Sayme Gündoğan Koşar: Dersim 1938’e dair; “Bir Daha Asla!” mı?..

Mawe xer di/Rojbaş/Barew dzez/Merhaba!*

“Sizleri bu yazımda, 1938 yılında on beş yaşında olan babamın tanıklığıyla Mazgirt’te devletin insanları toplayıp katlettiği yerlere götürmek istiyorum.” 

“BİR DAHA ASLA!” mı?

1937 -1938’de devletin Dersim’de uyguladığı soykırımı, bu 4 Mayıs’ta da hatırlatacağız. 4 Mayıs 2015’de mum ışığında, tek tipleştirme politikalarına kurban edilen canlarımızın çığlıklarıyla bölüşeceğiz uykularımızı. O canlar ki, Dersim’in uçurumlarının dibinde, vadilerinde, hendeklerinde, koyaklarında ve Munzur’un, Harçik’in dibinde kışın soğukta üşümekte, yazın kavurucu güneş altında kavrulmaktalar hala.

Yanı başımızda vicdanlarını karartıp olanı biteni sahibinin sesiyle bize müstahak görenler var. Esmer çocukları kesenleri alkışlayarak sahte kardeşlik hikayelerinin bir yenisini suya yazmaktalar. Zulüm akıllarını, zulüm yüreklerini satın almış.

Ben bu yıl, hiçbir “erk” in gerçek karşısında duramayacağına olan güvenim ve inancımla, sizi, 1938 yılında on beş yaşında olan babamın tanıklığıyla Mazgirt’te devletin insanları toplayıp katlettiği yerlere götürmek istiyorum- ki Mazgirt, Dersim’in diğer ilçeleri ve merkezi kadar kırım-katliama maruz kalmamıştır- tutun ki, bana unutturulan ana dilimde ağıtlarla size eşlik ediyorum ve o mekânlara yakın olanlar sessiz çığlıklarıyla bu yanı başımızdadırlar. Sarılıyoruz birbirimize.
Rüzgârın çiçeklerin ve ağaçların yüzü yere eğilmiş ve biz kavilleşiyoruz: “BİR DAHA ASLA!”

Temsili resim: "1938 yılı Dêsım'inde bir kız çocuğu."*

Temsili resim: “1938 yılı Dêsım’inde bir kız çocuğu.”*

Yazan (anlatan) Zülfü Gündoğan“1938 Mazgirt Kırım-Kıran Yerleri”

..1937’de uçaklar Diyarbakır’dan kalkıp, bizim evin üzerinden ve Kert tepesinden geçerek Dersim’i bombalayarak geri dönüyorlardı. 1937 yılında, bizim köylerden toplanan ilk kafile şu kişilerden oluşuyordu. Birinci kafile:
Karayazı köyünden Derviş Efendi, Muxundi’den Mustantik Süleyman Südü, Mazgirt’ten Zurnacı Ali, Şilkli Süleyman Efendi, Şöğeyik Köyünden Kuréşanlı Seyyit Mahmut, Xırxa gilin komunda oturan Demenanlı Şemali, Haydaranlı Murto, üvey babası ve iki kardeşi, Kevıkanlı Xalo, Koçali Duman, Samasor mezrasından Demenanlı aşiretine mensup insanlar.
-Kabun köyünden Qocé Hesé Din ( Öz akrabası Usé Kek aralarından kaçarak, bugünkü Hüseyin Bozacı’nın evinin alt kısmından kaçıp kendini kurtardı. Birkaç gün firarda kaldıktan sonra teslim oldu. Zaten artık af gelmişti. Bunları, bugünkü Değirmencilerin evinin altındaki bahçenin içinde vurup, Qurçlara -tarlaların içindeki taş yığını-gömdüler. İkinci kafile:

Qurçik köyünden Ali Rıza Erdoğan, Karayazı köyünden Hasan Onbaşı, İlanlı köyünden İsmail Efendi, Şorda köyünden Lolanlı Memé Alé Murté, Mestanlı Mehmet Gedik ve kardeşi Zülfü Gedik, Hurşit Coşkun, Ağa Çavuş, Ağé Ferat, Akkilise köyünden Mehmet Kelekçi Ağa yani Bılozadeler, Mehmet Efendi, Ağa Efendi, Şilk köyünden Efendi Zaim ve Mısté Babé gil ile Ali Babayé Melek gibi kişilerin de aralarında bulunduğu kırk ile elli kişi Kösoğlu ve İlanlı köyleri hududunda, Mustafa Bayar’ın evinden aşağıdaki hendekte öldürüldüler.  Bazılarının aileleri sonradan gelip cesetleri aldılar ve köylerine götürüp defnettiler.  Kalanlar, orada armudun üst tarafında ve Kösoğlu tarafında defnedildiler.

