“Kılamê Sey Qaji, sey memanê/Sey Qaji’nin kılamları öksüz kalmasın; 2. bölüm.”

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 920 post in this blog.

Bava Sey Qaji’nin yaşamı ile ilgili torunu ile yapılan röportajın Kırmancki orijinalinden Türkçe’ye çevirdiğim bu bölüm, bana göre neredeyse bir asır önce, Dersim toplumunun tarihi ve sosyo-ekonomik ve kültürel yaşantısına dair önemli ipuçlarını içeren bir bölüm. Keza bu bölümde Bava Sey Qaji’nin ailesi ile başına gelenler, yaşam tarzı, gelecekle ilgili öngörüleri, ailesine yaptığı vasiyet ilgili bilgi sahibi olabileceğimiz, röportajın en önemli bölümüdür. Ve elbette Bava Sey Qaji ailesinin de maruz kaldığı, 1938’in o vahşi ve korkunç kırımına bu Pülümür-Nazimiye-Kığı üçgeni bölgesinde de tanıklık edeceğiz…

editör/Çilagazete.  

Röportajın Kırmancki aslının dergideki ilk iki sayfası. Resmin üzerini tıklayarak büyütüp okuyabilirsiniz.

Sey Qaji röportajının Kırmancki’den Türkçe’ye çevrilmiş 2. ve son bölümü:

Röportajın künyesi:

Röportaj tarihi:  24.02.2007 Yer:  Aydınlı-Tuzla (İSTANBUL) Röportajın dili: Kırmancki (Zazaki).

Görüşmeci: Seydaliyê Memedê Dergi (Bava Sey Qaji’nin torunu).

Mülakatçı: Cemal Taş, Mexpula Avdelê Ded Avaşi (Makbule Çerimli)

Tanıklar: Cıvrak köyünden; çê Ded Avaşi ra Elifê, Usenê Memedê Mışti, Çê Husku ra Usıv, Gulabiyê Sılemanê Gulabi. Gemıke köyünden; Memedê Seyd Mamudi, Çêna Seyd Mamaudi u Zere, Usen.

Kıslatmalar: Seydaliyê Memedê Dergi (SMD), Makbule Çerimli (MÇ), Cemal Taş (CT).

Yayın yeri: İzmir Dersimliler Derneği yayını; Dersim Kültür ve Etnografya Dergisi; Temmuz 2013; sayı 14.

… CT: “Sey Qaji bahtlı biri imiş” diyorlar!

SMD: Biz, Haydaran tarafında Xıstku’da başkasının köyünde topraktan yapılma yer evlerinde kalıyorduk. Bonê çeyi u ki odkeka de meymanu vıraste biye/mutfak ve kiler olarak kullanılan küçük bir oda yapılmıştı. Bu odayı babamla amcam yapmışlardı. Sey Qaji’nin dayılarından Kudanlı biri, -bunlara Sılemanu- derler, ciniya derezae xo[1]/yeğen-kuzeninin karısını kaçırıp alıp bizim eve getirmişti. Üç gün orada kalıyor. Ben de artık davar otlatmaya, işe güce gidiyorum. Amcam meşe yaprağı kesmeye giderdi. Ben de peşinden gidip bu yaprakları ağaç gövdelerine, dalların arasına istif ederdim. Babama çağırdı, dedi, “Bizim bir adımız var, cinika moriberê/evli-nişanlı bir kadını, nasıl alıp kaçırıp bize geliyor? Alıp Xıdê Alê İsme[2] gile götürsün. Alıp, Qemer Ağaê Heyderu gile götürsün!” Sey Qaji böyle deyince, meğer ki o Sıleman bunu duymuş. Diyor, “Onun eline-ayağına geleyim; ben bir hata yapmışım, beni affetsin. Ben nereye gideyim, beni sağ koymazlar…”

Sey Qaji dedi, “Kendisine bir göz oda yapın, orada kalsın; benim evime gelmesin!” Getirip taşları üst üste yığdılar, aralarına çamur sürdüler, üstünü de kapattılar; iki günde küçük bir göz oda yaptılar. Burada iki üç sene kadar oturdular; bir de erkek çocukları oldu. Sonra da bu soruna dair cemat yapıldı. Cemat, Warê Miri[3] adlı yerde toplandı. Orası tümü, Kudan aşireti mensuplarıdır. Eski kocası karısını kabul etti. Çocuk da babasında kaldı. O kadının kocasının evi, bir dağın yamacındadır. Sey Qaji’nin dayısı Sey Awas adında bir dayısı vardı; onun evinde cemat[4] yapıldı. Babama, bir kebap tepsisi vermişlerdi. Bizi katletmeye götürdüklerinde; -Ne zaman ve kimi götürdüler- (Kırmancki röportajda bu şekilde. E.G.), tepsiyi amcam almış…

“Xıdır Ağa, çok kibirli konuşma; sen bir kadından doğmasın; bir erkekten değil. İnsan, annesinin adıyla anılır; babasının adıyla değil…

Gemikeliler (Gemıkıcu) ve Civarikliler (Cıvrakıcu) dağ yüzünden [5] birbirine düşüyorlar. Bertal Efendiyo Pil[6] Sey Qaji’yi kovuyor. Sey Qaji de evini barkını yükleyip Haydaranlıların içine gidiyor. Xıdê Alê İsme, Sey Qajiye, “Sen bu Bertalê Aliê Gulabi’nin[7] önünde neden kaçıp buraya geldin? Ayıp etmiyor musun!” diyor. “Sen çekip buraya gelmişsin; sen ayıp etmiyor musun gelip cemat istiyorsun!” Yani diyor ki, ‘sen neden yerinden yurdundan kalkıp biz Haydaranlıların ortasına geldin?’ Xıdê Alê İsme adam ölmüş gitmiş. Hak rahmet eylesin! Baht sahibi bir adamdı.[8] Sey Qaji de kendisine diyor, “Xıdır Ağa, çok kibirli konuşma; sen bir kadından doğmasın; bir erkekten değil. İnsan, annesinin adıyla anılır; babasının adıyla değil. Benim düşmanın eski düşmandır; sen kimsin? Sen benim düşmanımla aynı seviyede değilsin. Bu sebepten ötürü sana “Xıdê Alê İsme”[9] diyorlar. Neden adamların arkasından konuşuyorsun? Gel cemati topla, biz de yerimize yurdumuza dönelim. Ben senin yanına geldim ki sen cemat edip aramızı bulasın. Ben senden bu sözleri işitmek için gelmedim! Tabi; sen sırtını dağa dayamışsın, arkan sağlamdır. Ondan böyle konuşuyorsun…” Yani; “aşiretinden güç alıyorsun, niye böyle konuşmayasın” demek istiyor…

Ben onun omzuna elimi atarak, birlikte kılam okuyacağız… Sen arkadan ateş edip vur… Bu Dersimlilerin birbirine yaptığını, kim yapmış!..

