Serhat Halis’e Haydar Karataş sordu

Author cila

has written 40 post in this blog.

‘Dersim tartışmaları; “suyun öte yakasındakilerin” çizmiş olduğu teorik sınırlar içerisine hapsedilerek yürütülmeye çalışılıyor’

 

…Oysa Dersim tarihi detaylı olarak incelenirse görülecektir ki, Dersim’de buluşan kavimlerin tamamı ortak bir kültürel formasyona sahip(burada bölgenin otokton halkı olarak Ermeniler’i-ki büyük bir kısmı zamanla Kızılbaş komün geleneğine kaymıştır- de bu ortaklık içerisinde kısmen değerlendirmek gerekir) ve zaten bu ortak kültürel formları nedeniyle ‘’uygarlık’’ toplumları tarafından baskılanmış olmaları nedeniyle Dersim’de buluşmuşlardır. Dersim, farklılıkları kabullenemeyen İslam toplumlarının baskılaması ve dışlaması sonucu bir araya gelerek Dersim adasına sıkışmış Kızılbaş komün gelenekli tek bir kültürel dokuyu ifade eden; Türkçe, Kırdaşca ve Dersimce konuşan bütünün adıdır.  Bahsettiğim gibi, halklar bağlamında bir renklilik, kültürel ve sosyal alanlardaki farklılığa işaret eder. Ancak Dersim’de ister Türkçe, ister Kırdaşca, isterse de Dersimce konuşsun, toplumun tamamı tek bir kültürel dokuya sahiptir ve ortak tarihi süreçten geçerek ortak bir ruhi şekillenme yaşamıştır…

Serhat Bey, Dersim ile ilgili arşivlerin bir kısmı açıldı ve gün olmuyor ki, Dersim ile ilgili bir belge basına yansımasın. Sizler de İstanbul merkezli Kırmancıya Belek’e dergisini çıkarıyorsunuz, bu tartışmalar Dersim eksenli çıkan dergileri nasıl etkiledi?

Evet, devletin hakim sınıfları arasındaki erk çekişmesi, bir anlamıyla ‘’birbirilerinin yorganının ucundan açarak pisliklerini gösterme’’ tehdidi yarışına

Serhat Halis kimdir: 1981 yılında Dersim’de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini ailesinin memuriyet hayatı sebebiyle Türkiye’nin çeşitli illerinde tatamladı. 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümüne kayıt yaptırdı, ancak politik faliyetleri nedeniyle okuldan atıldı. Daha sonra çıkan öğrenci affıyla yeniden üniversiteye dönen Halis, çeşitli kitap, dergi ve gazetelerde makaleleri yayınlandı.

döndü. Dersim soykırımı da birbirilerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökme yarışının bir ürünü olarak, daha geniş çevrelerin de ilgisini çekecek biçimde gündem oldu. Bunun bir yansıması olarak Dersim’e ilişkin birçok yazılı belge peyderpey gün yüzüne çıkmaya başladı. Biz, elimize geçtiği kadarıyla, ortayaçıkan bu belgeleri detaylı bir analize kalkıştık ve gördük ki; kimi belgeler gerçekliği yansıtmayacak kadar öznel yargılarla yazılmış, kimileri ise nesnel durumu olduğu gibi ortaya döken bir muhtevaya sahip.  Bu anlamıyla yayınlanan belgeleri; ne kimi çevrelerin yaptığı biçimiyle temel bir kaynak olarak değerlendirme hatasına düştük ve bu belgelere ‘tapındık’,  ne de kimi başkaca çevrelerin yaptığı biçimiyle, belgelerin devlet belgeleri olmasından hareketle, kökünden yanlı ve gerçeği yansıtmadığı gibi sakat bir düşünceye kapıldık.