– Beroclu İbrahim Gulabi, İbrahim Şahin, Gomanlı Alé Kekogillerden, Romé, Meviké gillerden olmak üzere. Yine Demenanlılardan Alé Mol’un hanımı ve çocuklarile Kupik köyünden Seyyit Haydar ve adını hatırlayamadığım kişiler Gölbağı’nın alt ucunda, bugünkü Faik Keray’ın evinin altında katledildiler. Seyyit Haydar’la ilgili olarak bir olayı şöyle hatırlıyorum:

Amcam İbiş gili bir gece önce akşam kafileden ayırarak vesika verip serbest bırakmışlardı. Ertesi sabah Seyyit Haydar teslim olmak için Mazgirt’e giderken, bizim köye uğradı. Sakallı Haydar Dede’ye amcalarım engel olmak istediler ; “Seni öldürürler, nereye gidiyorsun?” dedilerse ise de para etmedi. Berrak suyun başında, uzun beyaz sakalını sıvazlayarak: “Kerbela günüdür, kellemi vermeye gideceğim.” dedi ve Mazgirt’e gitti. Ve nihayetinde onu da öldürdüler.

-Pax nahiyesinin Çukur köyünden, “Çukur ağaları” olarak bilinen Sülü, Mehmet ve Hasan Ağaları çoluk çocuk, kadın- erkek, genç yaşlı demeden toplayarak; Kert’in alt kısmında, ”Gâvur Bağları” mevkiinin alt ucunda, kırmızı yamacın batısında, hendekte, bunları da orada ağır makineliyle, topladıklarının üçüncü günü taradılar.
Bunların büyük kardeşi Sülü Ağa, Qurçikli Hüseyin Ağa’nın kızı ile evliydi. Sülü Ağa karısına “Bu başımıza gelen nedir? ” diye sorunca, karısı : ”Filan tarihte Düzgün Baba’nın önünde, akrabanız olan Kıré Mevaligilleri, çoluk çocuk demeden yok ettiniz. Bu gün etme bulma günüdür.” dediği söylenir.

Bu aileden İbrahim ve Hüseyin benim okul arkadaşlarımdı. İbrahim Hasan Ağa’nın, Hüseyin ise; Mehmet Ağa’nın oğulları idi. Gül gibi çocuklardki.  Bu ailenin ve çocuklarının giysileri, sonraki yıllarda okul müsamerelerinde giyilirdi. Halen, okulda olduğunu sanırım. Çok temiz giyinişleri vardı.
Af geldikten sonra bile yirmi dört saat içinde katliamlar devam etti. Bunlardan biri de Hesé Kurtboğan’dır:

Dönme Fatma’nın oğlu olan nalbant Talat Önal Kaymakam Fahri Tokmakçının yanına giderek; Benim babamı vuran kişi köyde ve sağdır.” demiş.
Jandarmalar hemen köye giderek Kurtboğan’ı getirip Talat Önal’a teslim ettiler. Birlikte, bu günkü Keko Çelik’in evinin üst tarafında baltayı Talat’a verip adamın kafasını parçalattılar.

Nuri Önal’ın evinde, 1959’dan sonra birkaç yıl ben kiracı olarak oturdum. Nuri Bey, Devlet Demir yollarında hareket memuru olarak çalışıyordu. Talat da hareket ve kontrol memuru idi. Muş-Elazığ arasında görevliydi. Dirseklerini trenin penceresinden çıkarınca, karşıdan gelen treni fark etmemiş, başı parçalanıp ölmüştür. Bu olay Kurtboğan’ın ölüm şeklinden dolayı çok büyük yankı yaptı.

