Haydar Karataş: “Anadilin kaybolması, insan hakkı ihlalidir”.

“21 Şubat Uluslararası Anadil Günü” kapsamında konuşan Dersimli Yazar Haydar Karataş; “Bir dilin yok olması bütün insanlık ve Türkiye için büyük bir kayıp olduğunu” belirterek; “Bir ülkede kuşaklar arası iletişim yok olursa, o ülkenin sağlıklı düşünen bireyleri olmaz” dedi.

“Anadilin kaybolması, insan hakkı ihlalidir”

 

-‘Bengali dili’ için mücadele eden üniversite öğrencilerinin Bangladeş polisleriyle girdikleri çatışma sonucunda yaşamlarını yitirdikleri gün 21 Şubat’tı. Yeryüzünün pek çok bölgesinde anadili ile var olmak isteyen insanların mücadelesi ise hala sürmekte.

 

UNESCO bundan tam 20 yıl önce, 21 Şubat’ı “Uluslararası Anadil Günü” ilan etmiş ve bu kapsamda çalışmalar yürütmüştü. 20 yıl önce ilan edilen Anadil günü bugün açısından hala pek çok coğrafyada büyük öneme sahip; gerek konuşulması adeta çeşitli şekillerde bastırılan diller için gerekse kaybolma tehlikesi yaşayan diller için.

 

“Zazaca’ya ilişkin durumu 2007 yılında raporlayıp UNESCO’ya sunan bir yazar”

 

Bugün de Anadilin önemini, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan Zazaca (Kırmancki, Dimilî) dilini Dersimli Yazar Haydar Karataş ile konuştuk. Karataş, kaybolma tehlikesi altında olan diller kervanına katılan Zazaca’ya ilişkin durumu 2007 yılında raporlayıp UNESCO’ya sunan bir yazar aynı zamanda. Yani dilin can çekiştiğini uluslararası bir örgüte bildirip bir çare arayışına ön ayak olan kişi. Böyle olunca Karataş’a ilk sorumuz şu oluyor;

  • Zazaca yok olursa ne olur? Bir ana dilin yok olması nasıl bir anlam taşıyor?

 

– Zazaca yok olursa Anadolu’nun en eski dillerinden biri yok olur, bir dil binlerce yılda oluşur. Bir dilin yok olması bütün insanlık ve Türkiye için büyük bir kayıptır, ancak bundan öte, kuşaklar arası bir kopukluk meydana geliyor ve bu bir insan hakkı ihlalidir. Bu yeryüzü çok dillilik ile zengin bir bahçedir; her dilin kendine ait bir lezzeti, bir ahengi var. Bu lezzeti tatmak isteyen dünya kadar insan var… Bir ülkede kuşaklar arası iletişim yok olursa, o ülkenin sağlıklı düşünen bireyleri olmaz.

 

“Dünyada hala 8776 dil konuşuluyor”

 

Dünyamızda hala 8776 dil konuşulmaktadır, bu dillerden biri iki yıl önce Meksika’da öldü. İki yaşlı insan konuşuyordu dili, biri ölünce diğer yaşlı adam dilini konuşacağı insan bulamadı. Bu bir dramdır; Zazaca konuşan insanlarda bu kuşaklar arası dram var, yaşlı kuşak torunlarıyla ortak bir iletişim dilleri yok.

 

  • Peki Zazaca nasıl ve neden bu aşamaya geldi?

 

-Zazaca Anadolu’un en eski dillerinden biri. Yukarı Mezopotamya, Pers ve Arap çöllerinin gelip son bulduğu hilal şeklinde bir dağ şeridinde konuşulur, Zazaca dilinin masal ve söylencelerinde ova ve şehirlere ait hayat görülmez. Bu bir dağ dili, günümüzde Türkçe ile Kürtçe arasında bir sınır hattında yaşamasından kaynaklı olarak Kürtçe ve Türkçe dillerinden günlük olarak etkilenen bir dil. Bu geçişkenlik geçmişte de vardı ve Zazaca konuşan insanlar bu nedenle genelde çok dilli bir kültürel yapıya sahiptiler.

