilgesi ve dolayısıyla yöneticisi olur.

O akşam önceden çeşmeden getirilen sudan çimilir. Temiz elbiseler giyilir. Evini ve çevresini iyice bir temizler, derler ve toplarlar. Bu sudan evin kadını çocuklarını çimdirdiğinde şu duayı söyler:

Mübarek olsun, Allah sana akıl izan versin, hayırlı rızık versin, ne adar dert, kederin ve hastalığın var ise bu suyla beraber gitsin, bu su her sene sana nasip olsun, ömrünü uzun tutsun!

Cuma Günü: Yeni yılın ilk günüdür. Bu günde şayet evde genç evlenmemiş kadın var ise ona şöyle derler: “Yeni yılın yeni ve ilk günüdür, git kısmetini bul!

Evlenmemiş genç kadın; sabahın erken bir vaktinde kalkar. Güzelce giyinir ve eline biraz buğday tanesi ve bir sitil alıp çeşmeye gider. Bu buğday tanelerini çeşmenin suyuna serpiştirir ve şu şekilde dua eder:

Buğday buğday! Sen bir şekilde bu suyla gidecek ve varıp bir yerde toprağa tutunup yeşerip daneye duracaksın. Bende senin gibi böyle muradıma ereyim, evlat sahibi olayım.

Bu duadan sonra sitilini suyla doldurur ve evin yolunu tutar. Yolda kimin evi rast gelirse elindeki sitilden onun bacasından birkaç avuç su bırakır. (Bu geleneğin uzun yıllar sürdürüldüğü köy evleri, bu ritüelin (geleneğin) sürdürüldüğü yakın yıllara kadar genelde toprak damlıdır. Evlerin bir tarafı (genelde arkası) ya yere yapışık ya da ağaç bir merdiven vasıtasıyla damına kolaylıkla çıkılabilen türden yapılardı. Bu suyu, bir gizlilik içinde ve mümkün mertebe kimseye görünmeden yapmaya çalışır ki dilek ve temennisi kabul olsun. Bu suyun sesini duyan o evin kadını ise kalkar giyinir ve işe koyulur.

Evin kadını (aşçısı): Sabahın erken bir vaktinde kalkar. Giyinir ve eline aldığı bir çalı süpürgesi ile evin şöminesini (lozın) temizlemeye konulur. Bu şömineden topladığı külleri götürüp karda ulaşımı sağlayan yaya yürüme yollarına ve kenarlarına serpiştirir. Bunun anlamı ve yapılma gayesi bu yolu kullanan davarlarının ayaklarında yara çıkmasın ve ayakları karda buzda kırılmasın diyedir. Sonra, kar erken erisin ve yol açılsın istenir. Bu da kış darlığı ve sıkıntısının erken atlatılması demektir.

Sevgili Cemal Taş'ın Kırmancki/Zazaki olarak kaleme alındığı bu yazısının paylaşıldığı "MA" dergisi. Dileyenler Kırmancki dilinde yayımlanan bu dergiyi, perloda.ma@gmail.com adresine yazıp dinebilirler.

Sevgili Cemal Taş’ın Kırmancki/Zazaki olarak kaleme alındığı bu yazısının paylaşıldığı “MA” dergisi. Dileyenler Kırmancki dilinde yayımlanan bu dergiyi, perloda.ma@gmail.com adresine yazıp edinebilirler.

Evin Erkeği (baba, reis): Kalkıp ağıla gider ve hayvan barınaklarını temizlemeye koyulur. Gübreleri koyduğu sepeti sırtlayarak götürüp tarlalarına döker. Bu da tarlaya verilen bir Gağan armağanıdır. Öyle ya bu gübre toprak için verim demektir.

Evin genci/gençleri: Evde bulunan bekar genç erkeklerden biri eline bir balta alır ve bahçede gidip yemiş (meyve) dallarına dadanır, onları kökten kesmeye yeltenir. Baltanın keskin olmayan arka tarafı ile herhangi bir yemiş ve meyve ağacına vurarak şöyle seslenir:

Ağaç ağaç! Bak; bu yıl meyvaya duracaksan dur, yoksa bu baltayla seni keserim.” Evden gence seslenirler:

Ulan ulan (la lau) kesme kesme; o ağaç akıllı bir ağaç ve bu yıl meyvaya duracak.” Genç, ısrarlıdır ve isteğini yineler:

Durun keseyim, bu tutmaz!”  Evden tekrar seslenirler: “Gel gel o, bu yıl altında dalları kırılacak derecede yemiş tutacak.” Bu halde evin genci elinde baltayla bütün meyve ağaçlarını gezer ve aynı tekerleme tekrarlanır.