Gidip Hakis’te (Büyükyurt köyü) cemat ediyorlar. Sey Qji’nin yerine yurduna dönmesi için ortak karar alıyorlar. O zamanlar biz Gemıke’de iki ev-hane idik. 1938’den önce biz sekiz yıl Haydaranlıların içinde kaldık. Sonradan biz yüklenip Gemıke’ye, köyümüze geliyoruz. Üç sene kaldık. Sonra 38 geldi. Dersimliler birbirini tutsalardı (aralarında birlik olsaydı), dünyada Dêsım (Dersim)[10] düşmezdi. Hakikaten de Dersim’e girilmezdi, yenilmezdi. İmkanı yoktu. Hıdır Ağaê İsme’nin ilk karısı, Qemer Ağaê Heyderu’nun kızıydı… Onu evden kovup boşayınca, Tumê Taşıngu’ya (Orijinal röportajda bu halde geçse dahi, yöreyi iyi bilen Hawar Tornêcengi’nin verdiği bilgiye göre, ‘Tumê Tajiniyu Tajin/Tacinlerin tumu-Haydaran tarafında, Hêgao Derg yakınlarında’. E.G.) gitti ve anında Xıdır Ağa ile evlendi. Kardeşi Uşê Durşi, ki kendisine Dursê Kheki diyorlar; onunla Qemerê Porri hem kuzenler hem de birbirinin sağdıcılar… Demem o ki, Dersimlilerin birbirine yaptığı kötülüğün haddi hesabı yok.[11]

Qemê Porri ile Dursê Kheki birbirinin sağdıcılar.[12] Qemo Porr, bir adamını tembihleyerek, “gelin biz birlikte bir yere gidelim.” Ben onun omzuna elimi atarak, birlikte kılam okuyacağız. Sen arkadan ateş edip vur. Erken geç bu beni öldürür.” Kendisine kin besliyor ve öldürüyor. Mısayıvıdır mısayıvı/sağdıcıdır, sağdıcı!.. Halbuki Dursê Kheki’nin onu öldürmeye niyeti yok. Elbette Qemo Porri’nin dediği yere varıyorlar. Qemê Porri elini sağdıcının omzuna atarak “Mısayıv/sağdıç, gel biz seninle lauk-kılam[13] söyleyelim.” Durs diyor, “Yahu, ne türküsüdür; bu yaşta. Ayıptır; bu yaşta bize yakışmaz yahu!” Qemê Porri’nin adamı, arkadan ateş ederek Durs’u vurarak orada öldürüyor. Bu Dersimlilerin birbirine yaptığını, kim yapmış!..

Anam avradım olsun ki seni burada vurur öldürürüm! Adamın kemanesini götür yerine as! Madem kemaneyi alacaktın, o zaman sen bizi misafirliğe getirmeyip, direkt gelip alsaydın. Biz gelip adama misafir olduk, yemeğini yedik…

CT: Qemo Porr, kimdir, kimlerdendir?

SMD: “Qemo Porr”[14] denilen adam, kan emici biridir. Onun evine gitmişliğim vardır. İki karısı vardı. Biri Asorcıklı idi, diğeri Areyiz idi. Üç kat ev yapmıştı. Tuvalete gittiğinde, adamları da peşinden gidip onu kollamak için gözetliyordu. “Beni öldürürler” şeklinde bir korkusu vardı. Öyle bir adamdı. Benim babamla sağdıç (kardeşlik tutmak) oluyor. Eskiden Areyızular 15-20’şerli guruplar halinde, silahlı gezerlerdi. Qemê Porr artık nereden geliyorsa, bizim eve gelip misafir oluyor. Babam evde değildir. Dedem misafir ediyor. Yemekler tedarik ediliyor, yeniliyor. Kalkınca, duvarda asılı olan kemaneyi alıp öyle gidiyor. Nenem Khureşanlıydı; ismi de “Meleke” idi. Dedemin adı da Usen’dir. Meleke diyor,” Qemer Ağa, kemaneyi nereye götürüyorsun?” Cevaben, “Kardeşimin kemanesini götürüyorum” diyor. Dedem diyor, “Sen neden oğlumun kemanesini alıp götürüyorsun? Siz kardeş (sağdıç) değil misiniz!” Qemo Porr diyor, “Bava Sey Qaji kardeşim evde olsaydı da ben yine bunu alıp götürürdüm.” Aralarında Qemo Porr’un Areyenli bir adamı var. Kalkıp diyor, “Anam avradım olsun ki seni burada vurur öldürürüm! Adamın kemanesini götür yerine as! Madem kemaneyi alacaktın, o zaman sen bizi misafirliğe getirmeyip, direkt gelip alsaydın. Biz gelip adama misafir olduk; yemeğini yedik!..”[15] Qemê Porr bakıyor ki çare yok, götürüp kemaneyi yerine asıyor.

Sonradan da Usıv Ağa’ya taktı. Onu öldürmek için uğraştı. Usıv Ağa da onu şikayet edip tutuklattı. Asorcıklı olan karısı, Usıv Ağa gilin evine gidip bırakılması için yalvardı. Usıv Ağa, Qemê Porr’un karısına, “Sen geç kalmışsın. Onun suçlarını gösterir evraklar, çoktan masa üstüne çıkartılmış…” der.

Jandarmalar alıp Ceği’ye (Kiğı) götürüyorlar. Ama yolda öldürmeleri için talimat almışlar. Götürüp “Çare” denilen yerde bir direğe bağlayıp orada öldürdüler. Ne kadar jandarma varmış bilmiyorum; ama o isteseydi on tanesiyle baş edebilirdi. Öyle bir adamdı. Ceği’ye götürselerdi öldürmezlerdi.

