Haydar Karataş röportajı: “Dersim Meclis Girişimi” ve “Avrupa Dersim örgütlenmesi”.(III)

Dersim kültürü yok oluyor, bu nedenle Dersimlilerin bir arada yaşama mücadelesi dışında bir mücadeleleri, bir kavgaları olmamalıdır. Binlerce yıldır süren bir kültür ve gelenekler silsilesi dağılıyor, bunu toparlama mücadelesi olmalı sadece…

Haydar Karataş ile “Dersim Meclis Girişimi” ve “Avrupa, Dersim örgütlenmesi” üzerine; üçüncü ve son bölüm:

 

Sevgili hemşerimiz, dostumuz, arkadaşımız ve yazar Haydar Karataş ile önceki ikinci bölümde olduğu gibi bu bölümde de “Dersim Meclis Girşimi’ni “ele almaya devam ediyoruz. Bu röportajı Ortadoğu, Suriye ve Türkiye’ye dair gelişmeleri ele almadan sadece “Avrupa Dersim Örgütlenmesi (FDG)”ni ele alarak bu bölümle sonlandıracağız. Umarım ilerideki bir zaman dilimi içerisinde gerek Meclis çalışmalarının alacağı şekil, kat edeceği yol ve gerekse diğer gelişmeler ile birlikte sevgili Karataş ile başka bir röportaj yapma imkanı buluruz. Şimdilik sağlıcakla; zevkli ve faydalı bir okuma olması dileklerimle!.. Asmén Ercan Gür

 

  • Enteresan ve çok farklı bir düşünce ve perspektifle Dersim Meclis Girişimi’ni değerlendirdiniz. Her ne kadar başta ilan edilmiş bir metin (bildirge) mevcutsa da yine de arkadaşlarımız, hali hazırda hala bir “arayış içerisinde olduklarının” altını çizmektedirler. Üstelik arkadaşlarımız, bu Meclis Girişimi’ne dair, “ilkeleri tayin ve tespit edilmeden yola çıkılıyor” şeklinde bayağı dozu yüksek bir eleştiriye de maruz kaldıkları halde! Buna rağmen değerlendirmeleriniz, biraz sert hatta acımasız değil mi; ne dersiniz? 

15025449_332327677139035_5848422630896688331_o

“Meclisin alt partileri olur”

 

-Değil; bence iyi bir şey yapmak istiyorlar ama farkında değiller. Bir Meclisin alt partileri olur. Kürtler Dersim’de bir parti kursalar, Zazalar, Aleviler, sol ve sağ partiler olmak üzere bunlar, bu Meclise girseler, orada hepsi Dersim için bir arayış ve uzlaşı uğraşı verseler bu heyecanlı olur.

Anladığım kadarıyla söylenen böyle bir şey değil; Meclis varsa, ayrı partilerin bir araya geldiği, yasaları azınlık ve çoğunluğa göre çıkardığı bir yer var demektir. Meclislerde ikna yoktur, taraflar vardır ve konsensüs yani uzlaşma vardır. Uzlaşmadan kast edilen ise ‘mücadele değil, taviz’dir.

 

“Dersim çok dilli, çok inançlı olan farklılıkların diyarıdır”

 

Niyet iyi, ama mantık yanlış gibi geliyor bana. Doğrusu üzülüyorum da. Ama bundan daha da önemlisi, bu çağrıyı yapan arkadaşların neredeyse tamamının “sol Stalinizm” geleneğinden geliyor olmaları… Demokrasi ve insan hakkı, ‘ikna olanların eşitliği’ değildir. Aksine; ‘ikna olmayan, farklı düşünene karşı tahammül’dür. Farklı olanla kurduğumuz ilişki refleksidir.

cila-yakma-638x303

 

 

Dersim çok dilli, çok inançlı olan farklılıkların diyarıdır. Her aşiret, her ocak diğerini öyle kabul etmiş, ne zaman ki diğerinin kaşının üzerinde gözün var demiş, ortalık kan revan olmuş. Dersim’in birliği çokluğundan geliyor, inanç öyle söylüyor.

 

  • O halde Dersimlilerin böyle ve bu türden bir örgütlenme ve mücadeleye ihtiyaçları yok mudur; doğru mu anladım, bunu mu demek istiyorsunuz?  

 

“Farklılıklarımızla bir arada yaşama mücadelesi vermeliyiz”

 

-Demek istediğim; Dersimlilerin gelinen noktada, ‘bir düşmana ihtiyaçlarının olmadığı’dır! Böyle bir yol, 1970’ler sonrası yaşadığımız travmanın devamı olur. Ki, sanıldığından da korkunç sonuçları olur. Dersimli gençler silahlı Kürt hareketinde en ön safta direniyorlar, sol örgütlerin en ön mevziisindedirler.

