“Kılamê Sey Qaji, sey memanê/Sey Qaji’nin kılamları öksüz kalmasın; 1. bölüm.”

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 920 post in this blog.

“Vas koka xo ser roêno/Theyr zonê xode wanenu… (Ot, kökü üzerinde biter, kuşlar dilinde öter)” Sey Qaji.

“Büyük şair Sey Qaji’nin (1860-1936) vasiyetini yerine getiriyoruz. Markasor köyünde Hak’kın rahmetine ermesi üzerinden 76 yıl sonra (1936-2013), vasiyet ettiği topraklarda; Civrak-Gemıke’de…”

1938 üzerine yaptığı sözlü tarih çalışmalarında hak ettiği bir üne sahip Cemal Taş, Sey Qaji’nin torunu Seydaliyê Memedê Dergi ile yaptığı ve Dersim Dergisi’nde (İzmir Dersimliler Der.  Yayını, Temmuz 2013, sayı 14)  yayınlanan bu mülakat yukarıdaki paragrafla başlamış.

Ben de Dersim tarihinde müstesna bir kişilik olan Sey Qaji ile ilgili Kırmancki (Zazaca) yapılan bu görüşmeyi (mülakatı), toplumumuza dair değer, olay ve olguların malum dil sorunundan ötürü daha çok kişi tarafından bilinmesi için Türkçe’ye çevirme ihtiyacı duydum. Böylelikle daha çok kişinin okuyup, Sey Qaji şahsında Dersim toplumunu biraz daha ayrıntılarıyla tanıması ve bunun üzerinden bir fikir sahibi olmasını yeğledim.  

Sey Qaji için doğduğu topraklarda yıllar sonra yapılan anıt mezar. Civrak-Gemıke (Sarıyayla) Nazımiye ilçesinde bir Dersim köyüdür. Görsel seçimleri editör tarafından yapılmıştır.

23.07.2013 tarihli gün, aynı zamanda Sey Qaji’nin vasiyeti sonucu üç çeyrek asır sonrası vasiyet ettiği topraklarda adına yapılan anıtsal bir yapıya naaşının getirildiği ve buna dair bir törenin yapıldığı gündür. Yine Sey Qaji, yaşamı ve kılamlarına dair önemli bir başka çalışmayı da Daimi Cengiz’in “Sey Qaji” adlı eseri olduğunu da belirtmek isterim.

Bu röportajda, Sey Qaji ve ailesine ait çok gerilere giden bir bilgilendirmenin yanı sıra, 1938’den sadece üç yıl önce (bazı kaynaklar bunun iki yıl, yani 1936 olduğunu ileri sürer) Hak’kın rahmetine kavuşan Sey Qaji’nin ailesinin başına gelen 38 katliamının vahşi ve trajik yönüne de içimiz bir kez daha acıyarak ve burkularak tanıklık edeceğiz.

Bununla birlikte diğer birçok sözlü tarih anlatım ve aktarımında rastladığımız, ancak birçoklarımızın üzerinde durmadığı veya gözden kaçırdığı, böyle olduğu için de yeterince tüm yönleriyle değerlendiremediği, Dersim 1937-38 sürecine kadar gelinen zamanda Dersimlilerin bireysel, toplumsal, sosyal ve siyasal ilişkilerine, iyi ve kötü örneklerle tanıklık edeceğiz. Bu konuya dair birazcık kafa yormuş biri olarak şunu söyleyebilirim ki;

Dersim toplumunun yaşadığı “1938 Kırımı-Tertelesi”, tüm bu süreçte yaşanan ilişkiler ile ele alınmalı ve bu ilişkiler ile birlikte değerlendirilmelidir. Ancak o vakit Dersim’de bildiğimiz ezberin dışına bir nebze olsun çıkma imkanı bulmak suretiyle yaşanan olaylara dair büyük resmi görme imkanına kavuşmuş oluruz.

Netice itibariyle demek istediğim; zor bir coğrafyada iyilik ve kötülük hep iç içe yan yana olmuş-yaşanmış. Devletten önce Dersimliler birbirinin kökünü kazımaya çalışmış ve son 38 süreci de tüm bu yaşananların devlet eliyle gerçekleştirilmiş korkunç bir son ve finaldir. Bu finalde, istisnalar haricinde önceden aşiret ve aile boyutuyla tespitli olmak üzere, hereksin payına aynı ölçüde zulüm ve ölüm düşmemiş:

Bazıları bunun dışında kalmışlar; bazıları bu zulüm ve ölümde aktif rol alarak geçmişin intikamını almaya yeltenmişler; bazıları toplumun böyle adam olacağına kanaat getirmiş ve buna uygun bir tutum takınmışlar. Bazıları da bu gelişmelerden istifade ve çıkar elde etmeye yeltenmişler; bazı aşiret ve aileler de burada Sey Qaji’nin ailesinin başına gelen şekliyle, önceden yapılan ihbar ve şikayetlerden bihaber olarak  “devletin kendilerine ilişmeyeceğini” düşünmüşler; ancak korkunç ve trajik bir son ile karşılaşmaktan kurtulamamışlar.

Önemli bir diğer kesimde hazırlıkları ta 1925 yılından itibaren yapılmaya başlanılan, devletin gizli ve şahsa özel bazı raporlarına da yansıyan “yerinde ve sonuna kadar imha“ ile yok edilmesi gereken birincil hedeflerdi. Bu aşiretlerin ekseriyeti iç Dersim aşiretleridir. Bu birkaç aşiret devlet tarafından “tedip ve tenkil” ile “mutlak suretle terbiye edilmesi gereken” aşiretler olup, kısmen silahlı milis güçleri olan ve devlete güvenmeyen aşiretler idi. Ve yaşanan kanlı süreç sonucunda, 1938’deki kıyım, bu birkaç aşiretin devlete güvenmemekle ne kadar haklı olduğunu ortaya koyar…

editör; Asmên Ercan Gür (E.G.)

Röportajın künyesi:

Röportaj tarihi:  24.02.2007

Yer:  Aydınlı-Tuzla (İSTANBUL)

Röportajın dili: Kırmancki (Zazaki)

Görüşmeci: Seydaliyê Memedê Dergi (Sey Qaji’nin torunu)

Mülakatçı: Cemal Taş, Mexpula Avdelê Ded Avaşi (Makbule Çerimli)

Tanıklar: Cıvrak köyünden; çê Ded Avaşi ra Elifê, Usenê Memedê Mışti, Çê Husku ra Usıv, Gulabiyê Sılemanê Gulabi. Gemıke köyünden; Memedê Seyd Mamudi, Çêna Seyd Mamaudi u Zere, Usen.

Kıslatmalar: Seydaliyê Memedê Dergi (SMD), Makbule Çerimli (MÇ), Cemal Taş (CT).

İlk yayın yeri: İzmir Dersimliler Derneği yayını; Dersim Kültür ve etnografya dergisi; Temmuz 2013; sayı 14.