Açılan arşivlere ideolojik yaklaşıldı, nesnel yansıma yapmadı Dersim neşriyatı

Gün yüzüne çıkan belgelerin Dersim eksenli çıkan dergiler üzerinde niteliksel bir farklılık yaratacak etkisinin olmadığını gözlemledik. Zira Dersim eksenli çıkan neşriyatların tamamı bir siyasal ve ulusal mantaliteye ve hedefe sahiptir. Dersim eksenli neşriyatların hemen hepsi Dersim’de kendi ön gördükleri bir ulusal bilinç yaratma çabasındadırlar ve ister Kürt, ister Zaza, ister Ermeni, ister Dersimi(Kırmancs) kimliği dayatmasında bulunsun, karakteri itibariyle milliyetçi (burada hemen Kırmanciya Beleke dergisinin hiçbir milliyetçi güdüye sahip olmadığını belirtmek gerekir)niteliktedirler. Bu durumdan kaynaklı olarak Dersim eksenli çıkan dergi ve/veya gazete çevreleri, kendi politik çıkarlarıyla örtüşen belgeleri cımbızla çekip almakta ve bu belgeleri veri olarak değerlendirmektedir. Kendi politik çıkarlarına uygun olmayan belgeleri ise ya görmezden gelmekte ya da nesnel olmadığı gerekçesiyle karalama girişiminde bulunmaktadırlar. Bu anlamıyla gün yüzüne çıkmaya devam eden Dersim belgelerinin, Dersim eksenli yayın çevrelerinde kayda değer, niteliksel bir etkisi olmamıştır.

Bize, Kırmanciye Belek’ı dergisini çıkarma öyküsünü anlatır mısınız? Böyle bir dergiyi çıkarmaya sizi iten neydi?

Kırmanciya Beleke dergisinin çıkarılmasına, 2008 senesinde sosyoloji, arkeoloji, antropoloji vb. alanlarda eğitim görmüş ya da bu alanlara ilişkin bir bilinçsel faaliyet sürecinden bir şekilde geçmiş, içlerinde Dersimli olan ve olmayan bir grup genç insanın bir araya gelmesiyle karar verildi  ve akabinde ilk sayımız 2009 senesinde çıktı.

Dergi çıkarma kararı alan arkadaşların tamamı, özelde Dersim’e genelde ise komün gelenekli diğer tüm toplumlara ilişkin bir fikriyata ve birikime sahipti. Özelde Dersim’e genelde ise komün gelenekli diğer tüm toplumlara ilişkin bilgi kirliliğinin had safhaya ulaştığı bir dönemde, bunlara ilişkin söyleyecek sözü olan kadrolar olarak bizler de, bu birikimin bir şekilde kitleye ulaştırılmasının en doğru yol olduğunun bilincine vardık. Bu, bizim tarihe karşı olan sorumluluğumuzun bir yansımasıydı. Böylesi bir sürecin sonucu olarak ise kitleye ulaşmanın yönteminin, elimizdeki maddi ve manevi tüm olanaklar değerlendirildiğinde dergi formunda bir neşriyat olduğunda karar kıldık.

 

Ulus tanımı Kızılbaşlar gibi uygarlık dışı kalmış komünal toplumları tanımaya yeterli gözükmüyor

 

Dersim’de aşırı denebilecek bir politik ortam var, herkesin bir örgütü, çevresi bulunuyor, Türkiye ve Kürdistan Markist aydınlanması da genelde ulus eksenli, ama sizin derginiz çoğulculuğu çağırıştırıyor, ismi adeta etnik tanımlamaları redder nitelikte; renkli kırmanciye (Dersim) derken, bu bilinçli bir tercih mi? Böylesine ideolojik kamplara bölünmüş bir ortamda nereye hitap ediyorsunuz, yazdıklarınızın etkisi ne, övgüsü ne?

 

Biz açıkçası toplumsal hayata ilişkin her türlü tavrın ideolojik olduğunu düşünüyoruz. İdeoloji dışında kalma tavrı bile özünde ideolojik bir tavırdır. Bu anlamıyla biz de ideolojik bir zemine dayanıyoruz ve elbette ki biz de bir ideolojik tarafız. Burada post modern yaklaşımların birey/kitle bilincini bulandırmak için ideolojik yaklaşımları kötülemesi ve ideoloji dışı bir yaklaşım sergilemenin daha nesnel olduğu gibi bir ‘’görünmez ideolojik dayatma’’da bulunmasının da esasen hâkim sınıfların çıkarına işleyen bir ideolojik propaganda olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamıyla ideolojik bir temele dayalı olmanın değil, dayanılan ideolojik temelin nesnel gerçekliğe uygun düşmemesinin olumsuzlanması gerekir.

