“Kongra Dêsımi’ya ê Frankfurt’i/Frankfurt Dersim Kongresi” yapılıyor!..

Bu kongrede geçmişe çok takılmadan, alınacak kararlarda “geleceğe dair bir vizyon” belirgin olmalı ve bu vizyon üzerinden gelecekteki yol haritası belirlenmelidir…

Frankfurt (Almanya) Dersim Kongresi, 16-17-18 Kasım 2018 günlerinde gerçekleşiyor.

“Kongra Dêsımi’ya ê Frankfurt’i/Frankfurt Dersim Kongresi” yapılıyor…

 

“FDG, 2006 senesinde Dortmund’ta ilk kurulduğunda, hemen hemen çoğunluktaki Türkiyeli  Sol, Sosyalist, Demokratik kurumlar, Alevi kurumları ve Kürt kurumları tarafından, ayrı bir örgütlenmeye gidildiği için ilginç ve dikkat çekici bir şekilde ‘şovenizm ile ve akabinde yine bu argümanın arkasına saklanarak, FDG’yi kurmak isteyenleri ‘bölücülük’ ile suçladılar. Gerçekte olan ve çekindikleri husus ise suydu:

 

Örgütlendikleri ve militan üye devşirdikleri Dersimin ve Dersimlilerin kendi yapılarında çok ağırlıklı bir yerinin olması ve bu gelişmenin kendi kazanımlarını sınırlaması ve siyasi manevra alanlarını daraltmasına dair olan kaygılarıydı.

 

Tamamen bu refleksle hareket ettiler; genel olarak tepkilerinin sebebi bu olmakla birlikte, bu yeni ve farklı örgütlenmenin kendi siyasi ve şahsi geleceklerine zarar vereceğini düşündüler. Yani olaya, toplumsal çıkar adına değil; kendi ideolojik ve şahsi çıkarları adına baktılar…”. (Sn. Kemal Karabulut’un anlatımından).

 

Yukarıdaki paragraflarda altı çizilerek dikkat çektiğim konu ve elbette sorun, ne yazık ki üzerinden onca yıl geçmesine rağmen bugün de hala geçerli! Fakat bu durum, günümüzde çok az önem arz etmemektedir. Keza o gün bu “kendine özgü” örgütlenmeyi istemeyen kesimler, genelde dışarıdan örgütlü kurumlardı veya bu kurumların içerisinde yer alan bazı Dersimlilerdi. Bugün de bunlarda kısmen böyle menfi bir çaba içerisinde olanlar muhakkak vardır; ancak sayısı o günlere göre daha az ve etkinlikleri de zamanla azalmıştır.

 

Ancak biz Dersimliler için daha da acı ve acınası yeni bir durum var! Bugün, “kendine özgü” böylesi Dersimi çalışma ve örgütlenmeyi engelleyen, buna karsı canla basla alehte kirli bir propaganda yapan utanmaz ve arlanmazlar vardır. Bu utanmaz ve arlanmazlar, bir zamanlar Dersimlilerin bir bu “kendine özgü” örgütlenmesinde yer almış Dersimlilerdir. Bu kadar acılı bir toplum için bu durum, çok üzüntü vericidir. Fakat zamanla başarılacak isler sonucu, bu utanmaz ve arlanmaz, bir elin parmaklarını geçmeyen şahıslar, bu yaptıklarından zamanla utanacaklar ve bundan vazgeçeceklerdir.

 

Bildiğiniz üzere, “Mısletê Dêsımi/Dersim Meclisi”, daha bir “Girişim” halinde iken ilk yaptığı “Zwingenberg Toplantısı” sonucu ve akabinde yayınladığı “Zwindenderg Bildirgesi” sonrası yapılan çalışmalar ile kurulusunu ilan ederek faaliyetlerini sürdürmüş ve nihayetinde böyle bir “kongre” yapma merhalesine gelmiştir.