 

O ateşi söndürmek lazım Dersim’in yeniden inşası için. Yaralıyız, intikam istiyoruz, ama öfkemizi terbiye etmenin, o öfkeyi bu iletişim çağında, sanatla, yazıyla, akademiyle olgunlaştırma yolu bulmalıyız.

 

Dersim kültürü yok oluyor, bu nedenle Dersimlilerin bir arada yaşama mücadelesi dışında bir mücadeleleri, bir kavgaları olmamalıdır. Binlerce yıldır süren bir kültür ve gelenekler silsilesi dağılıyor, bunu toparlama mücadelesi olmalı sadece.

 

  • Tam da bu son dediğiniz, “binlerce yıldır süren bir kültür ve gelenekler silsilesi dağılıyor, bunu toparlama mücadelesi” amaçlanıyor. Sanırım bunu gerçekleştirme biçimine bir itirazınız var. Ama şu da bir gerçek; kaldı ki kendiniz bunu hep dile getiriyorsunuz. Siyasi olarak bu kadar bölünmüş ve uç noktalara savrulmuş bir toplumda, böylesine zor bir toplumda bu dediğiniz öyle kolay gerçekleşir mi sanıyorsunuz. Keza var olan her siyasi örgütlenmenin kendine göre öncelikleri var. Ve benim gördüğüm kadarıyla ‘Dersimi kültür değerleri’nin yok olmaması, böyle bir kaygı pek de önceliklerinde yok. Böylesi bir toplumdan bahsediyoruz. O halde, bu dedikleriniz böylesi bir toplum için biraz ütopik kaçmıyor mu?

 

15016428_331339133904556_1316001094840726187_o“‘Barış Meclisi’, olsaydı olurdu”

 

-Söyledim, yineliyorum; “birlikte yaşamı inşa edecek bir ‘Barış Meclisi'” deselerdi, dediğim gibi olabilirdi. Tabi bu bir “şehr”, bu Meclis tartışmalarına en geniş şekilde katılmalı insanlar.

 

Madem FDG’de çatışıyoruz, o zaman farklı düşünen arkadaşların her biri kendilerine yakın buldukları arkadaşlarla birer parti ya da grup kurabilirlerdi. Ve bu Meclis’e hangi kriterde partilerin üye olacağını da bu “çağrı grubu” belirleyebilirdi.

 

“İlla bir ‘Meclis’ amaçlanıyorsa; muhtelif guruplar ve siyasi partilerin birliği sağlanmalı”

 

Gördüğüm kadarıyla bu da yok. Mesela derlerdi, şiddeti reddeden, insan haklarına saygılı vs. Yok eğer Stalinist ölçülerde bir Meclis olacaksa, onu da beyan etsinlerdi. Silahlı mücadeleden yana, anti-faşist falan filan. Artık ne diyeceklerse, ama “Meclis” ise söz konusu olan, gruplar ve siyasi partilerin birliği olursa bir anlamı olur.

 

Bana kalırsa, şeffaf bir üyelik bildiriminde bulunan her grup ve ilk aşamada her elli üyeli parti ya da grup birer parlamenter çıkarabilir. Üç bin üye, 60 vekil demek bunlar da meclisi toplar, Meclis başkanlarını, ne bileyim sekretaryasını filan oluştururdu. Böyle bir oluşum kesinlikle heyecan verici olur, elli üye 20-25 üye de olabilirdi…

 

  • İlk akla gelen manada; yani ‘siyasi’ bir Meclis modeli öneriyorsunuz sanırım!

 

13178807_235023783536092_1065453177147203478_n“’Çoklu birlik’ yolu, eski kültürümüzün bir parçasıydı; oraya dönülmeli”

 

-Kendine Dersimli diyen ama Kürt, Zaza, Türk, Alevi hisseden bir Dersim var bugün. Bu çokluk haliyle barışılmalıdır. Kimsenin kimseyi ikna etmeye ihtiyacı falan yoktur. Kendini Kürt hisseden eğer aynı zamanda ben Dersimliyim diyorsa, Dersimin yok olan gelenek silsilesi için ne yapabilir cümlesini de kurmalıdır.