Görsel seçimi, editör tarafından yapılmıştır.

“Kılamê Sey Qaji, sey memanê/Sey Qaji’nin kılamları öksüz kalmasın; 1. bölüm.”

MAKBULE ÇERİMLİ: Memed amca, sağ olasın; bizi kırmadın, evinde misafir ettin.

SEYDALİYÊ MEMEDÊ DERGİ: O nasıl söz, biz akrabayız; hamurumuz, mayamız bir.

MÇ: Biz tarihimizi bilmiyoruz; böyle olunca ne kendimizi ne de geleceğimizi bilemeyiz.

SMD: Siz okumuşsunuz. Ben okumamışım…

MÇ: Sizler her ne kadar okumamış olsanız da, yine de gözünüz ve gönlünüzle görmüşsünüz. Bu sebeple tarihimizi bizden iyi biliyorsunuz.

CEMAL TAŞ: Hepinizi selamlıyorum. İsterim ki evvela burada bulunan sizler, isimlerinizi söyleyerek kendinizi bize tanıtasınız… (Röportajın başında adları listelenen şahsiyetler, kendilerini bir bir zikrediyorlar.)

CT:  Seydali amca; benim adım Cemal. Kendim Kırgan aşiretinin Şıxsenıca ezibetindenim. Biz bugün size mihman olduk. Bugün sizlerle muhabbet edeceğiz. Nasip olursa bir mecmuada okunması ve bilinmesi için bu çalışmaya yer vereceğiz… Makbule bacı ile evvela seni tanımak isteriz; kimsin, kimlerdensin, ne zaman, nerede doğdun?

SMD: Xêr ama apo gori/hoş geldin, amcası kurban. Şıxsenular kimin talipleridir?

CT: Çoğunlukla Dervişcemallerin talipleridir.

SMD: Tamam. Benim asıl ismim Seydali’dir. Ancak nüfusta ‘Hıdır’ olarak kayıtlıdır. Babam ve erkek kardeşim 1938’de katledildi. Beni silmişler, kardeşimin adıyla nüfusa kaydetmişler. Benim babamın adı ise Memed’dir. Babam Seydız aşiretindendir. Kendisine Memedo Derg (Uzun Memed) derlerdi. Babam cüsseli biriydi; en az 120 kilo gelirdi. Askere almak için Elazığ’a gönderiyorlar; ancak kilolu ve çok uzun boylu olduğundan, “ekserliğe elverişli değil” diye geri gönderiyorlar. (Demek ki  1938 öncesi Dersim’de bazı bölgelerde askere gençler alınabiliyormuş! E.G.[1]) Annem, Civrak köyünden Fidan’dır. Xormeçıkıca (Xurmek-Hurmek aşiretinden). Ben de tahminime göre 1923 senesinde Gemıke köyünde dünyaya gelmişim. Bizim köyümüz Civrak’tır. Bizler Civrak köyünün Gemıke mezrasında kalıyormuşuz. Civrak’ın üç mezrası var. Balığe, Gemıke ve Melkıs.

CT: Sen ailenin soy kütüğünü nereye kadar biliyorsun. Köken olarak nereden gelmişsiniz?

SMD: Benim dedem Sey Qaji’dir. Sey Qaji ise Seyd Weli’nin oğludur. Seyd Weli de Seyd Ali’nin oğludur. Onun da babasının ismi yine Seyd Weli imiş. Bizim büyük dedemizin adı ise “Mıstefa” imiş. Seydıkliya Palu’dan gelmişler. (Seydikliye; Elazığ-Kavancılar ile Palo ilçeleri arasında olan bir köydür. E.G.) Orada adam vuruyorlar, göçünü alıp Duriye’ye[2] gelip konaklamak zorunda kalıyorlar. Duriye Kilse’nin köyüdür (Kızılkilise-Nazımiye). Pılemuriye (Pülümür) ile Nazimiye arasında Soa Thole (acı elma) adlı bir yer var. Orada meskün-yerleşik Aliê Muraxani diye biri var; Karsano aşiretin büyüğü ve ileri gelenidir. Kilse’den bu Soa Thole’ya kadar olan topraklar, araziler ve köyler ona-onlara aitmiş. Benim dedem Seyd Weli de gelip bunların bu yerine,  Soa Thole’ye yerleşiyor. Böyle olunca da Aliê Murexani haber ediliyor. Kendisine diyorlar: “Bir Bava (ermiş biri, derviş, pir) gelmiş Duriye’ye yerleşmiş. Gelecekle ilgili ne düşünür ve söylüyor ise aynısı çıkıyormuş…”

Aliê Murexani’nin ise o sıralar karısı hastadır. “Gidin, onu buraya getirin!” diyor. Böyle olunca da elçiler benim dedem Seyd Weli’nin yanına varıyorlar. Kendisine, “Aliê Murexani diyor, ‘buraya, yanıma kadar gelsin. Kendisine ev yapması için yer vereceğim’…” diyorlar. Dedem de diyor, “Bana onun yeri meri lazım değil…” Bu cevap üzerine o giden elçiler dedeme, “Geliyorsan gel, yoksa seni zorla götürürüz…” diyorlar. Dedem çaresizlikten kalkıp gidiyor. Aliê Murexani dedeme bir ev yeri verdiği için, o da orada ev yapıyor. Bunun üzerinden bir iki ay zaman geçiyor. Aliê Murexani eşine-karısına su çimdiriyor; “cuma akşamı”[3] oluyor bu olay. Karısını alıp dedem Seyd Weli güle giderek hürmet gösteriyor, eline giderek: “Bu benim kadınım hastadır; beli ağrıdığı için büklüm büklüm dolaşıyor. Kaç yıldır gitmediğim doktor, ziyaret kalmadı. Ancak bir çare olmadı, bir türlü belini düzeltemedi. Gençliğinden beri böyledir…” diyor ve bir çare bulmasını istiyor. Seyd Weli de bunun üzerine diyor: “Kızım gel buraya otur hele!..” Elini onun entarisinin altından gezdiriyor. Pençeli, pis bir kurbağa eline geliyor. Onu çıkartarak kendilerine göstererek: “Bunun ağrısının sebebi budur; artık korkmayın!” diyor.

CT: Orada mı temel atıp ev yapıyor?