Niyazi ve Hasan Onbaşılar, af geldikten sonra da Demenanlıları getirmek için, Keştun ve Şorda köylerine gitmeye devam ettiler. Keştun’a geldiklerinde, 1938 olaylarının etkisiyle hepimiz gözeye akan derenin içinden yürüyerek Mendan ormanına kaçtık. O kadar korkuyorduk ki, Mendan ormanının içinde saklandık. Demenanlıları almaya geldiklerini öğrenince köye döndük. Bizim köyde Demenanlı Hüseyin vardı, bana sordular. Köyde kimsenin olmadığını söyleyerek ele vermedim. Demenanlı Hüseyin Karayazı’ya gitmişti. İlmühaberi mühürleyip gittiler. Bu jandarmalar, Şorda köyünden Alé Nes ve Rızé Nes’i alıp Mazgirt’e götürdüler. Çok İşkence ettiler. Bu iki onbaşı o zaman çevreye nam salmıştı.

Daha önceki yıllarda sürgüne gönderilen Lödekli Seyyit Kekıl Dede’nin Ali Barut adında tek bir oğlu vardı. Bu kişi sürgüne gitti. Hanımı Sıvaslı idi. Sürgünden, kaçak gelmişti. Muhundu’dan ihbar ettiler. O zaman; Tunceli- Elazığ Dördüncü Müfettişlikte, Muxundulu Ali Yıldırım, Abdullah Paşa’nın yaveri idi. Bunlar vasıtasıyla yakalandı. 1939 ya da 1940 yılıydı. ve k her yerde kar vardı. Yaya Elazığ’a götürülürken, Pertek’in Mercimek mıntıkasında firar süsü verilerek virajın alt tarafında vuruldu. Tek bir evin yiğit cesur bir oğlu olan Ali Barut’un bir oğlu vardı. Ondan sonra oğlu da öldü. Bir aile de böyle yok oldu.

1938 yılının diğer bir katliamı; benim Karayazılı köylüm olan İmé Cengo, (İmam Yurtsever*) Hasorik köyünden, Mısté İbé Ağa (Mustafa Tunç) tur. Bunlar; Kale köyünden Mazgirt’e gelen yolda, Yukarı Sindam köyü, Kırklar Deresi ile Kaz Çeşmesi’nin birleşim noktasında, derenin yolun üst tarafında katledildiler. Oraya defnedildiler. Mezarlarhala ordadır.

Alan Aşireti’nden, Korta’nın Kırım Deresi’nden-Deré karsan olacak- Kamé Alé Şoğ, Kamé Alé vız lakabıyla tanınan kişiler, evlerinden alınıp, Kale Köyü’nden Mazgirt’e gelen yolun alt kısmındaki hendeğin kuzey kısmında, Yukarı Sindam’ın göründüğü yerde katledildiler. Mezarlarda hala buradadır. 1937 yılı nisan ayında Abdullah Alpdoğan Elazığ’dan Mazgirt’e geldi. Abdullah Paşa’ya dilekçe verenlerden biri de Kabun Köyü’nden halamın kayınbiraderi Kocali Duman’dı. O da dilekçesinde bir çift öküz istemişti:

-Öküzü ne yapacaksın Kocali Duman?
-Çift süreceğim.
-Sen çift sürmesini bilir misin?
-Nasıl bilmem! Çift sürmesem bu kadar çocuğu neyle beslerim?
-Ulan sen filanların öküzlerini kavurma yapıp yedin. Benim vereceğim öküzlere de ölü süsü vereceksin. Bunları da kavurma yapıp yiyeceksin, ha..” diyerek yaverine dönüp:

“Kabun’lu Koco’yu not et!” dedi. Bunun üzerine Kocali Duman, 1938’de ilk kafilede katledildi. Bunu daha önce belirtmiştim. Alé Gax diye Şögeyikli yaşlı bir adam vardı. Başını eski usul sararak bağlardı. Bu yaşlı adamı da, 1938’de, Kese Çayırı denen yerde Hüseyin Sarı’nın evinin güney kısmındaki hendekte katlettiler. Yoklayınca, ceketinin üst iç cebinde ‘Atatürk tarafından verilen İstiklal Madalyas’ çıkıyor. (O madalya; Osmanlı döneminde 1916’da Ruslara karşı savaşması dolayısıyla verilmiştir.) Alé Gax, Kuréşan Aşireti ileri gelenlerinden olup, şerefi ve namusuyla yaşayan bir kişidir. Eskiden Nazımiye ve civar yerlerde, kaymakamlık ve nahiye müdürlüğü yapmıştır. İşte bu kişi, Kese Çayırı’nda katledilip orada bırakılmıştır.