 

Biri Dersim’in geleceğini Kürdistan’da, diğeri Türkistan da görüyor olabilir. Bu fikirleri konuşmalıyız, geleceğmize dair kim ne düşünüyor açık bir şekilde konuşmalıyız.; toplumlar dalgalı denizlere benzer, onu öfkelendirmiyor, niyet o denizin balığını sevmekse, bu balık bir sağa bir sola yüzer. Sükûnet neresiyse oraya akar toplumlar. Toplumumuzu dalgalı kulvarlar yerine sakin denizler, huzurlu limanlar bulmalıyız ona.

 

Topluma bir fikri dayatmak değil, Meclislerin amacı bu dalgalı denizi bir arada tutmaktır. Aşırı uçları Meclis havuzuna çağırıp sakinleştirmektir. Bunu yapmazsanız birilerini dışlarsınız, öfkelendirirsiniz, gemiler yüzmez öfkeli denizlerde, kara asla görünmez.

 

“Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi”, sadece Dersim tarihinin değil, dünyada eşi olmayan bir çalışma. Dünyada böyle bir örnek ilk defa oluyor. Akademinin yapması gereken bir çalışmayı torunlar yaptı…

  • Her ne kadar Türkiye’den katılımcılar olsa da madem bu “Meclis Girişimi” fikri Avrupa’da ortaya atıldı, o halde Dersimi örgütlenmelerin en önemlisi olan ve “Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi (DSTP)” gibi çok önemli bir çalışmayı belli bir aşamaya getiren “Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)” ile konuyu ilişkilendirip ele alalım. Bu perspektifte konuyu ele alıp değerlendirseniz!

12341123_873844152722421_1027873508762975839_n

 

“‘Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi’, dünyada eşi olmayan bir çalışma”

 

-“Dersim Meclisi’ni oluşturuyoruz” diyenler, daha başından bir kesimi dışladılar. FDG’nin bir kesimini yargılayacaklarını söylediler; buna gelen tepkiler üzerine özeleştiri verdiler ama bu seferde “ikna ve mücadele” diyorlar. Olmaz; taraflar birbirlerine saygılı olmalı ve tarafların Meclisi olmalı. Meclis, bu taraflar arasındaki hukuku düzenler. Farklı fikirde olanlar meclislerin çatısı altında fikir özgürlüğü etrafında bir araya gelir. 

 

Eğri oturup, doğru konuşmak lazım. “Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi”, sadece Dersim tarihinin değil, dünyada eşi olmayan bir çalışma. Dünyada böyle bir örnek ilk defa oluyor. Akademinin yapması gereken bir çalışmayı torunlar yaptı. Ancak eksik kaldı.

 

  • Nasıl ve ne yönüyle eksik bir çalışma oldu size göre?

 

“Eksiklik, kayıtların sadece ‘Zazaca’ olmasında”

 

Dersim’de yaşananları, yaşayan tanıkları dinleyerek kayıt altına aldılar. Ancak kayıtlar, sadece Zazaca. Yedisi Türkçe ve biri de Kürtçe’nin Dersim lehçesi Kırdaşki dilinde. Dersim’de bu elmanın yarısı Kırdaşki konuşur, bu acının yarısını dile getirir, diğerini es geçerseniz o proje eksik kalır. Bu yanıyla Sözlü Tarih Projesi doğru, ama eksik bir çalışmaydı. Görev bunu tamamlamak olmalıydı.

 

Zazaca konuşan Dersim ile konuşma var, ama Kürtçe konuşanla yok; neden yok? Onlar nasıl bakıyordu 1938’e; o yaşın insanları ne diyordu? Ben bunu çok merak edenlerdenim ve gelecekte de bunu merak edenler olacaktır. Kaldı ki, Kırdaşki konşuan Dersim’i görmemek binlerce yıldır iç içe yaşamış bu birlik halini bozar. İyilik yapalım derken kötülük yaparız.

 

  • Bana göre bu proje, böylesine etkileri hala ve nesiller boyu süren büyük bir travmaya maruz kalmış bir toplum için o toplumun örtbas edilen bu haksızlığı ve derdini dünyaya anlatması için yani “yüzleşme” için büyük bir fırsattı. Toplumumuz için durum bu kadar önemli iken bu çalışmanın “FDG idaresi” bahane edilerek ‘grupsal ve şahsi’ denilecek sudan sebepler ile bu hale düşürülmesi konusundaki görüş ve değerlendirmeniz nasıl olur?

 

1897973_190693751302429_5001128872898706091_n“Ayıp; tanıklar ölüyor, proje yoluna devam etmeli”

 

-Evet, haklısınız. Proje henüz tamamlanmadan kavgalar başladı. “Kayıtlar kimde kalacak” kavgası olduğunu söylüyorlar. Ve bu şekilde FDG’yi parçaladılar. Ayıp, tanıklar ölüyor, proje yoluna devam etmeli. Kayıtları öyle bilmem hangi vakfa, ne bileyim üniversiteye vermenin de manası yok.