 

“Khlakêk/Khalê Gağandi” oyunu: Köyün gençleri ve çocuklar toplanırlar ve ev eve gezip köy halkının Gağand bayramını kutlarlar ve hediyelerini isterler. Bu hediyeler zamanın imkânları ölçüsünde genelde kurtulmuş meyva ve yiyeceklerden ibarettir

Bu şekilde toplanan yiyecekler daha sonra bir evde toplanmak suretiyle pişirir ve paylaşarak yenilir. Bu yapılmadan Gağand kutlama ve gezme ritüelinden önce gençler, bir evde gizlice toplanırlar. Khalkêk ve onun eşi rolündeki Fatıke’yi tanınmayacak şekilde köçek ve saz çalan ile giydirip hazırlarlar. Tüm bu sevinç ve hengame içerisinde peşlerinde çocuklar olan bu gurup güle oynaya eğlenip köydeki evleri gezerler ve nihayetinde bir evde konaklarlar ve bu oyunu sergilerler.*

*Bir tür ritüel olan bu oyunu özel olarak ve tüm detayları ile Hawar Tornêcengi kaleme aldığından ve bu yazı Kırmancki ve Türkçe her iki dilde gazetemizin bu sayfalarında yayımlandığından burada bu detaylara tekrardan yer verilmeyecektir. Dileyenler oradan ya da bu yazının sonundaki  linkten ulaşıp okuyabilir ve bu “oyun” konusunda detaylı bilgi sahibi olabilirler.

Cemal Taş arkadaşımız, Kırmancki/Zazaki yayımlanan Ma Dergisi‘nde Gağand’ı evde yapılan hazırlıklar itibariyle ele alıp Khalkêk oyununun hazırlanma aşamasına (buraya) kadar getirir. Hawar Tornêcengi arkadaşımız ise bahsettiğimiz yazısında Gağand’ı Khalkêk ve Fatıkê adlı bir tür ritüel olan oyunu detaylandırır.

Sevgili Haydar Karataş'ın aynı zmanada Perperik-a Söe/Gece Kelebeği" adlı romanın da çocuk kahramanı olan annesi "Gülüzar" anne.

Sevgili Haydar Karataş, aynı zamanda Perperik-a Söe/Gece Kelebeği” adlı romanın da “çocuk kahramanı” olan annesi “Gülüzar” anne ile birlikteyken. “Hêq u Thala, Xızıro Ghal weşiyê cıdo!” *

Elbette Gağand, sadece bu anlatılan bölümlerden ibaret değildir. Mesela adına “bara zeyi u” denilen ritüel. “Zeyi” denilen daha önce “evden evlenerek çıkmış kız kardeşlerin abileri tarafından ziyareti”; bir tür kavrulmuş un olan ve Kırmancki adına “qavut” denilen unun evin mutfağına bırakılması ve Xızır’ın ziyaretinin beklenmesi gibi Haydar Karataş’ın aşağıda linkini verdiğimiz ve geçen sene Birgün Pazar’da da yayımlanan yazısında detaylandırdığı başka bir yazıda bu türden Cemal Taş ve Hawar Tornêcengi’nin Gağan’ın farklı ritüellerine odaklandıkları ve detaylandıkları için pek yer vermedikleri ritüelleri içermektedir.

Sevgili Karataş’ın “mitolojik” olarak ele aldığı ve muhtemelen rahmetli babası veya Gülüzar anneden (annesi) dinlediği bu anlatıya yer vermeden önce yine Ma Dergisi’nde Kırmancki/Zazaki yayınlanan Saheyder Veroz’un “Xêr Amo” şeklinde Gağand ile ilgili Rozê Xızıri (Xeylaş) yazısıyla devam edelim.

 

Raa Haqi, Raa Xızıri (Allah’ın, Xızır’ın yolu):

“Raa Haq (Raa Xızıri)” adlı Dêsım/Dersim’de yaygın ve yerleşik olan ve İslam ile harmanlanan ağırlıklı olarak “pagan” köklere de dayanan bu inançta “Xızır” şu şekilde tarif edilir:

Xızır’ın yeri çok yüksektir ve mübarektir. O hem her zaman ve her yerdedir hem de kendi mekanındadır. Onun yeri; adına Kırmanciyê denilen Dêsım/Dersim coğrafyasında yaygın ve muhteliftir. Dêsımanlılar onun bu “ziyaret” adındaki muhtelif mekanlarına giderler. Orada “Gağand” gibi önemli bazı günlerde adak adar, çıla yakar ve niyaz (göme ekmeği) dağıtmak suretiyle ibadet ritüellerini yerine getirirler.