Ben 1937’de harekât başladığı zaman, Mazgirt’te okuyordum. Mart veya nisan ayı idi, askerler terhis olmuştu. Harekât başlayınca, askerler geri geldi. O zamanlar kamyonlara “kaptı-kaçtı” deniliyordu. Yağmur yağıyordu. Bazı şeyleri gözümle bizzat gördüm. Ailelerimiz; “Dersim Mazgirt’i basacaklar..” diye, bize haber göndererek köye gitmemizi istediler. Kaymakam Fahri Tokmakçı’nın hanımı, Hilmiye Hanım bana sarılıp ağlayarak:

“Bizi bırakmayın!” dediği için, o gece onların yanında kaldım. Mazgirtlileri cephelere bölerek herkes bir cephede görevlendirmişlerdi. Ben Kaymakamın evinde Karapınar mevkiinde, Celal Bankacı ve Celal Kaygılı’nın yerinde ve üst katında idim. Burada kapının arkasında sabahladım. Kaymakam Bey’in evinin önünde ve Karapınar Mevkii denilen yerde, o zaman Mazgirt’in kabadayılarından delikanlı Fevzi Tan -Mahmut Tan’ın kayın biraderi ile berberlik yapıyordu. Bu cephe o delikanlıya aitti. Fevzi Tan, çok cesur ve o zamanın silahşörlerinden biri idi. Çok iyi bir insandı.

İsmail Aytaç’ın kızı, Hacıbekâr genç kızlar olması delikanlı bu mevkii seçmişti. İkide bir gelip; “Dersimlileri vurduğunu kovaladığın söylüyordu. Kaymakamın hanımı korkuyor ve devamlı ağlıyordu. Oysa baskın olmamıştı, dolayısıyla gelen giden de yoktu. Ertesi gün izin alarak köye gittik. Kösoğlu mıntıkasında Kert’i geçerken, iki asker yolun üstündeki mevzide bekliyorlardı. Bize, ‘nereye gittiğimizi’ sordular. O arada amcamın oğlu Hüseyin, beni bir şekilde dürttü. Bunun üzerine askerler şüphelendiler. Bir şey olmadığını söylediysem de inandıramadım. İkisi birden, beni tekme tokat dövmeye başladılar. Ağzım burnum kan içinde kaldı. Kadı deresine kadar kanlar içinde gittim. Orda yüzümü yıkadım. İnsanlığımın karşılığını, ben de bu şekilde almıştım.

Mazgirt’in kuzeyinde Kert yolunun doğu tarafında, 120 yaşına kadar yaşamış olan Haydaranlı bir adam, Cibo ve Ali adlarındaki iki üvey oğlu ile birlikte ilk kafilede öldürüldüler. Mazgirt’in doğusunda Yukarı Sindam köyüne giden Kert yolunda, çukurda ve Kösoğlu Köyü’nün kuzeyinde, Haydaranlı bir delikanlı, Nazımiyeli Hemé Sengé ve birkaç akrabası katledildi. İlanlı Köyü’nden Mazgirt’e giden yolun, Haboğlu ile Aré’li Hıdır Aslan’ın yaylasının alt tarafındaki yarmada ve komlardan giden hendeğin içindeki cesetler de, Şordalı Demenanlılara aitti.