Evet, ülkemizdeki Marksist aydınlanma ilk filizleniş döneminden itibaren ulus eksenli bir muhtevaya sahiptir.  Kapitalist dönemin dini olarak ulusçuluk, tüm halkları afyonlama niteliğine sahip bir karakterdedir, ancak Marksizm adına hareket etmiş politik öznelerin bu afyonun tılsımlı etkisine girmiş olması hem şaşılası bir durum, hem de doğru analiz edilmesi gereken önemli bir husustur. Marksizm adına hareket eden politik öznelerin ulus paradigması üzerine kurulu dünya görüşünden kendilerini bir türlü koparamayışının nedenlerini; ‘’ulusların kendi kaderini tayin hakkı’’ ve ‘’ezilen ulus milliyetçiliğinin meşruluğu’’ gibi konjonktürel duruma uyarlanmış kimi taktiksel yaklaşımların, teorize edilerek birer ilke haline getirilmesi sorunsalına kadar götürmek mümkündür.  Marksizm adına hareket edenlerin ulus paradigması girdabındaki ikinci sorunsalı ise, ulusu ve ulusçuluğu diyalektik ve tarihsel maddeci yaklaşımla yani bilim(Marksizm)le değil de, hakim sınıfların(burjuvazi) tanımladığı kıstaslarla tanımlama hatasına düşmüş olmalarıdır. Burjuvazinin ulus tanımındaki temel ölçütlerinin tamamı, yazılı bir geleneğe sahip, sınıf ilişkilerinde belirli bir aşamaya ulaşmış ‘’uygarlık’’ toplumlarına ilişkindir. Bu ‘’uygarlık’’ toplumlarına ilişkin ulus tanımı, Kızılbaşlar gibi ‘’uygarlık’’ dışı kalmış kimi komün gelenekli toplumları tanımlamak için yeterli değildir. Bugün Dersim’de yaşanan ulus karmaşasının altında yatan en ana neden de budur. Burjuvazinin yapmış olduğu; ulusu dile ve soya göre tanımlama(ki bu uygarlık toplumlarının tamamı için dahi geçerli bir tanımlama değildir) hastalığını, Marksizm adına hareket etmiş özneler olduğu gibi kabullenmiş ve bu eksenden ulusu tanımlamaya çalışmışlardır. Ülkemiz Marksist hareketi açısından Hikmet Kıvılcımlı diyalektik ve tarihi maddecilik yöntemine sadık kalarak uygarlık toplumları ve uygarlık toplumları olarak adlandırılan toplumlarla benzer ekonomik ve sosyal dayanaklara sahip olmayan komün gelenekli toplumları birbirinden ayırarak çözümleme yapmaya çalışan ender örneklerdendir.

Kırmanciya Adası; Dersim

“…Dersim bu zor(un)lu süreçlerin bir ürünü olarak Kırmanncsların (Türkçe, Dersimce ve Kırdaşça konuşan Kızılbaşlar) ülkesi manasında; Kırmanciye kültünü/olgusunu yaratmıştır. Burada sınıflı toplumlara göre belirlenmiş olan, ulusu ve etnisiteyi belirleyici kılan en önemli kıstas olan lisanın hiçbir belirleyiciliği yoktur…”