Dêsım/Dersim’de Ocak ayını kapsayan ve adına “asma Çeliyê (Ocak)” denilen ay “Xızır” ayıdır. Adı “Xêylas” olan “Xızır Oruçları” bu ayda tutulur. Bu ay aynı zamanda Miladi takvime göre on üç gün geriden gitmek suretiyle “yeni yıl/yılbaşı”dır. Çünki gağan’ı bilen ve kutlayan bu toplulukların takvim hesabı hala “Rumi” takvime göredir. Bu gün Miladi’de, Ocak ayının on üçüne denk gelir. Rumi takvime göre ayın biri yani yeni yıl perşembeyi cumaya bağlayan gece ve güne denk gelmek şartıyla 13 Ocak gibi (asma çeliyê) hem yeni yıl, hem de Xızır/Rozê Xızıri/Xêylaş başlangıcıdır.

Bu oruç üç gün tutulur ve aşiretler ve ezibetler tarafından ardı sıra ve farklı günlerde tutulur ve tam dört hafta devam eder. Dersim’de bu tarihler aşiretler (köyler) boyutuyla bellidir. Çünkü öyle inanılır ki Xızır, yer yer gezip bunlara misafir olur. Bir taraftan da bu sürede Pir ve Rayverler taliplerini rahat rahat gezerler.

Kısaca Dersim’de Xızır Orucu (Rozê Xızıri) Miladi takvime göre ocak ayının on üçünden sonraki “salı” günü başlar ve üç gün olmak üzere perşembeye kadar tutulur. Bu günler her sene değişkenlik arz eder. Çünkü oruç, salı günü başlayıp perşembe son gün olmak üzere cuma ile sona ermek ve yeni yıla merhaba edilmek gibi bir durum ve zorunluluk vardır. Demek ki burada haftanın günlerinin ayrı bir anlamı ve önemi vardır. O açıdan on üçünden sonraki salı günü takip edilir artık ayın hangi gününe denk gelirse.

Üç gün orucun ardından perşembeyi cumaya bağlayan gece (sewa yeniye) “Cem” yapılır. Bu Cem’in adı Xızır Cemi’dir. Yeni yılın ilk günü sayılan bu cuma günü, önceden hazırlanan kurbanlar mümkünse ziyaretlerde kesilir ve niyaz (göme) dağıtılır. (Bakınız; Ovacık’ta çekimleri yapılan Firik Dede belgeseli!*2)

Oruç tutan kimse gece yarısına girildikten sonra artık hiçbir şey yemez ve içmez. 12 İmam (Rozê Yimamu) oruçlarında “iftar vakti” bulunulan yörede güneşin en yüksek dağ zirvesinden kalktığı vakitti. Oysa Xızır Orucunda bu vakit farklıdır! Çünkü öyle inanılır ki; Xızır hala yazı yabanda ve dağlarda insanların darlığına yetişmek için çaba harcamaktadır ve telaştadır. Bu gecikme bu sebepledir. Bu sebeple oruç açma vakti olan iftar (fıtara xo rakerdaene) havanın iyice kararmaya başladığı bir vakittir. On iki İmam oruçlarından başka bir farkı da yiyecek sınırlamasının olmamasıdır; yani bir “yas” orucu olamaması, bilakis ağır kış şartlarının hafiflediği, günlerin uzayıp bahara yakınlaşıldığı dolayısıyla yeni ve umut dolu bir yıla girilmesinin getirdiği bir nevi “şükür” etme halidir kutlanan ve sevinilen. Dolayısıyla geride bırakılan acı ve üzüntüler.

 

Adına “Kırmanciyê” dediğimiz inanç gurubundaki insanların, yaygın olarak yaşadığı Dêsım/Dersim coğrafyasında “Gağani/Xêylas/ Rozê Xızıri”; sadece bir inanç ve buna dayalı ritüel değil, sevinç, mutluluk ve baharı müjdeleyen, sıkıntıların geçtiği yeni umutlara ve beklentilere dairdir. Çocukluğumuzda bu Xızır Oruçları ve Xêylaşlar arka arkayaydı ve biz çocuklar bu günleri canla başla beklerdik.