SMD: Artık oradakiler dedeme (Bava Seyd Weli) keçi koyun yavruları veriyorlar. O da onları besleyip büyütüyor. Kışa giriyorlar. Bir kış günü bu davarı (keçi koyun) yayla evine (Gome) götürüyorlar. Orası Seter köyüne yakın Gomê Vanki (Vank’ın Gome’si) olarak anılan bir yerdir. (Ozan Serdar’ın burada bahse konu köyde, Seter’de geçen bir olay üzerine ‘Setero’ adıyla, yanık sesiyle okuduğu dertli bir ağıt var. E.G.) Seter ise Ceği tarafında bir köy-yerleşim yeridir. Şimdi oraya yerleşik Seydıkular (Seydan aşireti) var. Onlar diyorlar:

“Bu Bava’nın (Seyd Weli) keçilerini de (kariku/genç doğurmamış keçiler) birlikte götürün!..” Orada yalnız iki çoban bulunmaktadır. O çobanlar dedemin bu keçilerini de diğer keçi sürüsüne katarak birlikte götürüyorlar. Bir Xızır Günü’nde[4] o çobanlardan biri, destunê xo şüno/kendini Hak’tan inkar ederek diğer çobana diyor:

“Bava şimdi köyde Cem bağlıyor. Şimdi kurban ve niyaz zamanıdır. Gel biz de bu davarın sahibi ağanın[5]  keçilerinden birini kesip yiyelim. Biz de kurban eti yiyelim. Şimdi Bava’ya (Seyd Weli) neler neler gelmiş. O da kurban etlerinden yiyordur. Git, onun o genç keçilerinden birini al gel keselim!..” diyor.

Bava’nın bu keçilerinden birini getirip keserler. Ateş yakıyorlar, dersini yüzüp ateşin üzerine atıp pişirmeye başlıyorlar. Tüfeklerini de getirip yanlarında indiriyorlar. O, Bava’nın keçilerinden birini getirip keselim diyen şüane (çoban), o diğer çoban arkadaşına diyor: “Keçinin bu sakatatlarını götürüp o ileriye bırak. Olur ki bir tilki gelip yerse, vurup öldürelim.” O diğer çoban bu istenileni yerine getiriyor. Diğer arkadaşı olan çoban, bir bakıyor ki bir tilki gelmiş keçinin sakatatlarını yiyor. Öyle sanmış. Ateş ederek vuruyor ve bakmak için yanına varıyor. Varmasına varıyor, ama bir de ne görsün; bir bakıyor ki vurduğu tilki değil kendi çoban arkadaşıdır. Artık et met de orada ateş üstünde öylece kala kalıyor, yemek nasip olmuyor. Çoban gidip içeri kapanıyor; sabahı zar zor ediyor.

Bava Mıstefa (Kırmancki röportaj metninde, burada hatalı bir yazım var; muhtemelen SMD’nin dedesi, Bava Seyd Weli’dir kastedilen kişi! E.G.) Rüya görüyor; rüyasında tewt hali yaşıyor, kendinden geçiyor, gülüyor. Bunun üzerine Aliê Murexani kendisine soruyor: “Bava, sen rüyanda kota tewt/kendinden geçtin ve güldün. Hayırdır; neden güldün?” O da, “Nuğde kota çımıno mı ver, ae ra/gözümün önüne bir mesele geldi, ondandır…” diyor. Aliê Murexani tekrardan, “Bava, rüyanda ne gördün ise bana da anlat!..” Bava bakıyor ki bir türlü yakasını elinden kurtaramıyor, neticede anlatmak zorunda kalıyor: “Bu sabahın köründe bu tepeden birileri gelecek, size seslenecekler” diyor.  Hakikaten de dediği çıkıyor ve ertesi günün sabahı o denilen tepeden sesleniyorlar: “Gelin; çoban öldürülmüş!..” diyorlar.

Çekip gidiyorlar ki haber doğru. Çoban yerde ölü bir şekilde yatmaktadır. O keçi eti de öyle, o halde ateşin üstünde beklemektedir; yenilmemiş. Davar da içeride, dışarı otlamaya salınmamış. Bunun üzerine davara bakması için başka bir şüane (hizmetli-çoban) ayarlanıyor. Artık mayıs ayına girilmiştir; sular derelerde çağlamakta, kış bitmiştir. Davarı (keçileri) Dêlav’dan (Gome) alarak geri getiriyorlar. (Delav/Beytaş köyü. Nazimiye ilcesine bağlıdır. Karsanu, Arezu ve Khuresu aşiretine mensup insanların yaşadığı bir köy yerleşimi. E.G.) Aliê Murexani diyor ki, “Sen Hak’kını seversen o benim diğer sağ kalan çobanıma ilişme!..”

Bunun üzerine Bava diyor, “Ben karışmıyorum, ben yapmıyorum; yapan yapıyor. Sonra söylemedi deme; filanca günde bir öbek bulut toplanacak ve dolu yağdıracak. O zaman şimşek çakacak ve senin o diğer sağ kalan çobanın da ölecek. O da orada bu şekilde can verecek…” Bunun üzerine Aliê Murexani Bava Seyd Weli’ye diyor, “Deruye’yi mi alırsın, Keskewere’yi[6] mi alırsın sen bilirsin…” Bava da bu öneriye cevaben, “Bana orası lazım değil” diyor. Elini uzatarak, berrak bir suyun şelaleden aktığı yeri işaret ederek, “Vereceksen bana orada bir yer ver” diyor. Bunun üzerine, “O kuru taşlık yeri ne yapacaksın” diye cevaplanıyor Aliê Murexani. “Sen bana orayı ver, ne yapacaksın” diyor, Bava Seyd Weli. Çaresiz kalan Aliê Murexani “Madem öyle, orası senin olsun. Verdim gitti. Ne yapacaksan yap. Ben biliyorum ki sen bizi sonunda buralardan da edeceksin…” diyor.

Görsel: Dersimli ressam İbrahim Coşkun’a ait, bir ziyaret mekanını tasvir eden resim.

Burası, Hiniyê Solıku olarak bilinen, orman içerisinde açıklık, düz ve kaygan taşlık bir yer. Bava Seyd Weli karısıyla baharda burada tarla sürmektedirler. Orası artık Bava Seyd Weli’nin mekanı olan Gomê[7] Seyd Weli olarak isimlendiriliyor. Akşam karanlığa kalınca karısına diyor, “Xatun/hatun; biz bu saatten sonra eve gidip ne yapalım. Yiyecek ekmeğimiz var, öküzlerin de otu ve samanı da var. Gel, biz burada bu akşam-gece bu öküzlerin dibinde, onların sıcaklığında yatıp sabah edelim. Sabah da erken bir vakitte kalkıp tarlamızı sürüp bitirip öyle eve gidelim” diyor. Kadın da, “Adam, sen bilirsin; nasıl diyorsan öyle yapalım” diyor.

Neticede orada öküzlerle birlikte yatıp uyuyorlar. Artık gece ne kadar ilerliyorsa, Bava birden uykusundan uyanıp ayağa kalkarak karısına, “Kalk kalk!..” diyor. “Sê bi kerd tode/Ne oldu, yine kim seni çarptı!” diyor karısı. Bava diyor, “Avdel Mursa; odur bir tabur askerini Hag’a göndermiş.[8] Gel bizi varıp çoluk çocuğumuzu alarak buradan gidelim” diyor. “Lüzumu yok; bize tarla marla lazım değil” diyor. Karısı, “Yapma; biz o kadar tarla sürdük, emek verdik” diyor. “Hayır” diyor. “Avdel Mursay taburlarını göndermiş; salgın hastalık sonucu hepsi ölecek” diye eşine diretiyor.