 

“İnanç kimliği, dilden daha baskındır”

 

Onlar için inanç kimlikleri daha önem arz etmiş denebilir, bununla bu dilsel geçişkenliğin önünü açmışlardır. Bu yapıyı özellikle Kızılbaşlarda görmek daha yaygındır ve Zazaca, Türkçe, Kürtçe iç içe konuşulmaktadır. Ancak ayrım olarak inancı öne çıkarmışlardır. Dinsel geçişkenliğe izin vermeyen ama dil geçişkenliğine dair hiç bir kaygısının olmaması dili zayıflatırken inanç kimliğini belirli hale getirmiştir…

 

“Zonê Ma’de qeseymeke; xoce mektevde danu tore’

 

Cevabınızda inancın öne çıkışının dili gerilettiğini söylüyorsunuz; buna katılmakla birlikte, ‘başka nedenler yok muydu’ diye bir soru geliyor aklıma. Ben de bu dilin konuşulduğu coğrafyada doğdum. Annem ile çocukken aramızdaki bir diyalog şöyleydi; Onunla Zazaca konuşmak istemiştim. Çok iyi konuşamazdım ve iyi konuşmak istemiştim. Bu isteğime karşılık annemden aldığım cevap şu şekildeydi: “Janema di qeşîmekî, xoće mektepti dane tore”…

 

  • “Bizim dilde konuşma, okulda öğretmenler seni döver”; buna ne dersiniz?

 

-Sizin örneğinizde olduğu gibi böylesi örnekleri dile getirenler çok, ancak bu tamamen farklı bir şey. Birincisi Dersimliler çocuklarının okumasını istemişlerdir. Çünkü toprak üretiminin sınırlı olduğu bir bölgede çocuklar için geleceğe açılan kapı eğitimdir. İkincisi, Türkiye’de Dersimlilere dair bu eleştireler çokça dile getirilmektedir; oysa batı ülkelerinde de durum budur.

Kürt ve Dersimli arkadaşlarımdan sıkça duyarım, derler anne babamız anadilimizden ziyade bize “Türkçe konuşun” diyorlardı. Ya da şöyle denmektedir, öğretmen bize “Anadilinizde konuşmayın” derdi. Bu doğrudur ancak çıkarsamada sorun var gibi geliyor bana.

 

“İyi Türkçe konuşma zaaf olarak görülmemelidir”

 

Dil tamamen bir iletişim aracıdır, ondan ideolojik etmenler çıkarılsa da, gerçekte o günlük ihtiyacı giderme aracıdır. Günlük hayatın içinde yaşayan anne ve baba çocuğunu yetiştirirken siyasal ve milli kaygılar gütmez; aile meseleye tamamen pragmatist yaklaşır. Almanya, Fransa gibi bir ülkede yaşıyorsa çocukları Fransızca ve Almancayı iyi bilsin ister. Duyarım, derler su gibi İngilizcesi var, neden bu denmektedir? Ya da şöyle düşünün “Kızım bir Alman gibi Almanca konuşuyor” bu dünyaya dahil olma uğraşıdır.

 

İsviçre’de bölgesel diller var, bir okulda aynı dilden beş kişi varsa o okula çocuk ana dilini öğrensin diye öğretmen gelir. Yani bir okulda Zazaca konuşan beş çocuk varsa ve aileler talep ederse devlet bunu karşılıyor ancak okul ve aile eğitim dilini çocuğun bilmesini ister. Şans eşitliği için bu gereklidir. Dersim dağındaki anne de aynı kaygıyı gütmektedir; çocuğu eğitim dili olan Türkçeyi iyi bilmezse dünyaya açılan tek kapı kapanıyor. Türkiye’deki eğitim politikası ailelerin bu arzusunu kötüye kullanıyor ve bu ayıbı çocukların ana dillerinden utanma vesilesi yapıyor diye, iyi Türkçe konuşma zaaf olarak görülmemelidir.