“Hey, ocağı sönmeyesice, ocağı sönmeyesice! Çê Aliê Gulavi gili, hepsini toplayıp götürüp katletmişler. Evde, geride sadece Zerra Şiri kalmış. Seninle Hasan’ı da çağırıyorlar…”

Süngü yaraları, 1938’in ne kadar vahşetle uygulandığının bir kanıtıdır. Temsili resim. 1938 Tanıklarından bir Dersimli. Süngü yaralarını gösterirken. Görseller orijinal röportajda yoktur. buradaki seçim çevirmen editöre aittir.

CT: Sen, 1938’i gördün mü?[16]

SMD: 38’de asker geldiğinde, biz Gemıke mezrasındaydık. Hasan amcam evde değildi. Ceği kaymakamı haber edip çağırmıştı. Herdif’e geldiğinde, başçavuş diyor, “Hasan; Nazımiye’de insanları öldürüyorlar; gitme!” Amcam diyor, “Bize bir şey yok başefendi; bizim af-serbestlik tezkeremiz var.” Babam, tarlanın kıyısında harman yeri yapmıştı. Ben kendisine su taşıyorum; o da çamura loğ çekiyordu. Güneş doğduğunda, amcam Weli çıkıp geldi. Sakallı biriydi; dervişlik yapıyordu. Gelip babama, “Hak kolaylık versin” diyerek selam verdi. Babam, “Burada otur; ben bu loğlama işini bitireyim birlikte gidelim” dedi. Oturdu; tütün kutusunu çıkartarak bana verdi. Ben de alıp babama götürdüm. Babam bana dedi, “Su al, bu loğu yıka çamurdan temizle!”

Babam tütün kutusunu açtığında, kaçak tütünün üstünde sigara sarılan kağıdın bittiğini gördü. Bunun üzerine amcama, “Sen sigara sarıyorsun; peki bunun kağıdı nerede?” dedi. O da, “Hey, ocağı sönmeyesice, ocağı sönmeyesice! Çê Aliê Gulavi gili[17] hepsini toplayıp götürüp katletmişler. Evde, geride sadece Zerra Şiri[18] kalmış. Seninle Hasan’ı da çağırıyorlar. İsmailê Khuti demiş, “suka Ceği’den[19] kaymakam Hasan’ı çağırmış, o Ceği’ye gitmiş. Seni de çağırıyorlar!..”

“Hasan geldiğinde peşimden gelmesin. Ancak o dışarıda kalırsa beni kurtarır; ben onu kurtaramam…”

Babam dedi, “Gel, gidip biraz ayran içelim.” O da cevaben, “Thoa gula mıro nêsonu var/Bir şey boğazımdan geçmiyor” dedi. Öyle ki ciğara sararken bile korkudan elleri titriyormuş; bu sebeple olan kağıtları telef etmiş. Kendisine babam ciğara sardı. Biz de dört kardeş güzden tarlayı sürmüşüz. Ekinler o kadar uzamış, boy vermiş ki insan içinde kayboluyor. Ap Hesen gilden Mıstefa, bizim evden benim amcam, Seydi gillerden Qemo, Seydmemedi gilden İmamşen olmak üzere, bunlar bir araya gelmişler ekinleri biçiyorlar. Babam, bana dedi, “Git kendilerine söyle ekin biçmeyi bıraksınlar!” Ben gidip onlara söyledim. Piyê mı cekete do zabıto gurêtenê pıra/babamın üstünde devlet zabitlerinin giydiği ceketlerden vardı. Başına şapka takardı. Beline Ecem şalı-valası bağlardı. Bu şekilde giyinmiş kuşanmış, tarladan gelecek olanları beklemekteydi. Onlar geldiklerinde, kendilerini, “Ero, ez son/ulan, ben gidiyorum. Siz bu çocukları alın, ormanda bir yerde saklanın. Ne kadar isterse istesin, Hasan geldiğinde peşimden gelmesin. Ancak o dışarıda kalırsa beni kurtarır; ben onu kurtaramam…” diye önerilerde bulundu ve tembihledi.

“Hesen; sel gibi asker gelmiş diyorlar; bunlara vesika mesika para etmez…”

Babam daha tarlanın kıyısına varmamıştı ki, amcam öteden göründü. Bindiği atı oğluna vererek yanımıza gelerek babama, “Nedir, neyin nesidir; nereye gidiyorsun?” diye sordu. Babam kendisine, “Hal durım böyle. Ben gidiyorum; sen sakın ola ki gelmeyesin. Zaten dayın senin için demiş, ‘o Ceği’ye gitmiş’.”dedi. Dedi “Serbestlik evrağımız-vesikalarımız var!”[20] Memed’in babası ile annem dedi, “La lau/yahu, siz ikiniz de gitmeyin!” Onlar da dediler, “Yahu neden gitmeyelim; ma hewt serri filar mendime/biz yedi sene kaçak kaldık. Endi duzumu ra kaleçê ma haluna şi (Fişek ve mermi taşımaktan yanlarımız bir hal oldu. E.G.) Biz şimdi niye gitmeyelim. Oncia benime filar/Yeniden mi kaçak duruma düşeceğiz!..”

Babam dedi, “Hesen; sel gibi asker gelmiş diyorlar; bunlara vesika mesika para etmez. Tamam evrağımız var. Ben gidiyorum ama sen gelme!” Mustafa, dolu bir bohça hazırlamıştı. Derê Çırtıke’de Hemed geliyor ki artık gözden kaybolsun; çünkü onunla kardeşi Hesen amca birbiriyle konuşmuyorlardı. Hesen dedi, “Memed, o kerhaneciye seslen; de ‘geriye dönsün’!”. Dedi “Nı lau/yahu, ben kardeşine gelme diyorum; ama sen önümüze düşmüş bizden önce gidiyorsun. Şimdi biz ziyarete gidiyoruz. Senin kardeşin diyor, ‘geri dönsün’!”

O, dönüp geriye evine gitti. Hesen’in yanına hiç gelmedi. Benim amcamın karısı da hamileydi ve doğum için gün sayıyordu. O da dolu bir bohça ile çıkıp geldi. “Yahu, iki kardeş birlikte ziyarete gitmezler. Ben Hesen’e, sen gelme diyorum. Sen dışarıda olursan beni kurtarırsın” dedi.