Dergimizin adının çoğulculuğu çağrıştırıyor olduğundan bahsettiniz. Bu sıkça karşılaştığımız bir durum. Ancak burada bizim Kırmanciya Beleke’den anladığımızla, okuyucunun anladığı arasında bir fark olduğunu belirtmek gerekir. İnsanlar, daha fazla renkliliği esas alan bir Dersim tanımlaması olarak algılama eğilimindeler bu ismi. Ancak beleke: nokta, puan, benek, noktacık, ada, adacık manasında bir sözcük. Biz de Krımanciya Beleke dendiğinde (Dersim’in kendi tarihi ve sosyal gerçekliğine uygun olarak da), sözcüğün karşılığı olan; nokta, puan, benek, ada tanımını referans alıp, Kırmanciya Beleke’yi etrafı kuşatılmış bir ada olarak tanımlıyoruz. Yani kimilerinin ifade ettiği biçimiyle rengârenk Dersim’den ziyade, kendisine bir yaşam havzası olarak, çevreden soyutlanmış bir ada muhtevasına tekabül eden bir Dersim manasında, ‘’Kırmanciye adası’’ olarak tanımlamanın daha doğru olduğu kanısındayız. Zaten sözcüğün formel yapısı da bu söylediğimizi doğrular nitelikte. Zira bahsedildiği biçimiyle alacalı(bulacalı) Dersim manasına gelen tümce; Kırmanciya Belekın biçiminde olmalıdır. Belekın; birçok noktadan, benekten oluşan, alacalı manasındadır. Ancak belek; o noktalardan, beneklerden, adacıklardan sadece birine işaret eder. Bu anlamıyla bu ismi alacalı bulacalılıktan daha ziyade, çevreden soyutlanmış bir nokta, ada biçiminde tanımlamanın doğruluğuna inanıyoruz. Bundan hareketle diyebiliriz ki, sormuş olduğunuz soruda da kendisini hissettiren etnik ve ulusal olanı burjuvaca tanımlama alışkanlıklarına ters bir yerde duruyoruz. Zaten Dersim de kimilerinin iddia ettiği gibi çok renkli bir coğrafya değildir. Bilakis Kırmanciye’nin kapalı kaldığı yıllar boyunca homojenliği temel yapı taşı olmuştur. Burada ulusu olduğu gibi, etnisiteyi de farklı tanımlıyor olmamızdan kaynaklı bir anlaşmazlık açığa çıkıyor. Siz ve dahi Dersim tarihini büyük renklilikler barındıran bir tarih olarak değerlendiren diğer özneler, bu renkliliği farklı etnilerin varlığına dayandırıyor ve etnisiteyi de dile ve gene göre tanımlıyorsunuz.  Oysa komün gelenekli toplumlarda ve dahi uygarlık toplumlarının birçoğunda etnisite dile göre tanımlanmaz. Etnisite, birçok farklı genetikten gelen kavimlerin ortak yaşam havzası içerisinde buluşarak, yazılı metne ihtiyaç duymadan oluşturdukları bir gönüllü birlikteliktir. Bu anlamıyla Dersim’de çok renklilikten bahsetmek ve bu renkliliği farklı dillerin konuşuluyor olmasına dayandırmak ve bu dillerin farklılığından hareketle farklı etnisitelerin varlığından bahsetmek hem epistomolojik ve metodolojik olarak yanlış, hem de Dersim’in tarihi, sosyal ve nesnel gerçekliklerine ters bir durumdur. Toplumsal bir formasyonda renklilikten bahsetmek, o formasyonun içinde kültürel ve sosyal olarak farklı başka toplumsal yapılardan bahsetmek demektir. Oysa Dersim tarihi detaylı olarak incelenirse görülecektir ki, Dersim’de buluşan kavimlerin tamamı ortak bir kültürel formasyona sahip(burada bölgenin otokton halkı olarak Ermeniler’i-ki büyük bir kısmı zamanla Kızılbaş komün geleneğine kaymıştır- de bu ortaklık içerisinde kısmen değerlendirmek gerekir) ve zaten bu ortak kültürel formları nedeniyle ‘’uygarlık’’ toplumları tarafından baskılanmış olmaları sonucunda  Dersim’de buluşmuşlardır. Dersim, farklılıkları kabullenemeyen İslam toplumlarının baskılaması ve dışlaması sonucu bir araya gelerek Dersim adasına sıkışmış Kızılbaş komün gelenekli tek bir kültürel dokuyu ifade eden; Türkçe, Kırdaşca ve Dersimce konuşan bütünün adıdır.  Bahsettiğim gibi, halklar bağlamında bir renklilik, kültürel ve sosyal alanlardaki farklılığa işaret eder. Ancak Dersim’de ister Türkçe, ister Kırdaşca, isterse de Dersimce konuşsun, toplumun tamamı tek bir kültürel dokuya sahiptir ve ortak tarihi süreçten geçerek ortak bir ruhi şekillenme yaşamıştır. Bir sosyal katman, tarihin ona sunduğu tüm zorluklardan (ki bu zorluklar Dersimin Kızılbaş komün gelenekli yapısından kaynaklı olarak, katliamlarla ‘süslüdür’)  beraber geçerek; olay, olgu ve süreçler karşısında ortak toplumsal refleks gösteriyor ise ve ortak bir ruhi şekillenmeye sahipse, o toplumda kültürel ve etnik bir farklılık/renklilik aramamak gerekir. Dersim bu zor(un)lu süreçlerin bir ürünü olarak Kırmanncsların (Türkçe, Dersimce ve Kırdaşça konuşan Kızılbaşlar) ülkesi manasında; Kırmanciye kültünü/olgusunu yaratmıştır. Burada sınıflı toplumlara göre belirlenmiş , ulusu ve etnisiteyi belirleyici kılan en önemli kıstas olan lisanın hiçbir belirleyiciliği yoktur. Dünyanın hemen her yerinde, sınıflı toplumlar için öngörülen toplumsal yasalar, komün gelenekli toplumlara uymamaktadır.