 

“Dilin geleceği, ‘ekonomi’yle de alakalı”

 

Bunun ülkemizin demokrasi sorunuyla doğrudan ilişkisi var… Ama Zazaca konuşulan coğrafik bölge dağlıktır, dünyaya açılma yolu eğitim dilini iyi bilmekten geçiyor, bunu da bilmek lazım. Hele Dersim’de toprak üretiminin olmadığı, sanayinin bulunmadığı bir yokluk yerinde, aile elbette ki çocuğunun devlet dilini/eğitim dilini iyi öğrenmesini ister. Bu kendi kaderine bir isyandır, çektiği zorlukları çocuk çeksin istemez. Bırakın bunu, İstanbul, İzmir gibi yerlerde devletin kimi okulları Türkçe yerine İngilizce eğitim versin öz be öz Türk milliyetçisi orta halli aileler bile çocuğunu bu İngilizce eğitime verirler, ki böyle de olmaktadır. Bu kaygı da aynıdır.

Khal Fırig (Firik Dede)

 

‘Ana dil duygu dilidir’

 

İngilizce eğitim alan çocuk dünyaya doğrudan dahil oluyor. Ben, annem bırakmadı dili konuşayım, ya da öğretmen şöyle dedi meselesini siyasetin kulağımıza fısıldadığı milli nefret dili olduğunu düşünüyorum. Dil meselesi bunlardan öte başka bir şeydir, dil duyarlılığı bilinçle oluşuyor ve bir ana dili eğitim dili haline getirerek hem o dili diğer dillerin parçası haline getirmiş oluyoruz ve hem de kuşaklar arası iletişimi, kültürün o dilde devamını sağlıyoruz. Eğitim dili, kullanıma en uygun dildir. Pek çok batılı ülke de artık İngilizceyi eğitim dili olarak seçiyor; bunun nedeni çocuklarının dünyada rekabet etme uğraşıdır, ama ana dil duygu dilidir ve kişilik erozyonunu engellemek, sağlıklı kuşaklar geliştirmek için gereklidir…

 

  • Türkiye’de ana dili Türkçe olmayanların devletle kurduğu ilişki nedir?

 

-Düşünün Türkiye’de ana dili Türkçe olmayanların devletle kurduğu ilişki nedir? Türkçe eğitim dili, siyaset dili, ideolojik dil ama duygu dili olamıyor bu insanlarda. Türkiye’de azınlıkların, Kürt ve Zazaca konuşan insanların iki dünyası var, öfke ve nefretleri Türkçe ama gözyaşları ana dillerinde akıyor. Hiç unutmam bir Dersim toplantısına konuktum; insanlar birbirine girmiş kavga ediyorlardı. Öneri olarak ana dillerinde konuşmalarını önerdim, ana dillerini konuşunca kavga edemediler. Bizlerin Türkçe ile kurduğu dil sorunlu, bir edebiyatçı olarak buna fazlasıyla tanığım ve yaşıyorum.

 

Dersimli hikayelerini Türkçe kurgularken siyaset yoluna başvuruyor. Bunu ancak bir ülkedeki eğitim politikası değiştirebilir; Zazaca, Abhazca, Lazca, Kürtçe gibi diller eğitim dili haline getirilirse insanlar hakim dil duyarlılığı artar, ülke birbiriyle barışır diye düşünüyorum…

 

Uzun bir zamandır bu dilin yok olma endişesi pek çok kişiye sirayet etmiş durumda ve bu irili ufaklı belli çabaları beraberinde getirdi. Peki bu çabalar ne kadar işe yaradı/yarıyor? Ya da daha başka ne yapmak gerekiyor?

 

“Günümüzde bir dil, yazılı aktarımı olmadan ayakta kalamaz”

 

Zazaca diline karşı büyük bir ilgi var, sosyal medyada giderek günlük yaşam dili haline geliyor. Bu ilginin arkasında siyasi bir yapı yok; tek tek bireyler bunu yapıyor ve böyle olması, Zazaca diline karşı hümanist bir yaklaşımı da beraberinde getiriyor.