Gittiler; Civrak’a (Civarik/Sarıyayla) gittiler. Orada başlarında komutanı olan bir askeri birlik vardı. Ne zamanki oraya kavuşuyorlar, asker falakaya yatırıyor; çok dövüyorlar. Öyle ki o komutan, babamın başına sopayla vuruyor. Babamın başı kırılıyor, kan revan içinde kalıyor. Orada fenalaşıyor. Eve geldiklerinde, dediler “Falakada sopayla doksan kere ayaklarının altına vurmuşlar.”

Sılemanê Gulabi’yi[21] göndermişlerdi. Ben, on dört yaşındaydım. Kız kardeşimi sırtlayarak “Vılê Keşisi” denilen yere gittik. Orada annem demiş, “Memed demiş, ‘her biri bir kadın ve bir çocuk getirsin’. Hesen bizi getirip ellerine düşürdü; bizi katledecekler.” Onlar, orada bize rastladıklarında, biz birlikte geri döndük. Bana dedi, “Sen bu kızı sırtla, Xıd benimle gelsin!” Xıd (Hıdır) benim kardeşimin adıydı. Ben şimdi nüfusta onun adıyla kayıtlıyım. Amcamın oğlu da Hesen idi, Bertal idi. Biz kendisine “Qızo” diyorduk. O dedi, “Burada duralım; hele bu asker nereye gidecek? Gelin, Saa Çê Khali’lere[22] gidelim.” Ben de dedim, “Soê Çê Khali nedir? Sen kendini mi şaşırdın. Hele bu çocuklar bizdeyken. Gelin biz gidelim. Asker şimdi Gemıke’ye gelir.

“Müdür de askeri gönderiyor; onları orada katlettiriyor. Bunun üzerine biz bir ay süreyle ormanda saklandık…”

Asker aşağı doğru, arı kovanından boşalan arılar gibi akıp geldi. Komutanları atlıydı; bir ata binmiş, önünde de bir manga asker gidiyor. Diğer bir manga da peşinden gelmektedir. Babam ile amcam Hesen, elleri arkalarında ve birbirlerine omuzlarından bağlı bir şekilde ve yan yana olmak üzere aralarına almış yürütüyorlar. Ancak asker bizi görmedi. Annem ile teyzem yanlarında iki çocuk olmak üzere, askerin peşinden yürüyorlar. Biz kaçıp Gemıke’ye geldik. Ben dedim, “Asker budur geliyor!” Hepsi kaçıp meşe ormanına saklandı.

Epey vakit geçti, annemgiller çıkıp geldiler. Ama çocukları salmamışlar. Annem dedi, “Asker demiş ‘siz gidin silahlarınızı getirip bize teslim edin’. Bu sebeple bizi saldılar.” Made çheki çinê, kuli têşlim kerde/Bizde silah yok; olanı da, hepsini öncede teslim etmişler. Yine de gece vakti Pulêmuriye’ye (Quziçan-Pülümür) gittiler. Orada, Bareve’den[23] silah satın alıp getirdiler. Babam diyor, “Çheku (silahları) teslim etmeyin. Alê Tırke’ye getirip verin. Hesen’ın atını da kendisine verin ki biz Vılê Çeqere’ye[24] kendimizi atalım.” Komutan demiş, “Gece saat kaçta olursa gelin, askere parolayı söylerseniz, asker sizi bırakır, o halde silahları getirip teslim edersiniz.”

Mıstefa sorumluluk ve günahı üzerine alarak, “Gidip İbê Soê’yi getirir, ona veririz; o götürüp silahları teslim etsin” diyor. Annem ile teyzem Kemıze[25] dediler, “İbê Soe korkaktır. O askerin yanın gidemez. Silahları götürüp Alê Tırke’ye verin, o versin.” Neticede gidip İbê Soê’yi getirdiler. Silahları bir ata yükleyerek kendisine verdiler. Ancak tahmin edildiği üzere, o korkusundan askerin yanına gitmiyor; nahiye müdürünün yanına gidiyor. Müdür de askeri gönderiyor; onları orada katlettiriyor. Bunun üzerine biz bir ay süreyle ormanda saklandık.

CT: Kim kimi orada katlettiler? Bu katliam yerinin adı nedir; köy müydü ya da orman mı?

SMD: Memed’in babası, benim kardeşim Xıd (Hıdır), amcam Seydanlı Hesen. Bir de amcam Hesen’in oğlu Uşen (Hüseyin). O yere “Bezık”[26] derlerdi. Götürüp orada katlettiler. Sonradan Alê Tırke diyor, “Yahu; bana at mat lazım değildi. Siz silahları bana getirseydiniz, ben götürüp askere verirdim. Asker onları salardı…”

Bir bakıyor ki toprakta kan izleri var. “Demek ki burada can havliyle korkunç bir arbede,  olmuş” diye düşünüyor…

CT: Onların meyit-cenazelerine ne oldu?

SMD: Benim amcam ile bu Memed’in babası (Mıstefa), bizim bir adamımızın evine giderler. Qajie İmami adında biri. Oğulları yoktur, sadece bir kız çocuğu var. Gidip kendisine, “Bize birkaç at ver, biz bu meyitleri (cesetleri) taşıyalım” demişler. O da demiş, “Siz çocukları alın, ormanda saklanın.” Sonra, yola düşüp gidiyor. Diyor, “Ormanda tesadüfen görürsem ne ala.” Gurniğe denilen bir bayır var; oraya varıyor. Orada geniş ve büyük bir çukurluk arazi var;

Bir bakıyor ki toprakta kan izleri var. “Demek ki burada can havliyle korkunç bir arbede,  olmuş” diye düşünüyor. Oradan yukarı doğru yürüyor. Patika bir yol var. Orası çok sapa bir yerdir, börtü böceğin yılanın çok olduğu bir yer. Oradan, derin bir dereye doğru yöneliyor. Bakıyor ki o açık arazide yeni kesilmiş yeşil meşe dalları var. Bu dikkatini çekiyor. Bir de bakıyor ki odur orada hepsini katlederek üst üste yığmışlar. Meşe yaprağını da keserek üstlerine atmışlar. Çekip gelerek, “Waronê Gurniğe’de (Gurniğe yaylasında) geniş ve büyük bir çukurluk yer var. Ceği’ye (Kığı) doğru, aşağıya doğru giden bir yol var. Orada katletmişler.”[27]

O gece gittiler. Koê Momıdi[28] denilen yer var. Bezık denilen yerde, cendegleri (ölüleri) getirip oraya indirdiler. Ertesi gün yıkayıp toprağa verdiler.