Xızır Oruçlarına gerek girilirken gerek se de bittiği perşembe günü akşamı herkes temizlenir, en güzel giysilerini giyerler. Çünkü Xızır’ın o gece gelip evlerine misafir olacaklarını düşünürler, “iqatleri” bu şekildedir. Bu sebeple cuma gecesi (sewa yeniye), bir tasa hafif kavrulmuş “qawut” adını alan kavrulmuş “un” evin damına (mutfak) bir tepsi içinde üstü düzleştirilerek bırakılır. Ev halkı sabah vakti büyük bir heyecan ile kalkıp bu unu kontrol ederler. Xızır’ın misafirliğine dair bir iz ve işaret ararlar. (Bu iz olsa da olmasa da ne ala. Burada akıl ve mantık aranmaz. Keza bu yıllar öncesinden gelen bir inanç ve gelenektir.*2)

Öte taraftan evin evlenmemiş bekâr gençleri, yeni yıla girilen bu perşembe günü akşamı (cuma gecesinde) su içmezler ve susuz bir şekilde akşam uyurlar ve rüya görmeyi temenni ederler. Şayet bu rüyalarında kimin elinden su içerler ise o kişi onların evlenilecek ve kısmeti olan kişi olarak düşünülür ve buna inanırlar. Xızır oruçlarında bu kültüre sahip yöre insanları bu duaları ağzından düşürmezler:

Ya Xızıro Khal, ya Xızırê sata tênge. Sata mawa tênge de bırêse; cırm u alemi bıxêlesne, kosê jü de ki ma u azê ma. Vengê ma pêheşiyê; az u uzê ma tenge de meverde; halla halla!

(Ya, dar günün dostu Xızır; dünya alemi düştüğü darlıktan kurtar, bir taraftan da bizi de gör. Sesimizi duy; soyumuzu sopumuzu darlıktan kurtar, kol kanat ger. Sesimizi duy, soyumuzu sopumuzu darlıkta bırakma; amen!) (Saheyder Veroz, amor 6, perloda Ma.)

Gağan’ın kültürümüzdeki yeri çok ağırdır. Yeni yılı müjdelediği halde ne yazık ki kent yaşamının yaygınlaştığı bu son yirmi yıldır pek kutlanmıyor ve zamanla unutulmaya yüz tutmuş. Bu unutulma ve terk edilme hali sadece “Gağan/Gağon” gibi yüzyıllar öncesinden gelen gelenek ve görenekler ile sınırlı kalmamış, toplumun ana omurgasını teşkil eden ve aynı zamanda inancının da dualar ile ifade edildiği “dil”inin de başına gelmiştir.

Eklemlendiğimiz ve tamamen kendimize yabancılaşacak bir şekilde başka halklara benzeyecek şekilde, üstelik global ve kapitalist sistemin tamamen piyasalaştırıp ve sömürdüğü, sığ ve yoz bir şekilde insan doğasına ve gerçeklerine aykırı bir “yeni yılı kutlanması” durumu içimizde yer etmiştir. (Bu yazılanlar ve hatırlatmalar daha ne kadar bu kendini tolumsal ve bireysel olarak kaybetme (yitirme) halinin önünü alır, onu şimdilik kestirmek çok güç!*2)

Şunu diyebilirim ki Gağan/Gağon sadece Dêsım/Dersim’de değil, farklı inançlara (sunni, şafii) sahip Zazaların çoğunlukla dillerini konuştuğu ve yaşadıkları bölgelerin başında gelen Çolig (Bingöl), Xarpêt (Elazığ) ve Diyarbekir’deki bölgelerde de biliniyor ve biraz farklılaşmış ritüellerle kutlanmaktadır.

Gağan/Gağon/Gağun Elazığ’da, Karakoçan’dan Palu’ya kadar, Alacakaya’dan Arıcak’a, Sancak’tan Piran’a (Dicle), Ergani’den Xani (Hani) ve Çermuğ’a kadar yaygın bir bölgede bilinmekte ve kutlanmaktadır. Rumi takvime göre kutlandığından bu tarih Ocak ayının 13’ü sonrası 14 üne denk gelir.

"Gağandınız Kutlu Olsun!"

“Gağandınız Kutlu Olsun!”

Gağan’a Xarpêt (Elazığ) ve Çewlig (Bingöl) taraflarında “Gağon” ya da “Kal/Qal” derler ve buralarda da “Qal u Pir” oyunu vardır. Çok bilinenin aksine “Qal” oyunu sadece “Gağon’da sergilenmez. Depe (Karakoçan) ve Dersim, Erzincan ve Bingöl gibi yörelerde “warê” dediğimiz yaylalara çıkılma esnasında da sevinçle oynanır, sergilenir-di. (İrfan Akdağ, amor/sayı 6, perloda Ma.)

 

http://www.cilagazete.com/haydar-karatas-yazdi-gagangagandt/ 

http://www.cilagazete.com/hawar-tornecengi-gagangagand-senligi-khalkekkhale-gagani/ 

*Bu yazı metni, Cemal Taş tarafından Kırmancki/Zazaki olarak kaleme alınmış olup, Ma Dergisi’nin 6. sayısında (Haziran 2015) yayımlanmıştır.

*2 çevirmen ve editörün yorumu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

3.621 kere okundu