Böylelikle tarlayı geride öylece bırakıp evlerine varıyorlar. O zaman ev eşyası öküzlere yüklenerek taşınırdı. “Eşyayı öküzlere eşit miktarda yükleyin” diyor. Bu halde öküzleri yükleyip yola düşüyorlar. Bu halde, Khureşan aşiretinin köyü olan Geriya Mısko’ya varıyorlar. Artık orada ne oluyor, ne kadar kalıyorlar bilinmiyor. Sonra oradan da yüklenip Erzincan Tercan tarafına göçüyorlar. Orada Mikailulardan biriyle sağdıç oluyor. Mikailular, Xormeçikleri (Hurmekliler) kendi üstüne (yakın, akraba) sayıyorlar. Ancak benim amcamlar diyordu, “Bu Mikayilular aslen Ermenidirler. Yine de kendilerini Xormek aşireti üzerine sayıyorlar.” Bu Mikayiluların Varto’da da bir köyü var. Ben bir zamanlar o köye bir yakınıma gitmiştim. Mısayıvı (sağdıcı) Seyd Weli’yi Gemıke köyüne götürüyor. Bu, açlık geldiği zamandan önce oluyor bu. (Dersim’de 1938’den önce ve sonra iki kere büyük bir kıtlık/açlık yaşandığını; bunun birine çekirgelerin yol açtığını nenemden duymuştum. Diğeri de -yanılıyor olabilirim- tarlaların ateşe verilmesi, besi hayvanlarının itlaf edilmesi veya el konulup askere iaşe olarak yedirilmesi ile civar illerde satılması sonucu 38 Kırmı’nın etkisiyle yaşanıyor olsa gerek. E.G.)  Emıke’ye götürüp evini bir paga[9] yerleştiriyor. Kendisine de diyor: “Burası senin olsun; burayı mesken tut.”

Bir gün, Heyderu (Haydaran  aşireti) bu Mikayiluların davar ve evlerini talan ediyorlar. (Dersim’de bu vurgun ve talan olayının adı, qol’dur. Qol, bir gurup silahlı insanın birlikte talana gitmesidir. Bu durum, Dersim’deki çetin yaşam şartlarının bir sonucu olup, aşiretler arası düşmanlık ve ayrılığı da körükleyen bir unsurdu. E.G.) Tabi Bava Seyd Weli’nin de davarını da alıp birlikte götürüyorlar. Bu (Bava Seyd Weli), davarının peşine düşerek alıp geri getiriyor. Aradan iki sene zaman geçiyor; bu sefer de Lolular (Lolan aşireti) davarı vurup (çalıp) götürüyor. Yine gidip davarını geri getiriyor. Sonra Areizular (Areyen aşireti) davarı vurup götürüyorlar. Yine gidip geri getiriyor. Bava, fakir bir adamdır. Silahı milahı da yok. Bir şekilde gidip konuşup ikna ederek malını geri alıyor. O zamanlar kıtlık ve açlık yaşanıyor. Öyle ki insanlar bu kıtlık ve açlık sebebiyle hayvanların eski ve kurumuş derilerini yemek zorunda kalıyorlar. Seyd Weli’nin keçilerinin yanında bir iki de ineği var. Gidip yenilebilir otları (gulig-heluğe, tırşık, gıjer, moresıng gibi E.G.) topluyorlar. Bunları getirip süt, ayran ve çökeleğe karıştırıp yiyorlar. Gün geliyor, bu Mikayılular Gemıke köyünü (Civrak köyünün mezrasıdır. E.G.) satıyorlar. Geride sadece iki hane-ev kalıyor. Çê piê Memê Yıbışi (Memê Yıbişlerin babasıgiller) diyorlar. Wusê Yıbışi ile Sılê Zencigiller yanlarında kalıyorlar.

Bir gün gece kalkıyor bakıyor ki ineklerinden biri yok. Aramaya koyuluyorlar; ama ne bir ize, ne de başka bir şeye rast gelmiyorlar. Ancak, üzerinden on gün veya yirmi gün gibi bir zaman geçtikten sonra; -bizim evin önünde bir tarla var; oraya Hêgaê Hewşi diyorlar; orada bir qurç/taş yığını var. Bir bakıyor ki, ju qılancıke yena nisena uza ser, boyna qışnêna/saksağanın teki gelip oraya konuyor ve ha bire ötüp duruyor. Bu yer Bava Seyd Weli’nin evinin karşısındadır. “Yahu, hele oraya varın, taşları kaldırıp bir bakın; hele bakın altında ne var?” diyor. Varıp bakıyorlar ki kan izleri var. Taşları kaldırdıklarında altında ineğe ait loqle-vêre/bağırsak-sakatatları görüyorlar. “Kim bunu götürmüş, kim yapmış?” diye düşünüyorlar. Meğerse komşuları olan Sılê Zencigiller bunu yapmış. Bunun üzerine Sılê Zencigiller ailece yüklenip oradan göç ediyorlar. Ancak Wuşê Yıbışi adındaki komşusu yanında kalıyor.

Endi kune gunê Seyd Ali/Seyd Ali’nin zamanıdır. Ora dıme gunê Seyd Weli yeno/ondan sonra Seyd Weli geliyor. (Burada “gunê; neslin zamanı, vakti, devri” olsa gerek! E.G.) Seyd Weli, Sey Qaji’nin babasıdır. Seyd Weli’nin yedi çocuğu var. Altısı Kudıze (Khureşanlıların Kudan ezibeti, kolu) olan eşinden. Biri de Xormekli kadından. Kudıze olan eşin adı Pukeleke’dir. (“Pukelekê; Kırmancki-Zazaki bir kadın ismi; “Rüzgar, fırtına; küçük çaplı hortum” manasında. Keza “Xane” ve “Hene” isimleri de zamanın güzel ve anlamlı kadın isimleridir. E.G.) Xormeçıke (Hurmekli aşiretinden) olanın adı da Xane’dir.

CT: Seyd Weli’nin Kudanlı eşinden olan çocuklarının ismini söyleyebilir misin?

SMD: Seyd, Seyd Med, Seyd Khalmem, Mire, Seyd Ali, Sey Qaji, Seyd Wuşen.