CT: Kurşunla ya da süngüyle; hangisiyle, nasıl katletmişler?

SMD: Süngüyle. Babama tam on iki süngü saplamışlar. O süngülerin bazısı vücudu-bedeni yarılamış, bazısının da ucu bedenin diğer tarafından çıkmıştı. O kadar derin saplamışlar. Yaralarını tek tek saydılar. Babamın omuzu neredeyse vücudundan kopup ayrılmıştı. Apê mı Heseni cıra xeberi do, o sar ekerdi bi/Amcam Hesen, kendisini haberdar etmiş; onun başını kesmişler. (Bu cümleyi doğru çevirdiğimden emin değilim!? E.G.) Jandarmalar kendileri konuşmuşlardı; demişler, “Hesen dedi, ‘biz günahsızsız, bir suçumuz yoktur.” Ne yapmışsa çare olmamış. Onlar hakaret etmişler. O da ona haber etmiş. (Kimi, neyi haber etmiş; net olarak anlaşılmıyor!? E.G.) İbê Soê de muhtardır. Komutan kendisine diyor, “Sen neden kağıdı bana getirmedin; nahiye müdürünün yanına gittin? Hak onların günahını senden sorsun!..”

Bao-baba; Ali doğru söylüyor. İmkanı yok; bunlar bizi katledecekler!..

CT: Ne zamandı?

SMD: Yaz mevsimiydi. Millet yaylada idi. İnsanları yaylalardan indirip köye getirdiler. Güzün başıydı. Dediler, milleti katlediyorlar. Seyd Mamudê Ana İmisê Bamasurune (Bamasur ocağı ve aşiretindendir). Çê Aliê Gırmi ile kırk insanı Pülümür’de kapalı bir mekana koyuyorlar. Tek tek isimlerini okuyorlar. Ertesi gün, “Lınga Dundıle ser benê/Lınga Duldıle tarafına doğru [29] götürüyorlar. Orada elleri bağlı bir haldeler. Aliê Gırmi diyor, “Ne olacaksa olsun; her ne kadar ellerimiz bağlıysa, gelin yine de biz birbirimize karışalım. Bunların silahını elinden alırız. O vakit belki içimizden bazılarımız kurtulur.” Seydmamudê Ana İmise, engel oluyor, bırakmıyor. Diyor, “Bizi katletmezler!” Oğlu ise, “Bao-baba; Ali doğru söylüyor. İmkanı yok; bunlar bizi katledecekler!” diyor. Asker, Seydmamudê Ana İmise’nin oğlunun ellerini gevşek bağlamış. O zaman kelepçe yoktu; iple bağlıyorlardı. Onları Dundılê’nin dibine getirdikleri vakit, “Ya Xızır!” diyor, koşarak kaçıyor. O kadar asker var; arkadan ateş ediyorlar ama vuramıyorlar. Gitti kurtuldu… O diğerlerinin tamamını orada katlettiler…

Bertal Efendi askerin hizmetindeydi. Nazimiye’de katırla askere yük ve erzak taşıyordu…

Şayet Çê Bertal Efendi (Bertal Efendi güllerin) katledildiğinden haberleri olsaydı, kimse bu şekilde gitmezdi. Bertal Efendi ve Zeynel Çavuş, önceden gelen askeri karşı, kendi yakalarına geçirmişlerdi. Bertal Efendi askerin hizmetindeydi. Nazimiye’de katırla askere yük ve erzak taşıyordu. Hayadaran Deresi’nde yakalayarak Nazimiye’ye götürüyorlar. Orada bir gün içeride tutuyorlar. Deruye’den[30] müdürü götürtüyorlar. Müdüre soruyorlar. Bertal Efendi ‘nin önceden serbestlik-izin kağıdı varmış. Zazaların da böyle hükümetin yanında olduklarına dair bir bilgi evrakları varmış ki “bunlar hükümete taraflar, hükümeti destekliyorlar” diye. Orada yola çıkartarak, kendilerine diyorlar: “ailenin de içinde olduğu kafile odur yukarı taraftan geliyor; sizi Konya’ya sürgün gönderecekler” diyorlar. O da diyor, “Mudır beg; beni öldüreceklerini biliyorum. Benim günahım senin boynuna olsun…”

Orada, Seydê İbê Boji, İsmailê Kupi, Hesenê Seydıji, Memedê Dergi, Memedê İvisê Khewe, muhtar Sılê Bekteşi ve Usıvê Alê Melemi, bunları hepsini katlediyorlar…

Mexpula (M.Ç.): Kim biliyor ki Bertal Efendi böyle demiş?

SMD: Askerler, Bakê Usenê Qaji’ye bizzat konuşmuşlar;  “böyle böyle deyin” diye. Memedê İbisê Khewe, Nazimiye’de asker kışlası inşaatında çalışıyordu. Taş duvar ustasıydı. Onun yerine Usê Asle’yi götürdüler. Usê Asle garip, fakir ve günahsız biriydi. Usıvê Aliê Meleme gidip müdürü gördü, onu geri çevirip kurtardı. İsmailê Kupi, Seydê İbê Boji ve Usê Asle’yi bu götürdü. Candarmalar tembihliyor; diyorlar “Sileman muhtardır; şayet buraya getirip yetiştirirlerse, ben bunları öldürtemem. Yolda öldürün!” diyor.[31] Yoldan götürerek, Usenê Qji’nin evlerinin üst kesiminde bir yerde katlediyorlar.

“Erê File; kim var burada; gönder Hesen’i haber etsin; yanıma gelsin!..”

CT: Sey Qaji, ne zaman Hak’kın rahmetine erdi?

SMD: Bir sabah vakti, annem misafir odasında yatakları kaldırmaktaydı. Su getirip, dama/odaya, yere indirdi ki yere serpsin, yeri süpürdüğünde toz olmasın. Sey Qaji’de yatağında uzanmaktadır. Ama sağlığı yerindedir. Sakalını taramış öyle yatakta duruyor. Anneme diyor, “Erê File!” O (annem) diyor, “Nedir amca?” “Kim buradadır?” diye soruyor. -Beni söylüyor-“Senin torunun Seydali’dir burada” diyor annem. “Gönder Hesen’i haber etsin; yanıma gelsin!” Bizim evimiz, üst taraftaydı; amcam Hesen gülün evi de bizim eve göre daha aşağıda alt taraftaydı. Ben, evin köşesinden geçtim gittim. Gidip kapının önüne vardım.