 

“Arşivlemenin pek çok yolu var”

 

Kayıtlar halka dağıtılsın, bunları geleceğe taşımanın tek yolu da bu gibi geliyor bana. Vakıf bilmem üniversiteler aradıklarını söylüyorlar kayıtları vermek için. İyi de onlar mı finanse etti bu projeyi, halk finanse etti. Vakıflara ya da Üniversitelere de başvurulabilir, onlar, “bir nüshasını verin arşivimizde kalsın” derse ne ala, ama en büyük aktarıcı halktır. 

 

Kapalı kapılar ardında saklamanın da manası yok. Hem bugün Dersim belgeleri dediğimiz bütün kayıtlar, sağda solda, subay çocuklarının aile albümlerinde saklanmış fotoğraflardan ibaret. Bu fotoğraflar devlet arşivinde, ya da bir vakıfta olsaydı, bizler o toplu katliam fotoğraflarının hiç birini göremeyecektik. O resimler yıllar sonra açığa çıktı da, gerçeğin üstü aralandı. Aynı yol denenmeliydi. Kim kayıtları istiyorsa, kayıt tutarını ödeyerek alabilmeli.

 

  • Anladığım kadarıyla FDG’yi bunun dışında tutuyor ve buradaki kavganın nedeni “Sözlü Tarih Projesi” değil, diyorsunuz; doğru mu?

1014057_310654392404390_2004365847_n

 

“FDG, Dersimlilerin halkla buluşmuş ilk örgüydü

 

-Evet. FDG 4. Kongresinin davetlisiydim. Kavganın nedeni “Sözlü Tarih Projesi” değil; sen ben kavgası. Oradaki manzara içler acısıydı. FDG’de kavga eden, birbirine ağır hakaretler edenlerin tamamı eski sol gruplardan gelen militanlar; halk, yaşlı insanlar, genç kızlar boyunlarını önlerine eğiyor, bu yüksek sesle bağıran erkekleri korkuyla dinliyorlar.

 

“FDG”, Dersimlilerin halkla buluşmuş ilk örgütüydü. Okuma yazma bilmeyen yaşlı insanlar var, ekmek parası peşinde koşan, çoluk çocuğunu büyüten ve Dersim geleneklerini, bayramlarını beraber kutlamak isteyen insanlar vardı orada. Toplantılarını çıra yakarak açıyorlardı, kendi ana dillerinde dualar ediyorlardı. Bu göz yaşartıcı bir manzaraydı.

 

“FDG’de bir Dersim ruhu, geleneği vardı”

 

DEDEF ve Kürt hareketinin kurduğu Dersim derneklerinin hiç birinde bu manzara yok. Kürt hareketi bazı Pirlerle bunu yapmaya çalıştı, ama beceremedi; halk rağbet etmedi. FDG’de bir Dersim ruhu, geleneği vardı! Bugün bunu yok ediyoruz. Daha iyi anlaşılsın diye bir örnek vereyim:

 

Bu kavgaların birinde eşi ile en önde oturan Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat’ın yanına gittim. Sordum, “Rayber, ne diyorsun bunlara?” Dedi, “ayıptır torunlarımız var burada..”. Salona baktım ve şunu fark ettim:

 

Birbirine bu bağıran çağıran, hakaret eden, erkek sesiyle konuşanların hiç birinin ne kız kardeşi, ne eş ve ne de oğlu kızı vardı orada. Kızınız, eşiniz, oğlunuzla gitmediğiniz, katılmadığınız yerde kötü şeyler yaparsınız.

 

  • Neden toplum olarak elimize aldığımız “kurumsal” bir işi sonuca götüremiyoruz; tüm bu olanların sebebi nedir sizce?

63054_357392507699807_856300199_n

 

“Sebep ‘militarizm’; eksik olan ‘Kırmanciye adalet anlayışı'”

 

-Bana göre, FDG’de fazla olan geçmiş sol gelenekten gelen bu militanlar ve eksik olan ise Dersim’in “adalet” anlayışıydı. Neydi Dersim’in adalet anlayışı. Mahkeme, devlet olmadığına göre, kötülük yapan, toplumun ruhunu bozana bir ceza veriliyordu. O şöyle işlerdi: birine hakaret eden, birini kıran, şiddete başvuranı Pirlerimiz gelir, onlara “gidin aranızda anlaşın” derlerdi. Anlaşamazlarsa, onları düşkün ilan ederlerdi ve bu kişiler toplumdan afaroz olurlardı.