Kırmanciye Belek’nın 1. Sayısında da bunu vurguluyorsunuz. Dersim, bir ‘kültür ve inanç bütününü kapsamaktadır’ diyorsunuz , Ancak 1970’ler sonrası Dersim’de ulusal bilinçlenme de yaşandı, PKK hareketi, sosyalist gruplar, onlar ulusal tanımlamalarla toplumları tanımlıyor, bir sıkıntı yaşanmadı mı?

 ilk sayı çıkarken açıkçası biz kitleye, komün gelenekli toplumları, sınıf gelenekli toplumlar için kurgulanmış sosyal yasalarla tanımlamanın imkansızlığını belirtmekten ziyade, başka bir yol izledik. Zira sınıf ilişkileri ağında yetişmiş ve bilime ve bilinçsel faaliyet sürecine ilişkin kalıplaşmış yöntem ve ‘bilgi’ prangalarıyla hareket eden bir kitleye/özneye bunu açıklamanın zor olduğunun bilincindeydik. Kaldı ki Marksizm adına hareket ettiği iddiasında olan ve diyalektik düşünceyi geliştirerek zihinlerinde bir bilinçsel faaliyet sürecinin nesnel temellerini atmış olmasını umduğumuz cenah bile, diyalektik ve tarihsel maddecilikle değil; mekanikçi, indirgemeci, statik bir metafizik maddecilikle düşünüyor.  Tüm bu koşullarda bizler, Dersim meselesi bağlamında, komün gelenekli toplumların sosyal yasalarının farklılığından ziyade, sınıflı toplum için kurgulanmış yasaların ve ulus paradigmasının kıstaslarıyla Dersim sorunsalına yaklaştık ve bu paradigmanın kıstaslarıyla dahi Dersim’in bu paradigma sahiplerinin iddia ettikleri gibi; Kürt, Türk ve de Zaza olarak adlandırılamayacağını ifade etmeye çalıştık. Dersim kültürüne, tarihine ve folklorüne ilişkin tüm burjuva ulus algısı kıstaslarının yetersiz olduğunu açıklamaya çalıştık. İlk sayımızda ve şimdiye kadarki 4 sayımızın tamamında bunun çabasını güttük. Bundan sonraki adım olarak ise, komün gelenekli toplumların, toplumsal yasalarını belirlemek, incelemek, öğrenmek ve araştırmak gibi bir sürecin içerisine girdik.  Tüm bu koşullarda biz, bu meseleye ilişkin; Marksizm’in bilimsel yönteminin nasıl olması gerektiğini açıklama gayreti içerisinde olacağız. 1970’ler öncesi Dersim’i ile bizim tanımlaya geldiğimiz Dersim arasındaki benzerlikte şöylesi bir diyalektik ilişki var; biz Dersim’i tanımlarken daha ziyade onun Kızılbaş-Komün gelenekli yapısını referans alıyoruz. Dersim ise 1970’ler öncesi yani 1960’larda esas olarak sınıflı toplum gelenekleriyle, kapitalizmle, bu toplumun düşünce algısı ile karşılaştı.