Amcam Hesen’nin annesine “Xalıke Fate”[32] diyorlardı. Hak rahmet eylesin! Beli ağrıdığı için yolda kambur yürürdü. Kapının önünde bana rastladı; dedi “Ero; sona koti/Ulan, nereye gidiyorsun?” Ben, “Amcam Hesen’i çağırmaya gidiyorum” diye cevapladım. Kadın ki ne kadın dı, akıllıydı… Dedi, “Ero vıstewrê mı Sey Qaji thowa pêrsano/Kayınpederim Sey Qaji hasta mıdır, nedir?” “Nê nê/Yok yok” dedim. “Hasta değil; dedi git amcan Hesen’i çağır!” ben de geldim. Artık ne yapıyorduysa, oduna mı neye gidiyordu, bilmiyorum. Ben öyle dediğimde yoldan gittiği yönden dönüp evine girdi. Amcan Hesen’e seslendi. O da hala yataktadır. Kendisine, “Ero urze/ulan kalk! Amcan Sey Qaji seni çağırıyor. Hele kalk git, neden çağırıyor!”

Amcam (ap Hese) gelip bana, “Qey, xêro/Neden, hayırdır. Hasta mıdır, nedir?” diye sordu. Ben, “Yok iyidir. Kalkıp sakalını taramış yatağında oturuyordu. Anneme demiş, ‘Bana Hesen’i çağırın’; ben de geldim” dedim. Amcam (Ap Hese) kalktı, ellerini yıkadı. Annesi yanına varıp eline üsküre (tas) ile su dökmeye yeltenince, annesine kızarak, “Weyy; ama awe kena mı dest/Gelmiş elime su döküyor!” Ben yanlarına vardım; elinden üsküreyi aldım, ellerine suyu ben döktüm.[33] Böylelikle elini yüzünü yıkadı. İçeri gidip üst başını giydi. Kapıya geldi, dışarı çıkmak üzereydi. Karnını üfeliyor; karnı ağrıyor. Annesi de süt kaynatmış ki süt içsin. Annesi, “Ero na sıt bıce bısıme. Nıka sıma sone kune qese, herêy ara xo kenê/Ula, bu sütü al iç. Şimdi siz gidip muhabbete tutulur, kahvaltınızı geç yaparsınız!”

“Ya hirê asmiye, ya ki hirê rociê. Hama hama hirê rociê. Ez mıron/Benimki ya üç aydır, ya da üç gün. Sanıyorum üç gündür. Ben ölüyorum…”

O, orada sütünü içti. Sonra biz birlikte, yan yana çıkıp bize gittik. Babam ile amcam da oradalar; damın üstünde konuşuyorlar. Ali, Bertal, bir de Seyd Mamud olmak üzere öyle bir kütük parçası üzerine oturmuş, sohbet etmektedirler. Benle ap Heseni (Hesen amcam) içeri girdik. Sey Qaji dedi,”Hese; domani bini kotiye/Diğer çocuklar neredeler?”[34] Ap Hesen dedi, “Odur dışarıdalar.” Dedi “Seydali burısne; venga cıde bêrê/Seydali’yi yolla, çağırsın, gelsinler!” Ben çekip giderek dedim, “Bao khalıçê mı vêndia sıma dano/baba dedem sizi çağırıyor.” Hepsi içeri geldi.

Sey Qaji’nin Civrak-Gemıke’de 2013 yılında yapılan yapılan anıt mezarı.

Hesen amcam dedi, “Apo; tu toa wesa wara. Ro zuo made, zu ki tode ru. Tu ça ma top kena?/Amca; şükür ki sağlığın yerinde. Bir can sende ise bir tane de bizdedir. Niye bu şekilde bizi bir araya topluyorsun?” O da bu üç parmağıyla işaret ederek dedi:

“Ya hirê asmiye, ya ki hirê rociê. Hama hama hirê rociê. Ez mıron/Benimki ya üç aydır, ya da üç gün. Sanıyorum üç gündür. Ben ölüyorum.” Bunun üzerine hepsi bir ağızdan gülerek, “toa wesa wara/sağlığın yerinde”. Babama dedi, “Memo; tedariçê mı bivinê. Ez mıren. Kefen var mı, yok mu/Memed; benim için hazırlık yap. Ben ölüyorum. Kefen var mı, yok mu?..” Ancak kefenler, zaten önceden getirilip eve konulmuştu. Amcam Hesen dedi, “Memed, kefenleri önceden Pılemuriye’den getirmiş. Biz Mezra Sadık’a gittiğimizde, orada adam tembihledik, satın alıp getirdiler.” Khalikê mı Sey Qaji weşiya xo nia kerde/Dedem, vasiyetini şu sözlerle yaptı:

“Ez mıron. Sıma jêde niye. Têede piya daase teneye. Qarısê keşi mevê. Malê keşi mêarê. Tolanê keşi mêarê. Orte de rınd bıfeteliê. Hêni bıkerê ke, kes sıma ra heçipil mevo…

Mı, Gemeke mevê. Sıma ke mı berê Gemıke, Bertal Efendi gere keno. Sıma mezele serê danoguretene. Sıma benê kenê hepıs. Mı berê Merga Çoriye de emanet wedarê. Rêw bo herey bo sıma sonê Gemıke. A taw mı berê./Ben ölüyorum. Siz çok kalabalık değilsiniz. Hepiniz birkaç on kişisiniz. Kimseye karışmayın. Kimsenin malını, davarını vurup getirmeyin. Ortalıkta iyi ve başı dik gezin. Öyle yapın ki kimsenin gönlü kalbi sizden ötürü kırılmasın. Beni Gemıke’ye götürmeyin. Siz beni oraya götürmeye kalkarsanız, Bertal Efendi sizi şikayet edip,  mezarın başında tutuklatır, içeri atar. Beni Merga Çoriye’ye götürün; orada emanet toprağa verin. Nasıl olsa erken geç, siz Gemıke’ye döneceksiniz. O zaman beni götürürsünüz.” Babam dedi, “Şimdiye kadar biz kime iliştik ki sen bu şekilde konuşuyorsun?” Dedem cevaben,

“Êndi, ên-gune vırenu caverdê. Sıma daasê mordemi, werte aşiru de se bıkerê. Sê ke awa verêne nıbiye ke verê coy sıma çheki gırêdêne kotêne xo dıme, sari xojiviya xo pêardêne./Artık bu eski meseleleri  bırakın.