Jandarma süvarilerinin köylerden Demenanlılar’ı toplamaya çıktığı zaman, Şorda’lılardan Baké Badık, Hesé Uséni, Xıranlı Alé Gulé, Qemé Alé Pelé ve Xıdé Qesé toplanıp Demenanlıların listesini hazırlıyorlar. Listeyi Hasan ve Niyazi onbaşılara verecekler. Sonradan Sılé Mısté Memedan’ı da toplantıya çağırıyorlar. Aralarından biri: “Onu çağırmayalım, gelirse hem kabul etmez, hem de bu sırrı ifşa eder.” diyor. Xıran aşireti, fazla taraftar toplamak için Süleyman Yılmaz’ı toplantıya çağırıyorlar.
Süleyman, tahmin ettikleri gibi; “Çoğunuz, Demenanlılarla kirve, musahipsiniz. Kurban alıp vermişsiniz. Nasıl Demenanlılar’ı bağlayıp hükümete teslim edersiniz? Bu durum, komşuluğa ve insanlığa sığmaz.” diyerek bağırmaya başlıyor. O arada, Usé Mahmut diye bilinen Hüseyin Canpolat, Danaburan yoluna doğru kaçmaya başlıyor. O sırada Alé Nes, Göktepeli Ahmet Bey’in vekiliydi. Yolda bu ikisi karşılaşıyorlar. Hüseyin; “Gitme seni vururlar. Gel birlikte kaçalım!..” diyorsa da Alé Nes, Ahmet Bey’in vekili olmasına güvenerek ona katılmıyor. Şorda köyüne gidiyor. Onun gelişini gören bekçi Xormekli Hüseyin, Dilanoğlu bekçisi Mehmet Beyhan, silahla bunu durduruyorlar. Onbaşılar da kelepçeyi takıyorlar.

Sılé Mısté Memedan bu şekilde köydeki Haydaranlılardan Kamer ve Ali Yılmaz kardeşleri de haberdar ederek kaçmalarını sağlıyor. Hüseyin Bozacı’nın evinin altındaki Haboğlu’na iki yüz metre mesafede Karapınar deresindeki cesetler, Yukarı Sindam köyünden Alé Xecé, Mehmet Doğan ve Samasorlu Samé Beté gillerin idi. Yukarı Sindamlı Qızılanlı Mehmet ağa şikâyet ve ihbar etmişti. Torunu Xıdır kurtuldu. Evini ve hayvanlarını ihbarcı Mehmet Ağa diye bilinen Memé Alé Dest götürdü. Çünkü ihbarı zaten bu ‘mal için’ yapmıştı. Ben bu iki kafilenin cesetlerini gözlerimle gördüm. Hiç korkmadan inceledim. Hem kurşun, hem de süngü yarası almışlardı. İşte 1938’in ilk kafilelerinden biri de bu Demenanlılardı.

“Mehmeté Kud” lakabıyla  anınan sakat Demenanlıyı, kızı eşeğe bindirip, örkenle bağlayarak tarlalara götürüyor. Tarlalardan tahıl bağları toplayarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlardı. Bu zavallı kız ve felçli babası Mazgirt’e getirilip katledildiler.

Alé Xece gillerden kurtulan Xıdır’ın, kızı ve Mehmet’in iki oğlu vardı. Bu kız, Şordalı Veli Canpolat ile evlidir. Halen Mazgirt merkez Cami Mahallesi’nde oturmaktadır. Bunun kardeşi ise Adana’ya yerleşti. İnanmıyorsanız, olayların içinde yaşayan bu hatun bacıdan öğrenirsiniz.

Rauf Efendi’yi vuran Kuréşanlı Şakeriman Köyü’nden Gül Hasan’ın arkadaşı Demenanlı Xıdır olayda yaralanmıştı. Aşağıya doğru kaçmaya başlıyor. Aşağı Sindam köyünün altında akan Kadı deresinde cevizin altında suya giriyor. Sadece ağzı ve burnunu dışarıda bırakıyor. Ayağından yaralandığı için Suyun içinde akan kanı jandarmalar fark etmiyorlar. Bir süre aradıktan sonra çekip gidiyorlar. Xıdır, karanlıktan istifade ederek kaçıp kurtuluyor. Ancak daha sonra 1938 yılında bu kişi de katledildi.

Ali Halis Çelik adında, Xarabalı “Alé Gulé” lakaplı kişi, Tunceli’ de vali konağı yanında yapılan evlerde çavuş idi. Orada Elazığlı ve Pertekli ustalar, bunu şikâyet ederek katledilmesine sebep oldular. O zaman “Mameki” Adı verilen Tunceli’ne gittim. Şöğeyik Köyü’nün alt tarafından çayın yanı başına gittiğimde, ceset kokusundan, sudan geçemedim. Suda, 100’e yakın ceset vardı.