 

Şahsi kanaatime göre biz Dêsimliler için bu katledilen yol ve gelinen safha, “tarihi” derecede bir kıymet ve değer taşımaktadır. Bu vesileyle bir kez daha, Meclis yürütmesi ve bu kongreyi organize eden, gece gündüz bu çalışmaların arkasında emeği olan herkesi canı yürekten tebrik ediyor ve kutluyorum.

 

  • Sunu bilin ki gerek “Mıslet/Meclis” ve gerekse bu “Kongre”, isteyen istemeyen birçok Dêsimli ve dostları tarafından ilgiyle takip edilmektedir. Bunun böyle olmasının sebebi; FDG’den beri Dersimlilerin “bağlantısız ve bağımsız” Dersimi bir örgütlenmeye olan zaruri ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Takdir edersiniz ki biz Dersimliler, 1937-1938 yıllarına kadar Dêsim adlı yurdumuzda yüzyıllarca “otonom-yarı otonom” olarak yasayagelmis bir halkız. Ulus devletlerin de hala dünya sahnesine çıkmadıgı bu devirlerde dil ve inanç gibi kültürel ögelerimizi koruyarak 1938’e kadar gelmeyi basarabilmisiz. O yıllarda toplumsal yasamda karsılastıgımız muhtemel hukuksal sorunları sahip oldugumuz “inanç” vasıtasıyla ve feodal bir yapıya dayalı olan asiretler arası konsensüs ile çözmekteydik.

Kongrenin ilk gününden bir kare.

 

Bu temel üzerinde baktığımızda, 1937-1938 müdahalesinden beri böylesi “kendine özgü”, “bağımsız-bağlantısız” bir Dersimi örgütlenme olan böylesi bir birliktelik ve çalışmanın içinde olmayı bir türlü başaramadık.

 

Tarihte geriye doğru baktığımızda bu türden en yakın birliktelik, aşiretlerin Munzur kıyısında toplanıp, Türk devletinin muhtemel bir saldırısına karsı “nefsi müdafaada” bulunmak için suya tas atarak yenim içtikleri 1936-37’deki “Halvori Gözeleri Toplantısı”dır.

 

Ancak yakın tarihte böylesi bir örgütlenme, kısmen “FDG” vasıtası ile yerine getirilmeye calışıldı. Fakat su bilinmelidr ki; “FDG” cemaatler ve dernekler tarafından kurulan, ilgili ülkenin yasalarına göre “cemaat-dernek” statüsünde olan kurumsal bir yapıydı ve bir toplum için yapacakları, elbette sınırlıydı. Ki bu hakların sınırlamasına bile gerek kalmadan 5. Kongre’den itibaren bu önemli birliktelik, yine biz Dersimlilerin eliyle son derece işlevsiz bir hale getirildi.

 

Böylelikle bu tür bir örgütlenmenin de bir toplumun sorunların yeterince çare olmadığı da uzun bir zamandır anlaşılmış oldu. Ve bu kongreyi örgütleyen ve yer alan ile buna karsı çıkan kesimlere baktığımızda; böylesi yeni ve farklı vizyon içeren bir örgütlenmenin ortaya çıkmasının tesadüf olmadığı anlaşılacaktır.  

 

Olaya bu merhaleden ve bu bakış açısından baktığımızda, gerek Avrupa Dersim Meclisinin kurulusu ve gerekse akabinde toplanan bu Kongre, Dersimlilerin seksen yıl önce gösterdikleri birlik çalışması ve çabasından sonra bir “ilk” tir. Bu sebeple kıymetlidir ve bu kıymetin tüm Dersimlilerce iyi bilinmesi ve desteklenmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

Keza Dersimliler, sıradan bir halk, sıradan bir topluluk değildir; yasadıkları coğrafyada adeta “endemik” bir topluluktur. Çünkü tarihte “Yahudi Soykırımı” büyüklük ve ölçüsünde bir soykırıma maruz kalan bir halktır. Üstelik “Dersim 1938 Soykırımı”, Yahudi Soykırımının aksine, üzerinden koca seksen yıl geçtiği halde hala yeterince dünya ve Türkiye kamuoyuna anlatılabilmiş, resmi olarak özrü dilendirilmiş ve bu temelde gerçek bir yüzleşme sağlanabilmiş değildir. Durum ve hal böyle olunca da Dersimliler, kaç nesildir bu travmayla birlikte yaşamaktadırlar.

