KIZILBAŞLAR DA AKLIN YAPISI!

Author cila

has written 40 post in this blog.

Sabahın ilk ışıkları ile uyandım. Seley ateşe ruhunu iade etmiş, üzerine çinko çaydanlığı koymuş, sudan buhar yükseliyor. Piro mağaradan, elinde bakır bir cezve tutarak geliyor. Cezvenin içinde dört tane yumurta var ve Seley’e;
-Cigeramı cezveye su koy, yumurtalar haşlansın!
Ben cezveyi alıp çeşmeden su dolduruyor ve cezveyi ateşin kenarına koyuyorum. Piro gözlerimin içine bakarak;
-Demliğin içine sal cezveyi orada yavaş bir şekilde pişsin, böylelikle yumurtalar çatlamaz!
Seley dönüp Piro’nun yüzüne bakıyor, dudaklarının ucuna hafif bir gülümseme kanatlanıp konuyor. Piro’nun dediği gibi su ve yumurta dolu cezveyi kaynamak üzere olan demliğin içine salıyorum. Kahvaltı hazırlanana kadar demli bir çay doldurup, çeşmenin yanındaki taşın üzerine oturuyorum. Kahvaltı yapmadım fakat yine de canım bir sigara çekiyor, sigaramı yakıp dumanlarını ciğerime çektiğimde Seley’e gözüm takılıyor. Kelebeği andıran o gülümseme hala dudağının kenarında ürkmemiş bir kelebek gibi, çiçeğin özüyle besleniyordu sanki. Yunus’un bir mısrası aklıma düştü o anda;
“Aşık oldum şol ay yüze, nisar oldum bal ağza,
Nazar kıldım kara göze, siyah olup kaşa geldim.”

Bir kelebekte benim dudağıma kondu o anda. Sonra nedense gözüm demliğe takıldı, altta yanan ateşi izledim ve demlikten göğe yayılan buharı. Piro’yu düşündüm ve cezveyi getirirken söylediği şeyi; “cezvedeki suyla yavaşça haşlansın!” Koşar adımlarla cezveyi demliğin içinden çıkardım, ılıklaşan suyu döktüm ve soğuk su ekleyerek ateşin kenarına cezveyi yerleştirdim. Piro, Bava ile birlikte gelip ateşin yanına oturduğunda ilk baktığı şey sanki demlikti. Sonra dönüp ateşin üzerinde cezveyi görünce bana dönerek;
-Fotoğrafçı yumurtalar haşlandı mı?
-Suyunun içinde haşlanmasını bekliyorum Piro?
Piro cezveden sonra yüzüme bakarak,
-Getir dediğim yere koy, yavaşça haşlansın!
Sanki bir şey keşfetmiştim, lakin buna bile izin vermedi. Cezveyi dediği gibi demliğin içindeki kaynamaya başlayan suyun içine bıraktım.
-Refret bineği ve Cibril-cebrail gibi geldi bana!
-Daha açık konuş fotoğrafçı!

Evren denilen kubbeyi ayakta tutan direktir... Onlar yok olduğunda evren de yok olacaktır.

Evren denilen kubbeyi ayakta tutan direktir… Onlar yok olduğunda evren de yok olacaktır.