“…Biz Dersim Kırmanc kimliği derken tıpkı 1970’ler öncesinde Dersimlilerin tanımladığı biçimiyle Dersimli Kızılbaş toplumunu adlandırıyoruz. Ancak etnisiteyi ve ulusu dile ve gene göre tanımlayan burjuvaca yaklaşımlar Dersim’deki mevcut komün gelenekli toplumsal bütünlüğü Türk, Kürt, Zaza, Ermeni diyerek nesnel gerçekliğinden kaydırmaya çabalamışlardır…”

Bu süreçten sonra Dersim’e Dersim içinden yapılan tanımlamalar sınıf gelenekli uygarlık toplumu algısını aşamadı. Bu durum ise Dersim toplumunu doğru analiz edemeyen ve her biri Dersim’in küçük bir parçasını yakalayarak bir açıklama getirmeye çalışan envayi çeşit burjuvaca pozitivist algının bir sonucuydu. Dersim de dâhil sınıflı toplum geleneklerinin belirli bir aşamasında bulunan toplumsal yapılarla karşılaşan tüm komün gelenekli toplumların hızla çözülmesinin en mühim nedenlerinden biri de budur zaten. Biz Dersim Kırmancs kimliği derken tıpkı 1970’ler öncesinde Dersimlilerin tanımladığı biçimiyle Dersimli Kızılbaş toplumunu adlandırıyoruz. Ancak etnisiteyi ve ulusu dile ve gene göre tanımlayan burjuvaca yaklaşımlar Dersim’deki mevcut komün gelenekli toplumsal bütünlüğü Türk, Kürt, Zaza, Ermeni diyerek nesnel gerçekliğinden kaydırmaya çabalamışlardır. Ulusal kimlik konusunda belirttiğim gibi dili temel referans almak bilimsel bir yaklaşım değildir. Hele de Dersim gibi Kızılbaş-komün gelenekli toplumlarda dil, toplumu bir araya getiren temel bir ayraç olmamıştır. Halk, etnisite, ulus toplumun bir arada yaşayarak ortak değerler üretmesi üzerine kurulu bir sürecin sonucu ise kimilerinin iddia ettiği gibi Dersim, ne Denizli ve Muğla’daki Türklerle ortak bir değer yaratacak tarihi birliktelik oluşturmuştur, ne kimilerinin iddia ettiği gibi Palu, Bingöl, Siverek, Diyarbakır’da yaşayan Zazalarla ortak bir değer yaratacak bir tarihi birliktelik yaşamıştır, ne de kimilerinin iddia ettiği gibi Hakkari, Mardin, Siirt, Diyarbakır’daki Kürtlerle ortak değerler yaratacak bir tarihi birliktelik yaşamıştır. Görülüyor ki birlikte yaşama olgusu ve bunun sonucu olarak etnisite, halk, ulus oluşumları, dile göre belirlenemeyebiliyor. Ve her toplumsal yapının kendine özgü bir halklaşma süreci yaşadığı gerçeği açığa çıkıyor. Hem ulus paradigması üzerine kurulu burjuva pozitivist yaklaşımların hem de 70’ler sonrası Dersim’de hâkim olmaya başlayan Marksizm adına hareket etmiş olan politik özne ve çevrelerin 70’ler öncesi Dersimin’den farklı bir toplumsal yapı üzerine kurulu hatalı analizleri bu hatalı ulus paradigması algısından kaynaklıdır. Burda hemen belirtmek gerekir ki, Marksizm adına hareket etmiş olanların burjuvaca hatalı yaklaşımlarının Marksizm (diyalektik ve tarihsel maddecilik)den kaynaklı olmadığını açıklama sorunuyla karşı karşıyayız. Marksizm adına hareket etmişlerin, bu meseleye ilişkin yanlış bir zihniyete sahip olmaları ve bunun ürünü olarak, yanlış yöntemler uygulamaları halk üzerinde yoğun tahrifat ve tahribat yaratarak, kitlenin yanlış bir yönelim olarak Marksizm’e karşı bir tavır sergilemesini yaratmaktadır.