 

Elbette Dersimlilerin, zaman geçirmeksizin halletmesi gereken sadece “1938 Soykırım Travması” değildir! O günden beri “dil ve inanç” gibi kültürel değerlerini de gün be gün  kaybetmektedirler. Bunun yanı sıra yasadıkları coğrafyalarından sürgün edilmişlerdir. Ve hala yasam alanı olan bu coğrafyalarının büyük bir alanı, “terör” bahanesiyle girilmesi ve yasanması “yasak mıntıka” olarak Dersimlilerin yaşamına yasaklıdır.

 

Coğrafyamızda gerek direkt yerinden yurdundan etme ve gerekse dolaylı yerinden etmeye yol açan baraj ve HES projeleri ile her gün yasam alanları daraltılmakta ve insanlar hala sistematik olarak bir göçe tabi tutulmaktadırlar. Bunun en son ve dramatik olanı, 1990’lı yılların ortalarına doğru yaşanmıştır. Dersim’de köylerin yarısı yakılmış yıkılmış, bu suretle nüfusun yarısı göçertilmiştir. Bu durum ve tehlike, hala devam etmektedir. Keza sadece “terör” değildir Dersimli nüfusu coğrafyalarından göçerten; sosyo-ekonomik koşulların da büyük bir etkisi vardır ve bu alanda da çözüm bekleyen sorunlar vardır.

 

  • Bu sebeple Dersimliler, dünyanın veresinde olurlarsa olsunlar öyle “güllük gülistanlık”, sıradan bir halk gibi yaşayamazlar! Ancak “kendine özgü- bağımsız ve bağlantısız” örgütlenerek halledilmesi gereken devasa bir yığın sorun sahibidirler. Kaldı ki bu sorunlar sadece geçmişten bakiye kalan sorunlar da değildir; Dersimlilerin yurdu olan ve halen hemşehrilerimizin yaşadığı Dersim’in geleceği de yine risk altındadır!

Keza Güneydoğu ve Ortadoğu’da yasanan ve hala süren gelişmeler, Türkiye’nin Kürt sorununun çözüme kavuşturma noktasında ayak diretmesi ve Ortadoğu sorununda ABD gibi emperyalist devletlerle is tutması, gelecek açısından bölgeye çok yakın olan Dersimlilerin yurdu açısından büyük bir sorun ve risktir ki buna dair de çözüm ve tedbirlerin geliştirilmesi gerekir!

 

Tüm bu ortaya koyduğum sebeplerden ötürü, Dersimliler için bu toplantı elbette “tarihi”dir. O sebeple bu “Kongre”, tüm bu sorunlara kafa yorulacak ve bu sorunlarla bas edilecek yeni ve yaygın örgütlenme modellerini ortaya koymak zorundadır. Aksi durumda bu kongre, Dersim’den çok uzak bir coğrafyada ve sadece bölgesel bir çalışma olarak etkisi sınırlı kalacaktır.

 

Bunu böyle olmaması için, bu kongrede geçmişe çok takılmadan alınacak kararlarda “geleceğe dair bir vizyon” belirgin olmalı ve bu vizyon üzerinden gelecekteki yol haritası belirlenmelidir…

 

Tüm bu duygu ve düşünceler ile;“Dersim Meclisi Kongresi” değerli katılımcıları olan sizleri; en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum!

 

Na helm de bımane weşiye de; şimdilik kalın sağlıcakla!

 

17.11.2018  

 

* Çıla Gazetesi editör.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

405 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”