  1. Seyd: Evleniyor; çocuğunun adı yine Seydo’dur.
  2. Seyd Med: Çocukları; Seyd Weli, İmam Uşen, Sa Heyder, Sa Med. Kız olanı da Firaz’dır.
  3. Seyd Khalmem: Seyd Khalmem ergen olduğunda[10]Mexıke köyüne gidiyor. Mexıke’de ot biçerken ateşlenmiş, ertesi gün de ölmüş.
  4. Mire: Mire’den çocuk olmuyor.
  5. Seyd Ali: Seyd Ali’de Hozat’ta askerlik yaparken ölüyör.[11] Binali ve Duzali adında iki oğlu, Senema, Cêmila, Zekina ve Mircane adlı kızları vardır. (SMD, burada; İmam, Memed bir de Şêre adlı çocukları da sayıyor. C.T.)
  6. Sey Qaji: İki kız çocuğu vardır. Biri Xımare (Humar), diğeri Kibara (Kibar). Benim kız ve erkek kardeşlerim olan, dört de üvey çocukları oluyor. Bizim küçük kız kardeşimiz ölüyor. Bir erkek kardeşim de babamla birlikte öldürüldü. Seyd Weli’nin Xane adlı eşinden doğma olanlar.
  7. Seyd Wuşen: Evleniyor. Hemed, Gulavi ve Memed adlı üç erkek çocuk sahibi. Êmina, Herdife ve Zekina da kız çocuklarıdır. Seyd Wuşen derviştir; dervişlik yapıyor. İp bağlıyor.[12] Ancak hiçbir zaman Hak’ka çağırmamış (inanç sahibi değilmiş). Cem cemaat yapmamış. Ancak geleceği ip bağlayarak okuyormuş; bu öngörüleri de çıkıyormuş.

CT: O halde, Sey Qaji senin dedendir!

SMD:  Öz dedem değildir. Babam, onun üvey oğludur. Benim öz dedem, Sey Qaji’nin kardeşi Seyd Ali’dir. Askerdeyken salgın hastalık oluyor ve ölüyor. O zaman çocukları küçüktür. Halam Şêre de (O da Seyd Ali’nin kızıdır?)) çocukları sahipleniyor. O zaman piri gelip üvey dedeme,“Sey Qaji; bu gelinini al (evlen). Bu daha gençtir. Şayet başka birine kocaya giderse, kimse bu çocukları sahiplenmez; açlıktan ölürler!..” diyor.

Sey Qaji (dedem) diyor: “Ben nasıl kardeşimin karısıyla evleneyim!” Bunun üzerine gidip rayverini[13] getiriyor. Rayver de Seydız aşiretinden olup, Erzurum Aşkale’de oturmaktadır. Elbette o da pir gibi icazet vererek “gelinini alman gerekli ve uygundur” diyor. Ancak Sey Qaji yine de bu işe rıza gelmiyor. Gidip Mazgerd’e mürşidini getiriyor. Biz hepimiz Seydızuların talipleriyiz; ancak bir tek bizim ailemiz Ağuçanlıların talibidir. Neticede babasız-yetim kalan çocukları Sey Qaji üzerine kaydediyorlar. İmamı, babam Memed’i ve bir de kız çocuğunu…

Sey Qaji’nin doğduğu köy Civrak (Sarıyayla) Nazımiye ilçesine bağlı bir köydür.

CT: Bize, biraz Sey Qaji’den bahseder misin?

SMD: Sey Qaji, Gemıke köyünde dünyaya geliyor. Yedi yaşına geldiğinde gözlerini çımdeza (TR: trahom da olabilir! E.G.) hastalığından ötürü kaybediyor. Kızamık çıkartıyor; görme yetisini kaybediyor. Babasının adı, ‘Seyd Weli’dir. Annesinin adı ise ‘Pukeleke’dir. Dedesinin adı da ‘Seyd Ali’dir. Seyd Weli, bu çocuklarından en çok Sey Qaji üzerinde duruyor; onu önemsiyor ve kıymet veriyor.  Çünkü diyor, “Gözlerinden amadır; yarın öbür gün biz Hak’kın rahmetine kavuşursak, kim bu çocuğa bakar.” Böyle bir kaygısı var; ondan.

 Artık nereye gidiyorsa, bir gün eve geldiğinde, bakıyor ki Sey Qaji saz çalmakta, kılam ve ağıt okumaktadır. Evi ziyaret mekanıdır; hala da öyledir… Evin arka damına (odasına) vararak karısına, “Erê çêne, Pukeleke; o kimdir odada saz çalıyor?” Pukeleke (eşi) diyor, “Yanına gitme; Sey Qaji’dir.” “Çêne/kız; Sey Qaji nereden biliyor ki saz çalsın!” diyor. Karısı, “Biliyor, ama utanıyor; senin yanında çalmıyor” diye cevaplıyor. O vakit babası yanına varmıyor. Sonra yine farkına varıyor ki bizim dilde (kendi ana dilinde)[14] şüar-kılam okuyor.

Seyd Weli gizliden gidip bemalê oda de/odanın orta yerinde yere secde edip, elini yüzüne sürerek: “Heqoo; cemalê comerdiya tu sıkırvo ke/yaradanım sana şükürler olsun ki, bu benim oğlum diğer kardeşlerinden daha marifetli olacak!” diyor. Hakikaten de öyle çıkıyor. Bir yerde herhangi bir anlaşmazlık-sorun olup, cemat kurulduğunda sözü dinleniyor; kimse onun sözünü kesmiyor. Bu da bir keramettir işte. O kadar Kırmancki hava okumuş; her birinin havası-makamı başka başkadır…

CT: Sizin aileden herhangi birinin Sey Qaji’den evvel, saz ya da kemane çalmışlığı var mıydı?

SMD: Sey Qaji’nin saza ilgisi ve çalışmışlığı ta çocukluğundan geliyormuş. Ancak gençliğinde bunu açığa vurmuş. İçinden düşünmüş, taşınmış, kılam yakmış. Olgun yaşında bunları dile getirmiş. Thomır (saz) eskiden varmış; Mıstefa zamanında, Seyd Weli zamanında evde duvarda asılı imiş. Bava olduklarından çalıp söylemişler. Sey Qaji’ye ise Derê Balavano’dan[15] bir adam kendisi için yeni bir saz yapmış. O saz odur hala benim kuzenim Kazımların evinde durmaktadır… Kısa bir şeydir; su kenarında yetişen ‘darê thuzıke’ ağacından yapılmadır…

Bizim sülalede bir tek Seyd Weli’nin oğlu Seydi kemane çalmış. Bir de benim babam çalıyormuş. Babam, ikisini de hem kemane, hem de thomır (saz) çalabiliyordu. Bu sebeple kendisine momi (soa veyvi)[16] gönderilir davet edilirdi. O da gidip düğünlerde çalardı. Kemaneyi hem bacağı üzerinde hem de omzuna koyarak çalardı.

CT: Hele biraz da Sey Qaji’nin boyunu posunu tarif eder misin?