 

FDG’de birbirine hakaret eden, -siyasi görüş farklılığı değil bahsini ettiğim-, birine küfür eden, sahta sosyal medya hesapları ile arkadaşlarını suçlayanlara aynen Dersim adalet anlayışında olduğu gibi, afaroz cezası verilmeliydi. Bu arkadaşların elinden seçme seçilme hakkı 4-5 yıl alınmalıyd. Bu yetişkin insanlar birbirleri ile konuşma dilini öğrenmelidir.

 

“FDG’nin misyonu sürdürülmeliydi”

 

“Dersim Meclis Girişimi”, FDG’de halka mal olmuş bir geleneği tatil ediyor ve hatta “FDG ömrünü bitirdi” diyerek bir Meclis topluyorlar. Mecliste, FDG’de gördüğümüz o halk yok, yaşlılar yok, bildiride pirler, rayberler yok. Bunu gidermelidirler. Bizler seküler bir hayattan geliyoruz, yaşlı ve geçmişte ideojik gruplarla ilişiği olmamış insanları nasıl bu meclise dahil edebiliriz tartışması en önemli mevzu olmalıdır, aksi halka yapılmış bir darbe olarak görülür. Bu kültürün sahibi beğenir beğenmezsiniz onlar.

 

11081012_1564708857132824_5568690981054686574_nDersim Meclisi de ocakların bir araya geldiği birlik cemleriydi. O halktı. Elbette bu Meclis bir şeyi karşılar, ama “özlemimizin duyguları yetimdir” bunu bilelim.

 

Umarım radikal bir devrim yaparlar ve sahiden “Meclis” kurarlar. O vakit bu arkadaşlar ki, hepsi çok yiğit ve güzel insanlar adları tarihe yazılır. Tersi; geçmiş çalışmalar gibi olur ve daha çok yaralı, kırılmış insan bırakırız geride…

 

“Başka Désim yok”

 

  • Wes u var ve; sizi nefessiz dinledim, desem yeridir. Önemli ve bir o kadar dikkat çekici faklı düşünceler dile getirerek tespitlerde bulundunuz. Fakat görebildiğim ve bilebildiğim kadarıyla “Dersim Meclis Girişimi, tam da bu sorunların çözülmesi ve geleceğin siyasi ve kültürel bir temelde sahiplenilerek daha güçlü bir birliktelikle yol alınması, toplumun maruz kalacağı muhtemel tehlikelere karşı örgütlü ve hazır bir durumda olması”  gibi gayeler ile yola çıktı ve bu amaçla hala çalışmalarını sürdürmektedir.
  • Sorun şu oldu ki; FDG’deki bölünmede etken ve taraflardan biri olan bir kesim bu çalışmadan rahatsız oldu ve “şayet ‘DSTP’yi bu işin dışında tutarsanız destek veririzdediler. O halde tüm bu yaşanan sorunlar herkesi ve hepimizi bağlar. Kimse bunun dışında değildir ve tutulamaz. Bundan sonra birbirimize kulak vererek, eksikliklerimizi giderici bir sorumluluk ile hareket etmeli ve yol almalıyız, diye düşünüyorum.
  • Keza Meclis Girişimi çalışmalarında yer alan bir arkadaşımızın da yerinde bir şekilde ifade ettiği gibi; “Başka Désim yok!” .
  • Son olarak ilave etmek istediğiniz bir husus var mı?

 

-Yok; bir yazar olduğumun altını çizmek isterim. Bunlar benim için sıkıntılı konular. Aslında bu konuya dair görüş belirtmeyecektim; kaldı ki böyle bir mecburiyetim de yoktu. Fakat içinden çıktığım topluma karşı hala bir sorumluluk ve duyarlılık hissediyorum. Bu sebeple ‘toplum yararına bir katkı’ olur diye düşündüm ve elbette sizi de kırmak istemeyerek bu şekilde görüşlerimi dile getirdim. Tu ki wes u var ve!..

 

Haydar Karataş

(Visited 608 times, 1 visits today)

Yanıt Haydar Karataş röportajı: “Dersim Meclis Girişimi” ve “Avrupa Dersim örgütlenmesi”.(III)

  1. ibrahim akarcay 29/11/2016 de 11:14

    dersim ve dersimli ALEVI milletinin kurtulusu bu t0raklarin yetisdirdigi degerli insan HAYDAR KARATAS gibi ALEVILERIN millet 0ldugunu s0yleyen yazar cizer dusunur ve arastirmacilarIN 0NE cikarilmali

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1.544 kere okundu

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone