İdeolojilerin hükümdarlığı ve gelecek yaşam üzerine-I – Hüseyin Sevinç

Author editor12

has written 85 post in this blog.

İdeolojilerin hükümdarlığı ve gelecek yaşam üzerine-I

Hüseyin Sevinç / 16.06.2017

“Zamanın bize bağışladığı anlar içinde en değersiz bulduğumuz an genellikle yaşadığımız andır, kıymeti en az bilinen, bütün anlar içinde en ‚üvey’ olan, kendimize en uzak tuttuğumuz an tam da avucumuzda bulunan o andır.“ (Ahmet Altan)                  

Aristoteles’e göre, an kendi içinde zamanın sürekliliği olup geçmiş ve geleceği hem birleştiren hem de bölen saf bir sınırdır. Yani şimdiki zaman hem geçmiş hem de aynı zamanda gelecek zamandır. Şimdiki Zaman’ın içinde olmadığı hiçbir zaman dilimi (geçmiş ya da gelecek) yoktur.

Yaşanan problemlerin başında sanırım şimdiki zamanı yaşamamak, ona değer ve önem vermemek; geleceğin yapıtaşlarını bugünden döşememek yatıyor. Geçmişle kalmak, gelecek üzerine hayal kurmak, umut vermek; kurtarıcı pozlarında görünmek yaşamın en kolay yoludur. Ana gelmemek, anı örgütlememek ve yaşamamak döngüsü etrafında söylenir hep nutuklar.

Zamanın efendisi, sahibi mi, yoksa kölesi mi olmalıyız?

İnsanların zamanın kölesi olduğu bir çağdayız. Bu durum, ideolojik hükümdarlık kurmak isteyenlerin elinde adeta sihirli bir büyüdür. Bu büyünün rehavetine katılmamak oldukça zordur. Anı yaşamayarak yaşamı erteleyenlerin, belirsiz bir gelecek uğruna anı (şimdiki yaşamı, zamanı) heba eden umutsuz ve endişeli kitlelerin o psikolojik hallerinden beslenir ideolojiler. İdelojik örgütlenmelerin ayakta kalmalarının arka planında geleceğe yönelik bu söylev ve söylemler, heyecan verici o aldatıcı nutuk ve ajitasyonlar yatıyor. İdeolojik kişiliklerde insanın çok fazla düşünmesi gerekmiyor. İnanmak yeterli sayılır ve o nedenle ona vurgu yapılır. Söylenenlere inanmayanlar “kafir” ilan edilir!..

Anı tanımak, onun üzerinde tartışmak; çözüm ve öneriler sunmak; projeler üretmek için ciddi bir birikim gerekiyor. Bunun için de sorgulamak, merak etmek, araştırmak, düşünmek, düşünce üretmek dahası her söyleneni kabul etmemek yani inanmamak yani şüphe etmek gerekiyor. Ve bu davranış ve alışkanlıkları edinmek çok da kolay değil. Tersine oldukça zor ve meşakatli bir süreç gerektirir.

Bu zorluklardan kaçmak için bahaneler üretmek konusunda maşallah çok da profesyoneldir ideolojiler. Sonsuz bir abu-hayat, emrinde 72 huri; çeşit çeşit kokuların yayıldığı o cennet bahçeleri nasıl mest etmesin insanları. Var mı, yok mu tartışmasının önüne geçer bu vaatler. İnsanı cezbeden bu “gelecek” uğruna adeta ölüme yatıyoruz şimdiki anda. Ölüme, koşar adımlarla sevgilisini yakalamak isteyen aşıklar gibi koşuyoruz. Ölümlere sonsuz bir aşk duygusu ile koşuyoruz. Çünkü yüce olan gelecektir, O gelecek için feda edilecek bir can ne ki! Şimdiki yaşamı önemsemiyor dahası küçümsüyor ve tabir caizse “üvey evlat” muamelesine tabi tutuyoruz.

Ya sonrası?…

Sonrası, sıra sıra kümelenip bu vaatlerin gönüllü (siz inançlı deyin) kurbanı olmayı seçiyor ve yaşamlarımızı “gelecek uğruna” erteliyoruz! Geleceği pazarlayan, satmaya çalışan umut tacirlerinin müşterileri olan insan kuyrukları arasında yerimizi alıyoruz. Birileri hayal satıyor, birileri de almak için kuyruklara giriyor. Bu döngü etrafında dönüp duruyoruz. Aslını sorarsanız bu arada sahip olmadığımız, bizde olmayan bir güven duygusu oluşuyor. Kendimizi rahat ve güvende hissediyoruz. Endişe etmek, şüphe etmek gibi “huzursuzluklar” yerini rahat bir “huzur”a bırakıyor. Bizden istenen “inançlı olma” da kusur işlemiyor, inançlarımızdan şüphe duymayacak kadar bağımlısı oluyoruz. Giderek, zamanla bize geleceği pazarlayanların kölesi olmayı ve günü yaşamamayı kabul eder duruma geliyoruz. Artık vaat edilen göz kamaştırıcı o şatafatlı “gelecek” uğruna ölmeyi tercih eden birer fedailer olma gururunu yaşayabiliriz!..

„Geçmiş ya da gelecek yoktur. Yalnızca sonsuz bir şimdi vardır“ Cowley

Dünyada umutsuzluk artıkça umut satanlar, güvensizlik arttıkça güven vaat eden hatta korkular üreten bir yığın örgüt, kişi ve kuruluş var. Hem oldukça da yetkin, inandırıcı ve de profesyonel. Bunların hemen yanında da şimdiki anı yaşama becerisi olmayan, geleceğin kurbanları sıradadır. Saf, içten, samimi ve inanan.

Umut satmak, hayal üretmek ve pazarlamak, ama şimdiki zamana dair düşüncelerden kaçmak, geçmiş ve gelecek zaman üzerinde fırtınalı tartışmalar yürütmek ideolojilere yaşam alanı sağlıyor. O nedenle hemen hemen tüm ideolojiler (dini-sosyalist-komünist-milliyetçi) ya geçmişlerine ya da geleceğe dair vaat ve söylevleri ile var olmaya çalışırlar. Bunlar, şimdiki ana dönük fikirsel bir yoksulluk içindedirler. Geçmiş ve gelecek yönündeki ısrarlı o vaat ve nutukları hep bu fikir yoksulluğunu perdelemek ve gizlemek içindir. Teslim etmek gerekir ki, bunu çok da başarılı yapmaktadırlar.

“Şimdiki Zaman”da yaşanan tüm olumsuzluklar; öfke, kin ve hiddet; sonu gelmez savaşlar, kanıksanan ve övgüyle önümüze sunulan ölümler aslında farkındalık bilinci ile “şimdiki zaman”a yoğunlaşamamamızdan, düşünce ve fikir yoksulluğumuzdan kaynaklanıyor. Cehalet ve gericilik; savaş ve ölüm tacirleri bu zaaflarımızdan besleniyor.

Burada ünlü Rus filozofu Nilolaj Berdjajew’in şu söylediklerini unutmamak gerekir:

 „Yaptıklarımız gelecek adına değil, tersine sürekliliği olan; geleceğin ve geçmişin içinde buluştuğu şimdiki zamanımız adına olmalıdır.“

İnsanlar geçmiş veya gelecekleri üzerinde konuştukları kadar “Şimdiki Zaman’ı konuşabilselerdi, durum çok daha farklı olabilirdi. Elimizin altında somut bir veridir şimdiki zaman. Bu somut durum üzerinde konuşmak, tartışmak fikir ve düşünce zenginliği gerektirir. Anlayış ve hoşgörü alışkanlığı yaşama girer. Hem sonra bu tartışma bizi bölmez tersine daha da yakınlaştırır veya birleştirir. Bir taş parçası üzerinde tartışıyorsak, ilk başlardaki hararet, adım adım uzlaşmaya doğru evrilir. Gelecek ise soyut bir kavramdır. Soyut kavramlar üzerinde tartışmak bölünmelere, ayrılıklara neden olur. İdeolojiler tam da buradan doğar. Her ideoloji bir dünya vaat eder. Hem sonra vaatlere bakılırsa hiçbiri de kötü sayılmaz. Ne var ki, vaatlerin çokluğu, birbirine zıtlığı ayrışmalara ve kavgalara neden olur. Bu karmaşa ortamdan ideolojiler beslenir ve kendilerine taraftarlar bulur. Düşman kavramı burada anlam kazanır. Her ideoloji, karşı ideolojiyi düşman ilan eder. Ve sonu gelmez çatışmalar kavga ve savaşlar böyle başlar. Yönetme ve iktidar olma hırsı insanları zalimleştirir…

(Devam edecek…)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

638 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”