Siz zaten birkaç on kişisiniz. Aşiretler içerisinde ne yapabilirsiniz ki. O eski zamanlar değil ki siz silah kuşanıp da yola düşüyordunuz, millet de size imreniyordu…” dedi.

Aradan üç gün geçti. Yine sağlıklı bir şekilde ayağa kalkıyor, işini gücünü görüyordu. Ancak sönen bir lamba gibi aniden can verdi. Bahar zamanıydı. Hirıs u hêşt ra hirê ser ravêr merd/38’den üç sene önce öldü.[35]

Bizimkiler defin için Merga Çori denilen yere götürmediler. Tosniye’de karakol var; oraya götürmeye çekindiler. Merkasor’da biz Seydanlıların mezarları var. Dediler, “Götürün Merkasor’de toprağa verin!” Götürüp Merkasor’da emanet bir şekilde toprağa verdiler. Dorme hêws kerd/etrafını taş ile çevirdiler.

Yukarı Merkasor, Areizlerin yerleşik olduğu bir köydür. Aşağı Merkasor da Karsanızların köyüdür. “Bonê Çê Usê Zeyni/Usê Zeynilerin evi” diyorlar; onların evinin arkasında toprağa verdiler. Onun karısı Khuresız idi. O kadın o hêwsin[36] etrafını süpürür, bakımını yaparak temiz tutardı. İnsanlar oraya, mezara ziyarete gittiklerinde ona bu hizmetinden ötürü çıralık[37] verirlerdi. Lêa de khenege ki hetê sari de biye/Mezarın baş tarafında dikili bir ağaç vardı. Yine de bizim içimiz rahat değildi. Biz onu  (naşı) alıp Gemıke’ye getirmek istiyorduk.

Zaman geldi ben Almanya’ya işçi olarak çalışmaya gittim. Orada Süleyman Ateş vardı. Bir dernekleri vardı. Bana dedi, “Bizim, Sey Qaji’nin mezarını Gemıke’ye taşımaya niyetimiz var. Ne senin kesenden ne de benim kesemden bir kuruş masraf olmayacak. Nakil masraflarını ve yapılacak yeni mezar anıtın masraflarını dernek üstlenecek…” Ben de dedim, “Evet; ben de dedemin bu vasiyetinin yerine getirilmesini istiyorum. Ama orası, anarşistlerin olduğu bir mezradır…

“Zonê Ma, non u sola mawa.  Zonê Ma, can u roê mau. Zonê Ma derd u khulê zerrê mau.”

Kırmancki’den (Zazaca) Türkçe’ye çeviri: Asmên Ercan Gür. aliyedemeniz@hotmail.com       

[1] “Dereza”; baba tarafından öz akraba, kuzen-yeğen olmak. “Wereza”; anne tarafından öz akraba, kuzen-yeğen olmak. (E.G.) [2] Haydaran aşiretin lideri, Qemerê Ağaê Heyderu’dur. Ancak Xıdê Alê İsme de sözü dinlenen ve bu konumda sayılan biridir. (E.G.) [3] Mir’in yayla evi.

[4] “Cemat etmek”; “cemaat toplamaktır. Bir zamanların Dersim’inde çözümsüzlük veya uyuşmazlık aşamasında olan bir meselenin çözümü için konuyla ilgili sözü geçen insanların bir araya gelerek tarafları uzlaştırması ve taraflar hakkında cemaate katılanlar huzurunda alınan bu  karalara riayet edilmesini sağlamaktır. Bu şekilde toplumsal barış ve düzen sağlanmaya çalışılmaktadır. (E.G.)

[5] Muhtemelen meşe ormanı ve yayla sebebiyledir. Keza temel geçim kaynağı olan keçilerin yaz kış yaprak ihtiyacı bu her köyün dağında bulunan ormandan karşılanmaktadır. (E.G.) [6] Tr: “Büyük Bertal Efendi”; Nazımiye-Civrak (Sarıyayla) köyünden Xormeçıku (Hormek) aşiretinin lideri. (E.G.)

[7] Bertal Efendiyo Pil’i kastediyor. Bu aile, “Çê Gulaviyê Ali” olarak biliniyorlar. 1938’de aileden 56 kişi devlet tarafından katlediliyor. (E.G.) [8] Dersim’de baht sahibi olmak; toplumsal dokuda çok önemli bir töreydi. Öyle ki buna dair bir atasözü bile var. “Textê xo bırızne; hama bextê xo merızne/Evini yık; ama bahtını yıkma!” Yani “sana sığınanı düşmanın dahi olsa onun düşmanının eline verme.  Sana sığınmış veya evine gelmişse, evinden ayrılıncaya kadar, onu koruyup kollayacaksın.” (E.G.)

[9] Xıdê Alê Isme/Ali’nin İsme’sinin oğlu Hıdır. “İsme”; bir kadın adıdır. Bundan ötürü, “senin adın annenin ismiyle anılıyor diyor,” olsa gerek. Ayrıca bu anaerkil toplumun bir işareti ve nüvesidir. Kırmancki’de “X” sesi, Türkçe’deki “Ğ” sesine yakın bir telaffuzda okunur. “Xıd (Ğıd)” ismi ise “Hıdır”ın karşılığıdır. (E.G.)

[10] “Dêsım”, “Dês”, duvar kelime kökünden gelen bu isim, coğrafyanın sağlamlığına, engebeli ve korunaklı coğrafi yapısına işaret eder ki Kırmancki de orijinal telafuz biçimi budur. “DeRsim”, Farsça “Der” ve “Sim” kelimelerinin yan yana gelmesiyle “gümüş kapı” manasında, tamamen farklı bir anlam ifade etmektedir. Bu iism son birkaç yüz yılın isimlendirmesi ve Osmanlı memurlarının Osmanlıca Türkçe yazım biçimidir. Bir de rivayet odur ki bazı anlatımlarda dağlık bölgelerde gümüşümsü bir kaya parçasına rastlanmasıdır. (E.G.)