-Yumurta kendini haşlayanın cezvenin içindeki su olduğunu sanıyor. Cezve ise kendini ısıtanın demlikteki su olduğunu sanıyor. Demlikteki su ise kendini ısıtanın demlik olduğunu sanıyor. Demlik ise odun olduğunu sanıyor. Bu insanların kullandığı akla benziyor. Hani sen derdin ya; “doğruluk halkasının dışına çık ve oradan bak” bu da onun gibi.
-Peki demliği ısıtan nedir?
-Odunun yanabilme özelliği olmasaydı, titreşim onu tutuşturamazdı. Buna karşı gelen akıl ise “saf ışık aklı”
-Hım!
Dikkattten kaçmaması gereken şey, ateşten etkilenen maddenin dayanıklılığı. Suyu direk ateş üzerine koysaydık, ne ateş kalırdı ne de su kaynayabilirdi. Aklın içinde bulunduğu kap da ateşe karşı yetkin olması gerekir. Öyleyse bu yetenek doğuştan mı yoksa sonradan mı edinilir? Su direk ateş üzerinde demliksiz kaynama yeteneği edinemeyeceğine göre, nasıl açıklayacağız bunu.
-Hm! Dönelim tüm ile zerre ilişkisine.
-Saf altından bir dağ varsa ve oradan zerre kadar bir parça kopsa tüm özellikleri ile dağın aynısıdır ve ondan ayrı değildir. Zerrede yapılacak değişiklik, dağıda değiştirecektir!
-Haklısın fotoğrafçı! Faal akıl dediğimiz ışık aklı ilk nedenini saf ışıktan almıştır ve ondan ayrı değildir. Gerçek bilgiye aracı olan faal akıl olmasına rağmen, kaynak saf ışıktır.
Bava pür dikkat dinlerken;
-İçe doğru patlayan enerjiden fışkıran kıvılcım varlıkları oluşturdu, öyleyse kıvılcımın tüm özellikleri madde tarafından keşfedilmeli, kir ve paslarından arındırılmalı öyle mi? Biraz daha aç Piro!
-Fotoğrafçı! Doğal yetenek; eylemli akıl olan pasif aklın maddesi, pasif akıl; kazanılmış aklın maddesi, kazanılmış akıl; Işık Aklının maddesi kılındığında ve bütün bunlar bir ve aynı şeymiş gibi ele alındığında, bu insan; kendisine Işık Aklı kapılarının açıldığı insan olur. Bu hal onu akılsal kuvvetinin her iki kısmında, yani düşünce ve iş kısımlarında ve hayal kuvvetinde ortaya çıktığında, bu insan kendisine ‘bilgi’ gelen insan olur ve saf ışık, Işık Aklının aracılığıyla ışık insanının ağzı olur. Böylece Saf ışık tarafından Işık Aklına taşan şeyi, Işık Aklı kazanılmış akıl vasıtasıyla edilgen akla ve sonra hayal kuvvetine geçirir. Ve bu insan, Işık Aklından pasif akla taşan, içe doğan olgunluk ve bilgiyle bilge bir insan, bir filozof, tanrısal nitelikli akıl kullanan mükemmel bir düşünür; Faal Akıldan hayal kuvvetine taşan, olgunlaşan bilgiyle de bir insan-ı kamil, geleceği bildiren bir uyarıcı, halihazırda var olan tümün parçaları hakkında bilgi veren bir kahin-bilici olur,
-Bu nedenle Işık Felsefesinde vahiy yerine konuşan natık olan insan-ı Kamil’in sözleri Tanrı sözleri olarak kabul edilir. Çünkü Tanrı, doğanın ve kendisinin cahilidir, bilgiyi ancak kamil insan aracılığı ile edinir ve olgunlaşıp hamlıktan kurtulur!
-Böylelikle kutsal kitap dediğimiz her kamil kendi çağının gerçeğini haykırarak, çağa uyarlanmış bilgiyi aktarır. Jar u Diyar topraklarında yobazlığın bağı böylelikle kesilmiş olur.
-Kamillerin bu bilgisi ve yeteneği ham akıllar tarafından, keramet ve mucize olarak algılanır, bu da onların katledilmesi için gerekçe kabul edilir.
-Daha da vahimi kendine ilericiyim diyen kişiler tarafından şarlatanlık ve gericilikle suçlanırlar.
-Haklısın fotoğrafçı ama şunu da göz ardı etme, kendine Pir-Raever-Bava-Kamil diyen bazı zatlar bu makamın insanı değildir. Soyu kullanıp kendilerine makam edinirken, aynı zamanda yola olan güveni zedelediler. Bestami’nin dediği gibi, “değil hırkamdan bir parça, derimi yüzüp üzerine geçirsem, tüm nefesimi ciğerine doldursam yine de senden bir şey olmaz” denilen cinstendi bunlar. Bu yol da kâmillik soydan değil, yolda kat ettiği mesafe ile ulaşır kişiye.
Cezvede ki yumurtaya bakıp gülümserken;
-Bir yumurta olarak insan ise; beni pişirecek şeyin içinde bulundu su olduğunu sanıyor, öyle mi?
-Suyun tek başına yumurtayı haşlayabilme yeteneği yoktur! Hadi kahvaltıya o zaman, bu sabahlık bu kadar yeter!
-Biat edip, kayıtsız şarstsız liderlerin sözlerini dinleyip, onların kapısında havlayan insanlarla kızılbaşlar arasındaki en büyük farklardan biri bu. İşte bu nedenle kızılbaşlar sistem tarafından katledilir. Çünkü evrenin başına buyruk tanrısı, bunlardır.
Bava’nın bu sözlerinden sonra dördümüz de gülümseyerek kahvaltıya oturduk. Kahvaltı boyunca Piro’nun anlattıklarını ve Seley’in gülümseyişini yediğim bala katık ederek, büyük haz aldım.

Remzi Aydın

The following two tabs change content below.

Latest posts by cila (see all)

2 Yanıtlar KIZILBAŞLAR DA AKLIN YAPISI!

  1. Xazal Doğu 11/12/2014 de 19:34

    Ben yazarımızın fotoğraf sanatçısı kimliğini tanıdım. Bir fotoğrafçı olarak beğeniyle takip ettiğim biriydi. Yirminin üzerinde fotoğraf sergisi açtığını biliyorum. Birkaçını da zamanın Kültür ve Turizm bakanı açmış, değer gören bir sanatçıdır.
    Yazarlık tarafını daha sonra tanıdım. evrensel hümanist ve doğacı biri olduğunu fotoğraflarından sezinlesemde yazılarında daha net gördüm. böyle bir sanatçıya sahip olan Dersimli’leri kutluyor, sanatçısına verdiği değerden mutluluk duyuyorum. onu tanımak ayrıcalık,

    Cevapla
  2. FİLİZ G. 10/12/2014 de 18:07

    Yazarın altı romanını da büyük bir hayranlıkla okudum. Kendi kültürüme yakınlaşmam, kendimle tanışmam yazar sayesinde oldu. Kim olduğuma dair soruların cevabını sevgili Remzi sayesinde aştım. Hiçbir yapıya dayanmadan halkı için mücadele eden ender dersimlilerden biri. Yazarlık örtüsü altında birilerine göz kırpan, ikili-üçlü oynayan insanlara bakınca dersimin ender yetişen değerlerinden birini tanımak bizi sevindiriyor. halkımız ve ailem için kendisine teşekkür ederim . Piro romanı ne zaman çıkacak acaba, haberdar olursak seviniriz.
    Hızır deste ho pejero, Hızır ira düri fiyo derd u keder…

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2.699 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”