 

“Zazaca edebiyat ödülü”

 

Mesela Sakarya yöresinde konuşulan Ahbazca’nın durumu Zazaca’dan daha kötü; bu dile karşı böyle bir ilgi yok. Ali İhsan Varol Ahbazca için çok uğraş verdi; keza Lazca için de durum hiç de farklı değil. Zazaca uyanmış ancak dilin fiili yaşam alanı yok olmuş. Zazaca kentleşmiyor onu bir kent dili haline nasıl getirmek lazım? Diyarbakır, Dersim, Elazığ ve Bingöl belediyelerinin bir Zazaca programı yok. Zazacanın yaşaması için, dilin konuşulduğu belediyelerin bu dili günlük hayata dahil etmeleri gerekiyor. Zazaca kreşler olabilir, mesela Zazaca çok iyi edebiyat ürünleri çıkıyor, Zazaca edebiyatta her yıl edebiyat ödülü düzenlenebilir. Günümüzde bir dil yazılı aktarımı olmadan ayakta kalamaz; her dağ köyünde internet var, artık kent ve kır kalmamıştır.

 

  • Son olarak sizin anadile dair söyleyeceğiniz bir söz, bir mesaj var mıdır?

 

Zazaca Kürtçe ve Türkçe ile kardeş dil olduğunu unutmamalıdır; çatışarak ayrışarak değil, derdini anlatmalıdır. Başka diller öğrenmek günümüzün olmazsa olmazı. Tarihte Zazaca konuşanlan coğrafya genellikle çok dilliliği tercih etmiştir, bu milliyetçiliğe ve dil üzerinden ırkçı fikriyatlara karşı büyük bir duruştur. Türkiye’de Kürtler ve Zazalar üzerine yazılar yazan akademisyenler bu dilleri bilmemektedir. Bunun yol açtığı büyük sorunlar var, batıda bir akademisyen Türkler ya da Kürtler üzerine doktorasını yapmışsa bu dilleri öğrenir. Bilir. Türkiye’de Zazaca ve Kürtçe üzerinde inceleme yazıları yazanlar bu dilleri bilmiyor bu beni çok şaşırtmaktadır.

Hayadar Karataş

 

Çımê/kaynak: www.yaziyor.org

 

Bir dil, pazar dili değilse ve/ya onu yaygın biçimde konuşan geniş bir çocuk nüfusuna sahip değilse ve/ya politik bir organizasyon (devlet ya da başka bir aygıt) temelli örgütlenmiş bir kolektif bilinçle desteklenmiyorsa o dil ölür.

“21 Şubat”, Dünya Ana Dil gününe dair sn. Serhat Halis’in bir değerlendirmesi:

 

“Dünya anadil günü vesilesiyle, kendi anadilime (Dêsimki/Kırmancki) dair bir gerçeği ifade etmek istiyorum:

 

Her canlı organizma gibi, diller de doğar, yaşar-büyür ve ölür. Yeryüzünde bu akıbete uğramış binlerce dil var. Günümüzdeki dillerin tamamı da bu süreçten geçecektir. Bu algoritma içinde bazı diller henüz ölümden çok uzakken, bazıları var olma (ya da daha doğru bir ifade ile yok olmama) mücadelesi içinde yer alır. Geri kalan bazı diller ise ölüm döşeğindedir.

 

Ne yazık ki Dersimce (Kırmancki), yaşam mücadelesi veren diller kategorisinde bile değildir. Gerçek çok yalın biçimde ortadadır. Bu dil ölümcül bir hastalığın son aşamasındadır. Dillerin yaşamalarını sağlayan çeşitli koşullar ve bu koşulları belirleyen çeşitli yasalar vardır:

 

Bir dil, pazar dili değilse ve/ya onu yaygın biçimde konuşan geniş bir çocuk nüfusuna sahip değilse ve/ya politik bir organizasyon (devlet ya da başka bir aygıt) temelli örgütlenmiş bir kolektif bilinçle desteklenmiyorsa o dil ölür. Bu kurtarıcı sacayaklarından yoksun bir dilin; dernek faaliyetleriyle, dil kurslarıyla, okur sayısı birkaç yüz kişiyi geçmeyen neşriyatlarla falan kurtulması mümkün değildir.

 

Dersimce bu kurtarıcı manivelâların tamamından yoksundur. Üzülerek ifade ediyorum ki; durum dilimizin yaşamsallığı/geleceği açısından pek de iç açıcı değildir… 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

132 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”