[11] Koyu vurgulu yazılar çevirmen tarafından yapılmıştır. [12] Dersim’de adın mısayıvlık-sağdıçlık denilen müessese, kardeşlikten öte, ahrete kadar süren bir yakınlıktır. Öyle ki yedi göbek akraba birbiriyle evlenemez. Bu töreye uyulmaması, büyük günah ve ayıp addedilir. (E.G.) [13] Kendi yerel dillerinde, Kırmancki veya Kırdaşki şüar, kılam, ağıt, lauk (türkü, şarkı). (E.G.) [14] “Qemo Porr”, Nazımiye, Kirig (Yiğitler) köyü tarafında Areyızu aşiretinin silahşörlerinden biridir. Devlet tarafından öldürülüyor. (E.G.)

[15] Bu adamın, yapılan bu haksızlığa karşı çıkışı, davranışı bext/baht sahibi olmanın başka bir örneğidir. (E.G.) [16] Bu soruyla büyük bir dram dile gelmiş. 1938’de bu halkın çektiği, çok büyük ve anlatılmaz derecede “kelimelerin anlamını yitirdiği” tarifsiz bir acı ve dramdır! (E.G.) [17] Çê Bertal Efendi’den bahsediyor.

[18] Muhtemelen gözleri görmeyen yaşlı bir kadındır. Yanlış hatırlamıyorsam; bazı sözlü tarih okumalarımdan bu bilgiye sahibim. Ama nerede, kim anlatmış bu olayı şimdilik hatırlamıyorum. (E.G.) [19] “Suka Çeği”; bugünkü Elazığ’a bağlı Kıği ilçesi. Dersim bölgesi sınırlarında olup, Nazimiye’nin arka sırtarlında olan bir ilçedir.         

[20] Bir suçları olmadığına, dolayısıyla aranmadıklarına dair resmi belge. (E.G.) [21] Kırmancki isim ve lakaplar, Türkçe çeviri yapılmadan orijinal telaffuz biçimleriyle yazılmıştır. (E.G.) [22] “Khalilerin Elması” adlı bir mahal-yer adı. (E.G.) [23] Pülümür’e bağlı bir köy. (E.G.) [24] “Sarı doruk” manasına gelen bir yer-mahal adı. (E.G.) [25] Kırmancki bir kadın ismi. [26] Koê Seri tarafında bir yer. (E.G.)

[27] İşte size; M. Kemal’in başında olduğu, Türk devleti ve ordusunun adaleti! (E.G.) [28] Momıd’ın (Mahmut) Dağı. Bir dağ, mekan, yer adı. [29] Lınga Dundıle, Pülümürün altında, Hanım köprüsüne yakın bir yer. Malumat; H. Tornêcengi. E.G.) [30] Deruye nahiye müdürü. (E.G.)

[31] Anlatıcı SMD, burada müdürün, “Dersimli bazı şahısların devlete hizmetleri olsa dahi, bazı katledilen şahısların katliam emrinin verilmesinde jandarma komutanı ile işbirliği yaptığını” ifade ediyor; ancak kimin ne yaptığı, Kırmancki yapılan bu mülakatın yazıya dökülmüş ifade ve cümlelerde net anlaşılmıyor. İlginç ve acı olan husus diğer benzeri birçok olayda karşımıza çıkıyor, “Bertal Efendi gibi etkin ve devlet katında nüfuzlu şahsiyetlerin dahi affedilmediği ve belli ki önceden alınan gizli kararlar ile öldürülmeleri istenildiği”dir. Dersim’de 1938’de bu durum sadece şahsiyetler bazında olmadı; Khureşanlılar gibi bazı hedefte olmayan aşiretlere mensup köylerde yerleşik halk da bu kıyımı beklemediği halde, payına düşeni aldı. Ayrıca bu Nazimiye bölgesinde 1938’de yaşanan hadiseleri, Yismayil Mirza da (Hüseyin Duman) Kırmancki-Zazaki dilinde kaleme aldığı “SILEMAN” adlı romanında, buna benzer olayları, yani Çuxur/Çukur ağalarının başına gelenleri, kendi Kortu köyü ve Alan aşireti bölgesinde yaşanan bu olayları akıcı, yalın ve detaylı bir şekilde ele alarak işlemiştir. Belli ki devletin hedefinde sadece iç Dersim bölgesinde başta Demenanlılar olmak üzere bir kaç aşiret değildi. Dersim toplumunda ağa veya aşiret lideri olanlar ile inanç önderleri, katledilerek ortadan kaldırılması gereken hedeflerdi. Bu ailelerin hükümetle yerelde işbirliği yapması bile kurtuluşları değildi. Beli ki Ankara’dan verilen emir böyleydi ve bunun kati suretle uygulanması gerekti. M. Kemal, ta 1936 yılında boşuna Diyap ağa’ya haber göndererek “aileni al Malatya’nın batısına geç” dememiş ki bu ülkeye hizmet eden ne Diyap Ağa ailesi ne de olmayan isyana bilinçli bir tercihle bir lider olarak seçilen Seyit Rıza ve ailesi bu katliamdan kurtulabildi. (E.G.) 

[32] Kırmancki (Zazaca); “Xancüli”. Kırdaşki (Kürtçe); “teyze”. [33] Dersim’in Raa Heq/Xızır inancıdın töresidir; büyüğün küçüğün eline su dökmesi günahtır. Ancak içmek için “su küçüğün hakkıdır” derler. (Ç.N.) [34] Ana dilimizin piri, sairi Sey Qaji’nin hayatının son demlerine ait, torunu tarafından aktarılan bu konuşmaların Kırmancki’sine de burada yer vereceğim. (Ç.N.)

[35] Demek ki Sey Qaji’nin ölümü 1935’tir. 38’i görmeden ölüyor. Ancak bazı kaynaklarda bu tarih, “1936” olarak iddia ediliyor. (E.G.) [36] “Hews”;Sey Qaji’nin insan beline kadar bir yükseklikte duvar şeklinde taşlarla örülü çevrili mezarı. (E.G.)

[37] Ziyaret mekanlarında yoksul ve ihtiyaç sahiplerine veya manevi yönü olduğu için usulen insanların birbirine verdikleri Kırmancki isminin “teverık” olduğu paradır. Bozuk-demir para olması, daha makbuldür. Çıralığın böyle bir inançsal-manevi yönü var. (E.G.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

245 kere okundu