1938 yılının Ağustos ayıydı “Komutan geliyor” dediler. Ben, amcalarımın oğlu Şükrü, Hüseyin ve Ali okul kıyafetlerimizi giyerek karşılamaya gittik. Keştun deresinin aşağı değirmene taraf gidip hazır ol vaziyetine geçtik. Komutan, bizi asker selamıyla selamladı. Hatırımızı sordu. Bizimle tokalaştıktan sonra sorular sordu. Hepimiz doğru cevaplar verdik. Süvari alayı idi. Kılıçları atların eyerlerine bağlı olarak sarkıyordu. Bu alay komutanı ile birlikte, Germisili Hasan Ağa, Karayazı köyünden Derviş Özarslan ve Hasan Özarslan’ın yanı sıra kalabalık halk kitlesi vardı.

Hasan Ağa, Derviş Efendi’ye “Sakın ağzınızı açıp bir birinizi ihbar etmeyin. Bugün kına o kınaya benzemez, hepimizi öldürürler.” dedi. Alay komutanı, babamı, amcalarımı topladı: “Silahlarınızı getirip teslim edin.” dedi. Babam ve Amcalarım, Hasan ve İbiş, 1937 Nisanı ayında Abdullah Paşa’ya silahlarını teslim ettiklerine dair aldıkları vesikayı alay komutanına verdiler. Köyde arama yapıldı. Bir şey bulunmadı. Köylü, askerlere yemek vermek istedi. Kabul etmediler. Sadece sebze istediler. Komutan; bunu da biz gençlerin hatırı için yediklerini söyledi. Gece Muxundi’ye doğru yola çıktılar. “Dönüşte çağırırsam, Mazgirt’e gelirsiniz.” dedi.

Üç gün sonra, alay Mazgirt’e gitmek üzere köyün altındaki yoldan geçerken, Beş süvari köye gelip; babam, amcalarım İbiş, İmam, Hasan, Ali demir, Derviş Özarslan, Hasan Özarslan, ve Derviş Kaplan’ı alay komutanının çağırdığını söyledi. “Bunlar toplansın!” dedi. Babam, bizim Dalık tarlamızda, annemle birlikte yazlık biçiyordu. Koşarak babamı çağırmaya gittim.
”Amcalarım Mazgirt’e gitti, sen de git!” dedim. Babam yarım saat düşündü. Ben bir an önce gitmesi gerektiğini geç kaldığını ısrarla söylüyordum. Babam bana kerpiç ve taş fırlatarak: “Benden ne istiyorsun, Beni ölüme mi gönderiyorsun? Onları Mazgirt’e götürüp öldürecekler.” dedi. Annemle yavaş sesle bir şeyler konuştuktan sonra meşelerin içine girip saklandı.

Amcalarımı da içinde bulunduğu kafileyi Mazgirt’-Hasan Kuğu’nun bu gün oturduğu evin cephesinden başlayarak Hıdır Kılıç’ın evine kadar olan alanda kurulan 2. Seyyar Tabur Kışlası‘na kapatıyorlar. Üç gün sonra kafileden bir kısmını götürüp katlediyorlar. Kafile içerideyken, Qurçikli Ali Rıza Erdoğan:

“Ben pencereden atlayıp nöbetçilerin silahını alarak onları etkisiz hale getiririm. Bu arada siz kaçarsınız.” diyor. Fakat Germisili Hasan Ağa engel oluyor. Derviş Efendi ise, sorgulanıp suçlu suçsuz ayırımı yapılacağını söylüyor. Aralarında, Süleyman Südü adında bir de o zamanın şartları.
Bılo Zadelerden Mehmet ve Ağa Efendiler, Gedikler, Ağa ve Ferhat, Qurçikli Ali Rıza Erdoğan, Şilkli Süleymen Aslan, Karayazılı Derviş Efendi, Mazgirtli Zurnacı Ali bunların hepsi de hukuk dilinden anlayan kendine güvenen sayılı insanlardı..

Sayme Gündoğan Koşar (saymekosar@gmail.com)

editörün (Asmên Ercan Gür) notu:

Bunu başkalarından beklemekten yana, evvela ‘Kendimizle Yüzleşmeliyiz!’ Unutulmasın ki biz Desımanlılar;

Bugün tesadüfen hayatta kalan atalarımızın “kan, kılıç, kurşun ve gözyaşı artığı” ve de birbirine cehalet sonucu en kötü ihaneti yapan nesillerin evlatlarıyız. Bu yazıyı yüreğim kanayarak okudum ve ne acı ve de ne yazık ki şöyle bir başlık yüreğimde belirdi ve de aklıma düştü: “Demênanlı Sürek Avı“..