SMD: Sey Qaji, boyca ne çok uzun ne de çok kısaydı. Ortalama insanın boyundaydı. Hiçbir zaman tıraş olmamış. Sakalı öyle uzamıştı ki ta göbeğinin altına kadar geliyordu. Onu özenli bir şekilde tarıyordu. Sakalı siyahtı. Ölümüne yakın tek tük birkaç tel beyazlık düşmüştü. Ancak saçını kestiriyordu.

Mameki (Tunceli) merkez ilçe; 1938 sonrası; 40’lı ve 50’li yıllar.

CT: Hiç geziyor muydu?

SMD: Dedem Sey Qaji, gün ışığından mahrumdu, görmüyordu; ama yola düşüp yürüdüğünde sen sanırdın ki görüyor. Bir gün ben onunla yola gittim. İki hayvan yükü değirmende çekilmiş buğday (un) Çê[17] Tornê Sadıqi güldedir. Ne amcam evdedir, ne de babam evde. Bana dedi, “Gel biz gidip getirelim”. Gittiğimiz yere, Tornê Sadıq güllerin mezresi diyorlar. Unlar orada durmaktadır; onları getirmeye gidiyoruz.

Ben de çocuğum. Bir katıra o binmiş, birine de ben. Bu şekilde Mıstulara vardık. Oradan sonra Hêgau Derg’e[18] varınca, bana : “Ero bıko[19], bana bak! Burada yol üstünde bir ağaç var; onun dalı yola doğru uzanmış, başım ona takılacak!..” dedi. Ben dedim: “Bau[20]; ağaç mağaç burada yok. Bunun üzerine elindeki çubuğu havaya doğru dik bir şekilde tuttu ve katırın üstünde bana “Bak; buraya yakındır. Bu Hegau Derg’ın bitiminde-hudutundadır…”

Bunun üzerine ben baktım ki hakikaten yolun üstünde büyük bir meşe ağacı var. Bu ağacın bir dalı yanlamasına, yola doğru uzanmış. Yol, tam bu dalın altından geçmektedir. Ben dedim: “Hayret;  baba baba, bak buradadır.” Ben bindiğim katırdan aşağı indim. Gidip onun katırının önünde durarak, katırı durdurdum. Dedim: “Baba; başını eğ öyle geç!” O başını eğerek geçti. Sonra Tornê Sadıqi’nin değirmenine vardık. Orada kendisine thomır (saz) getirdiler; o da eski kılamları seslendirdi. Bir hayvan yükü orada kaldı; bir sadece bir katırı yükledik. Diğer katıra kendisi bindi geri döndük. Hegau Derg’e varmamıza yakın, yine “Burası Hêgau Derg mi?” dedi.  Ben, “evet” dedim. Yine o ağacın altında durduk; eğilip geçmesini sağladım. Bu şekilde eve vardık.

Millet (insanlar) onu götürüp evine misafir edeler idi. Bu şekilde gidip gezerdi; bir iki ay sonra eve gelirdi. Onu konuk eden insanlar, kendisine çıralık (para) verirlerdi; bu şekilde evinin geçimini sağlardı. Onunki Hak vergisiydi arkadaş! İçinden gelerek okurdu. Nereye, kimin evine varsa, şüar-kılam (ağıt) okurdu. Artık evin sahibinin adı neyse, gelenek-görenek, aile yapısı nasılsa, onlar ne anlatıyor, nasıl istiyorlarsa; durum, hal ve olaya göre kılam-şüar uydururdu.

CT: Acaba diyorum; Sey Qaji’nin sesini birileri kaydetmiş mi?

SMD: Kadınlar üzerine söylenmiş iki kılamı var. Bertal Efendiyê Qız’ın zamanında önüne gramafon getirirler; ona kılam okumuş. Ama bilmiyoruz, kimin üzerine okumuş. Bertal Efendi güllerden biri sormuş; “Bertal Efendi; Sey Qaji, bu kılamı kimin üzerine okuyor?” Bertal Efendi cevaben: “Ulan ne yapacaksın. Zavallılar artık yaşlanmışlar. Zamanında birbirlerini sevmişler. Bu kılam da onların üzerine uydurulmuş[21]”. Êxro ke (meğer ki) Sıleman Ağa’nın Karsanıc (Karsanlı) olan karısı üzerine söylenmiş.

“Dıl dıl kemera qorri/Zıncıle xemelna, esta pê porri/Kosteka saate verda ra/Ama serê qorri/Nata vınde lewe torani/Tham dana fekê isoni/Tosa şêmıne eve kardiafırıke ra kerda hurdi/Dilim be dilim qerpuza bostanê Qemê Porri”

CT: Bu mahpushane meselesi nedir?

SMD: Bertal Efendiyê Pil[22], Sey Qaji hakkında şikayette bulunuyor. Şikayetinde, “Sey Qaji’nin Dersim’de söz sahibi olduğunu, Dersimlilere yol gösterdiğini, onları kışkırttığını, eşkıya beslediğini vs.” iddia ediyor. Bu şikayet üzerine Mazgerd’e götürüp içeri atıyorlar. Daha mahpusa gitmeden, sabah erkenden kalkıyor, şöyle diyor: “Erê Melê;[23] çarıklarımı bana getir. Mazgerd’in candarmaları bana gelmiş. Bertê Alê Gulabi Kilse’de (Nazımiye) oturmuş üstüme dilekçe üzerine dilekçe veriyor. Diyor, ‘Qaji,  işsiz güçsüzdür. Gidip Mazgirt hapishanesinde doyasıya otursun’.”

Karısı gidip ceketini getirip kendisine veriyor ki giyip gitsin. Elini cebine atıyor ki bir tek kuruş parası var. Kızılkilise’ye (Kilse) gidiyor. Kızılkilise Ermenilerin yeriymiş. Orada bir kilise varmış; yapısı, hala orada öylece durmaktadır. Oradan Mazgerd’e gönderiyorlar. Memê Alê Deste Xırancık’tır[24]. Ancak Seyduların eniştesidir. Yol yolak bilen bir adamdır. Sey Qaji tanıdıklarını, “Memê Alê Deste’ye söyleyin gidip hükümet memurlarını görüp beni bıraktırsın” diye tembihliyor. Memê Alê Deste ise gidip onu bu şikayet üzerine bir daha şikayet ediyor. “Sey Qaji’yi bırakmayın!”diye. Elbet Sey Qaji olan bitenden haberdar oluyor. Bunun üzerine bir hava (kılam-şüar) uyduruyor:

“Ben dedim, Memê Alê Deste, bizim eniştemizdir/Belki bana destek olur/Oysa hakkımda başka şikayet dilekçeleri vermeye gidiyor/Sahibim[25] Seyd Savun’dan dileğimdir; Senin ocağın körelsin…[26]

Bertal Efendiye’de beddua ediyor:

“Duzgı (Düzgün); senin bağrına düştüm/Bu haksızlığı-davayı sana havale etmişim/Kim sebep olmuşsa/Sen evlattan yoksun bırakasın; ocağını köreltesin…”

Bak; ne Bertal Efendi’den, ne de Memê Alê Deste’den geriye hiçbir aile efradı kalmadı. Devlet (görevliler) hapiste iken bakıyorlar ki Sey Qaji gözlerinden mahrum-görmüyor, sorup soruşturuyorlar ki suçsuzdur, dışarı salıyorlar.