Ve bu anlatıların daha bilmediğimiz nicesi var; Aman Yarrabi; bilen bilir bunun ne korkunç bir ‘bilinmezlik ve çaresizlik’ olduğunu. Ne zaman gelecek bu işin sonu? En önemlisi de biz bu acıyı, bu travmayı, bu ihaneti, bu kırımı (Tertele 38’i-Roza Şia) hala yeterince kendimize, Türkiye’ye ve de dünyaya anlatabildik mi? Bunun için daha çok ve doğru bir şekilde en önemlisi de insani temelde, vicdanlara seslenerek çalışmamız gerekmez mi? Bu mesele bizlerin boynunda bir değirmen taşı misali hala asılı durmaktadır. Şu da bir gerçek ki, bizler Dersimliler (Dêsımanlar) olarak:

1.) Halkımızın cehalet sonucu ve menfaatleri gereği, kirvalık ve müsahipliklerini dahi hiçe sayıp birbirine bu kadar düşmanlık yaptığı bir coğrafyada zaten ‘devletin fazla bir şey yapmasına gerek kalmamış‘tır! O zaman evvela ‘iğneyi kendimize, çuvaldızı ondan sonra başkasına batırmamız’ gerektiği kanısındayım. Mesela; ben bir Demenanlı dedenin torunu olarak dedemin kendi diliyle anlattığı annemin köylerine (Mazgert/Ğıran) ‘qol’ attıklarını (bir tür ganimet seferi) inkâr etmiyorum ve üzülüyorum. Bunu red ve inkâr etmenin hiçbir manası ve anlamı yok. Elbette bugün ben bu kötülükleri savunmadığım sürece sorumlu da olmam.  

2.) “O  zaman; Tunceli- Elazığ Dördüncü Müfettişlikte, Muhundulu Ali Yıldırım, Abdullah Paşa’nın yaveriydi..” Bu kişi yanılmıyorsam A. Öcalan’ın eski eşi Kesire Öcalan’ın babası ve Karakoçan’dan 70’li yıllarda CHP’den Belediye Başkan adayı olup, eski Teşkilatı Mahsusa ve sonradan MİT elemanı olan şahıstır.

4.) Dersimlilerin bu kadar birbirine ihanet ettikleri ve gazetemizden önce Dersim Gazetesi ile facebook’ta yayımlanan  bu anlatıyı beğenmek içimden gelmedi. Keza kendimden ve üyesi olduğum toplumumdan utandım ve de midem bulandı.

5.Bireysel ve toplumsal olarak tarihle yüzleşmek zordur. Kimi zihniyet geçip gitmiş şeyleri hatırlamayı gereksiz görür. Oysa geçmişin acılarıyla başa çıkmanın yolu unutmak, yok saymak değil, aksine hiç unutmamaktan geçer. Aksi halde haksızlıklar hep sürer gider.

6.Yaşanan bu olayların taraflarının mirasçısı olmanın zorluğunu belirtmeye gerek yok. Amacımız yeni düşmanlıklara yol açmak değildir. Bu gün failin veya mağdurun ailesine mensup olmamız şahsi olarak boynumuzu yere eğmeyi veya kine öfkeye kapılmayı gerektirmez. Konu çok daha derinde hepimizin kafa yormasını gerektirecek boyuttadır. Ve son olarak; ‘dünyada yüzleşme modelleri’ne bakmak, hepimize fayda sağlar diye düşünüyorum.

Xalıkam; “Piyê tu caê xu cenet bo, roê xu astarê de vo, wela hardê bımbarêk cıre doseğ u orğan bo!”

Yanıt Sayme Gündoğan Koşar: Dersim 1938’e dair; “Bir Daha Asla!” mı?..

  1. Gomanweb Sitesi 29/11/2017 de 20:32

    Merhabalar,
    WhatsApp üzerinden gönderdiğiniz Çıla sitesi linkindeki yazınız http://www.gomanweb.org sitesinde yayınlanmıştır.

    LİNK: http://www.gomanweb.org/index.php/tum-haberler/dersim-tunceli-haberleri/26839-sayme-guendogan-kosar-dersim-1938-e-dair-bir-daha-asla-m

    Bilgilerinize iletir, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

    M. HOCA / Editör

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2.787 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”