CT: Seydali amca; deden Sey Qaji, en çok ne yerdi, içerdi, giyerdi?

SMD: Hayatta ve sağlığında iken en çok süt içerdi. Giyimi ise; cor ra sapık, cêr ra sal/üstten ceket, alttan şalvar giyerdi. Bu son senelerde de (1936’dan önce) gidip gezerdi; insanlar kendisine ceket ve pantolon verirlerdi; onları giyerdi. Başında ise üstü püsküllü bir puşiye (vala) ile sarılı fesi vardı. Satın aldığı, keçeden yapılma kırmızı bir fesi vardı. Bu fesi Keskewere’den (Nazımiye ilçesinde bir köy. Tr. ismi: Ayranlı. E.G. ) satın alırdı. Benim sağdıcım Kimsor’dandı. Kendisine “Sılê Bege” diyorlardı. Katırları yükleyip Kimsor’a (Nazımiye köyü; Yayıkağıl. E.G.) giderdi. Oradan satın alırdı.

Dersim Raa Heq inancında ağırlıklı bir yeri olan ziyaret ve burada inancına dair ritüeli yerine getiren bir Dersimli.

CT: Saheyder’de o zamanlar büyükmüş. O da sizin akrabanızdı, öyle değil mi?

SMD: Bizden yukarıda Derê Hewzi diye bir yer var. Orada Usê Alê Moşti diye biri var; onun oğludur. Usê Alê mosti Khureşanlı olup, sair Saheyder’in babasıdır. Usê Alê Mosti, kılıç (kama) kuşanıyor, ayının karşısına çıkıyor. Çêwteke denilen yerde eve yapıyor. Gidip çam ağacı kesiyor. Karısına da diyor: “Erê (kız) erğati bıjeme, şime dar u berr biyame; serê na bonu qapa keme.(Yerxat; yardımlaşma amacıyla toplanmış birkaç kişi. E.G.) Birkaç kişi yanımıza alarak alıp ağaç getirmeye gidelim. Getirip bu evlerin üstünü kapatalım. Ceniya xo tene tahamatkar bena/Karısı birazcık başkalarına itibar etmeyen ve cimri biridir. Diyor: “Benle sen gidelim; kök tarafını sen omuzla, uç tarafını da benim omzuma ver.”

Usê Alê Moşti de çok şakacı biridir. Kadını çêrang (Toprak damların üzerindeki ekseri kalın ve uzun bir kavak ağacından taşıyıcı kiriş. E.G.) getirmek için alıp birlikte gidiyor. Evvela ağacın ince tarafının kadının omzuna atıyor. Sonra da kendisi gidip diğer arka kalın tarafı omuzlamaya yelteniyor. Kadın bu ağır yükü taşıyamıyor; ağaç, kadının omzundan kayıp yere düşüyor. Böyle olunca, karısına dönüp, “Erê/kız; ben senin neyine ne yapayım. Pekala sen payına düşen yükü taşıyamıyorsun; o halde, şimdi bu ağaçları kim taşıyıp götürsün!” diyor. Karısı, “Hak’kın adı olsun, yerxat (yardıma gelecek insanlar) toplayıp getirmek artık şart oldu. Gidip insanlardan yardım istiyorlar; gelip ağaçları götürüp evin üstünü kapatıyorlar.

Qewxa Urişi’de (Osmanlı, Dersim-Rus Savaşın’da) Saheyder sevdin cephesinde yaralanınca Balığ’a getiriyorlar. Bukaşari beno; zerria cüamerdo kewta cı. (Bu cümlenin hangi anlama geldiğini çıkartamadım. E.G.) Haber babasına gidince, babası bizim evin önünde gelip geçiyor. Nenem de dedeme sesleniyor: “Usê Alê Moşti’nin oğlu yararlanmış. Odur Balığ’a getirmişler1 diyor. (Balig; Herdif köyüne yakın bir yerleşim yeri. Sa Heyder ise Pülümür ilçesi, Kırmızıköprü beldesi, Gomê Seydu köyünden Khuresu-Kureşan aşiretine mensuptur. Detaylı bilgi için; Hayri dalkılıç; Dersim’in Anadolu’daki Statüsü; s. 168. E.G.)

Dedem de diyor: “Melê[27], çağır buraya gelsin; birlikte gidelim.” O Civrak’tan gitmeye niyetli. Nenem kendisini çağırarak, “Usê, Sey Qaji diyor, ‘gelsin biz bu diğer taraftan gidelim.” Usê Alê Moşti, dedem Sey Qaji’nin eniştesidir. Dönüp gelip diyor, “Oğlum vurulmuş, ölmüş.” Sey Qaji, “Senin oğlun ölmemiş, yaralıdır” diyor.

Saheyder’in başına bu olay geldiğinde, yanında iki arkadaşı-adamı vardır. Rus askerleri üstlerine bomba atınca, o yanındakiler o anda ölüyorlar; Saheyder yaralanıyor. Babası ile Sey Qaji, Saheyder’in yanına varıyorlar. Saheyder diyor, “Baba, yaram ciddi, hala kanıyor; sen annemi de getirseydin, ben sağlığımda onunla konuşsaydım.” Orada Balığ’da can veriyor. Saheyder’in eşi benzeri yoktu. O kadınlar üzerine çok kılam yakmıştı.[28] Ancak dedemin yanında utandığı için söylemiyormuş…

  • Röportaj çok uzun olduğu için iki eşit bölüm halinde yayınlamayı uygun gördüm. Devamı ve son bölümüne kısa bir zaman sonra, yine burada yer verilecektir. Bu ikinci bölümde özellikle 1938’de Sey Qaji’nin ailesi ve yakın çevresinin başına gelen trajik olayları, Sey Qaji’nin “weşiya xo keno” dedikleri, ailesine vasiyetini ve önerilerini kaçırmayın, derim.

Dersim Pülümür vadisinde payız/güz zamanı.

Çilagezate editör; Asmên Ercan Gür.

  • Kaynak: Röportajın Kırmancki (Zazaki) aslı, 2013 senesinde 14’ncü sayısı yayınlanan İzmir Dersimliler Derneği yayın organı olan “Dersim Kültür ve Etnoğrafya Dergisi’nden” alınarak Türkçe’ye çevrilmiştir.

[1] Çevirmen A. Ercan Gür’ün (E.G.) notu. Bu çeviride, yer yer takıldığım kelime ve yer isimlerinin anlamları konusunda değerli bilgileri ile bu çalışmaya katkı sunan Hıdır Aytaç ve Hayri Dalkılıç‘a en içten dileklerimle teşekkür ederim. Wes u ver ve!

[2] Duriye; Nazımiye ilçesi, Remeda/Ramazan köyü arka sırtlarında bir köy yerleşimi. Ramazan köyü ise ünlü politikacı ve uzun yıllar Tunceli milletvekilliği yapan Kamer Genc’in köyüdür. 

[3] Dersimli Kırmancki ve Kırdaşki konuşan, “Raa Heq-Raa Xızıri” inancında olan Alevilerin kutsal günü-gecesi. (E.G.)

[4] Şubat ayında Xızır oruçlarının tutulduğu günler. (E.G.)

[5] Burada bir karışıklık var; muhtemelen Bava, Seyd Weli’nin malı kast ediliyor. (E.G.)

[6] “Deruye”; Nazımiye ilçesi, Dereova nahiyesi yerleşim yeri. “Keskewerê”; Nazımiye ilçesi Ayranlı köyü. 

[7] Mezreden küçük, bir hanelik yerleşim yeri. (E.G.)

[8] “Tavurê Avdel Mursayi”; “Dersim Raa Heq” inanç sistematiğinde, bana göre olumlu ve olumsuz olmak üzere iki şekilde farklı bir imge-anlama sahip mitsel bir inançtır. Bu çeviri metninde konu edilen, “salgın hastalık, kırım ve kötülük getirdiğine” inanılıyor. (E.G.) 2. Erdal Gezik ve Hüseyin Çakmak’ın Dersim Raa Heq-İnanç ve Ritüeller kitabında (s.23-24) anlatımına göre ise de; “Avdel Mursa konusu tartışmalıdır. ‘Onun kötü cinleri kontrolünde tuttuğu, insanlara yararlı olduğunu’ öne sürenler var…” şeklinde konu izah edilmiş. Konuya dair 2.1. Celal Taş’ın malumatı ise: “Daha biz küçükken anne babamız bizleri, Avdel Mursay’ın askeri ile korkuturlardı. Bize derlerdi “akşam karanlıkta yalnız gezmeyin; Avdel Mursay’ın gece gezen taburları (askerleri) var. Yanlış hatırlamıyorsam, bunlar için bize derlerdi, ‘bu askerler kötü niyetli cin perileri zapt ediyorlar ki insanlara zarar vermesinler.” 2.2. Hıdır Aytaç’ın malumatı da: “Bu bunun Antalya ili Elmalı ilçesine yerleşen ve bir ocak sahibi olan Abdal Musa ile bir ilgisi olabilir. Dersim’deki bu mitsel inanca göre, Avdel Mursa’nın insanların gözüne görünmeyen mılaket (meleke) diye adlandırılan askerleri vardır. Bunların insanları kötü ruh ve melakelerden koruduğuna inanılır…” şeklindedir.      

[9] Yıkık ve virane eski durumda bir yapı kalıntısı.

[10] Zamane Dersim’de (1938 öncesi ve sonrasında tıraş olanlar için); erkek çocukların ergen-gençlik zamanları, Kırmancki dilinde iki farklı şekilde ve deyimsel olarak ifadeler edilirdi: 1. “İştiri sana eriye xo/yüzüne bıçak vurup tıraş olmuş.” 2. “Çhek girê de/silah kuşanmış.” (E.G.)

[11] Tekrardan ifade etmek gerekirse; Dersim’de 1938 öncesi bilinenin aksine askere alma ve vergi verme olayı bazı bölgelerde var. Sadece daha korunaklı ve iç Dersim’de birkaç aşiretin mıntıkasına devlet eli ulaşmamış; ki bu birkaç aşiret çocuklarını zaten askere göndermek istemiyorlar. Konuya dair daha fazla bilgi, “Diyarbakır Salnameleri’nde Dersim 1869-1876; Derleyen Naciye Yıldız; Fam Yayınları-İstanbul-2016” adlı esere bakılabilir. E.G.)

[12] Dersim’de adı, sanı ve lakamı “Bava, Derviş” olanların bazıları öngörü sahipleridir. Bu öngörülerini ağırlıkla “kırmızı ve beyaz” renklerde olmak üzere, “la girêdano/ip bağlıyor” dedikleri ritüel vasıtasıyla yerine getirir ve gelecekle ilgili kehanet ve tahminlerde bulunurlardı. Kadın olarak bu işi yapanlar var mıydı bilmiyorum. Ama kutsi bir soy ve inanç sahibi kadınlar da “Ana” olarak bilinirdi. (E.G.) 

[13] Hiyerarşik olarak mürşitten sonra gelen, yol gösteren dini önder. (E.G.)

[14] Kırmancki/Zazaki (E.G.)

[15] Pülümür Balaban aşireti tarafı olsa gerek. (E.G.)

[16] “Düğün elması”, demek. Dersim’de düğünlere davetiye olarak elma gönderilir ve ayrıca gelinin başına damat ile sağdıç birlikte elma atarlar. Bu ritüel-gelenek, manevi ve felsefi olarak derin anlamları olan bir ritüeldir. Elmanın Adem ve Hava’dan gelen böyle bir kutsiyeti var. Bu türden Dersim’e ait ritüel, inanç ve gelenekleri Erdal Gezik ve Hüseyin Çakmak, birlikte ele aldıkları “Dersim Raa Heq; İnanç ve Ritüeller” adlı iki adet farklı eserde altındaki mana ve açıklamalar ile ele almışlardır. (E.G.)

[17] Ev, hane, aile. (E.G.)

[18] Tr. Uzun Tarla. (E.G.)

[19] Ciğerim, oğlum. (E.G.)

[20] Dersim Kırmancki günlük konuşma dilinde, aile yakınlarından yaşça büyük erkeklere ekseriyetle “apo (amca) bau (baba)” anlamına gelen bu kelimeyle hitap edilir. (E.G.)

[21] Söylenmiş.(E.G.)

[22] Pilê aşira Xurmeçıkuno/Hurmek aşireti’nin büyüğüdür. Dewa xo Civrak’a/Civrak köyünde yerleşiktir. 

[23] Melê hanım; hitap biçimi. (E.G.)

[24] Xıran aşiretinden. Kırmancki’de “X” sesi Tr. deki “Ğ” gibi okunur. (E.G.)

[25] Tanrı veya onun yerine vekalet eden, yarı tanrı gibi, ilahi bir güç sahibi evliyalar. (E.G.)

[26] Zamane Dersim’de, birinin erkek evlat sahibi olmaması ve soyunun erkek evlat üzerinden sürmeyerek körelmesidir. Çok ağır bir bedduadır. (E.G.) 

[27] Kırmancki dilinde bir kadın’ın adı. (E.G.)

[28] Bu sebeple Saheyder’den “Dersim’in aşk ozanı” diye bahsedilir. (E.G.)

Dizeleriye Tarihe Tanık Dersim Şairi: SEY QAJİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

265 kere okundu