 

Son yıllarda gittikçe yüksek sesle duyulur oldu: ulus eksenli tanımlamanın Dersim’in kültürel, inanç ve tarihsel birlikteliğine zarar verdi diye? ulusal Kurtuluş hareketleri büyüdükçe farklı kimliklerle bir sorun mu yaşıyorlar, yoksa sizin de belirttiğiniz gibi ulus paradigmasının bir sonucu mu?

Ulus paradigmasının ve mevcut yanlış eksen üzerine kurulu ulus tanımının Dersim’in kendi kültürel yapısına ve tarihsel gerçekliğine zarar verdiğine dair hiçbir şüphe taşımadığımı az evvel ifade etmiştim. Belirttiğiniz iki husus da doğrudur. Hem ulusal kurtuluş hareketleri büyüdükçe içindeki milliyetçi güdüleri gereği renkliliklerle ve farklılıklarla bir sorun yaşıyor ve farklılıkları eritme çabası içerisine giriyor hem de az evvel belirttiğim gibi ulus tanımı, hatalı bir zemine dayanmaktadır. Nitekim Kürt ulusal hareketinin ulusu dile göre tanımlama eğilimi, tüm dilbilimsel kanıtların Kürtçe ve Dersimcenin iki ayrı dil olduğunu ortaya koymasına rağmen, Dersimcenin Kürtçenin bir lehçesi olduğu iddiasını dayatmaktadır. Oysa Kürt ulusal hareketi, ulusu daha nesnel bir zeminde tanımlamış olsaydı Dersimlilerin Kürt olduğunu kanıtlamak için dil bütünlüğünden ziyade başka bütünlükler arayabilirdi.

“…Dersim tartışmaları dipsiz kuyu…”

 Dersim’de Kürt ulusal bilincinin gelişmesi sanırım 1960’lara kadar gider, şimdilerde yeni bir ulus bilinci devreye girdi Zaza, bu iki uluslaşmayı sizin bahsini ettiğiniz Dersim Kızılbaş komünal toplumu nasıl kabul görüyor?

Heretik-ezoterik diğer tüm toplumlarda olduğu gibi, benzer özelliklere sahip Kızılbaş toplumlarda da, dil; uluslaşma için temel bir ayraç görevi görmez. Bu anlamıyla Dersim içerisinde farklı dillere sahip kavimlerin tamamı ezoterik-heretik-Kızılbaş yapılarından kaynaklı aynı milletleşme/halklaşma sürecini yaşamışlardır. Egemenlerin bize dayattığı bir dil, bir millettir safsatasının Dersim gibi ezoterik/heretik/Kızılbaş/komün gelenekli toplumlarda hiçbir nesnel-bilimsel geçerliliği yoktur. Bundan kaynaklıdır ki; Dersimli Kızılşbaşlar kendilerini tarih boyunca Zaza biçiminde tanımlamamışlardır. Bu tanımlamaların tamamı egemen pozitivist algı ve egemen zihin ve ideolojik aygıtının ürünü olan düşünceler tarafından Dersim’e zorla giydirilmeye çalışılan kılıflardır-adlandırmalardır.

 

Derginize gelmek istiyorum, nasıl gidiyor, bir dergi çıkarmanın zorluğu nedir? Bunun finansal boyutu var, yazarlarla ilişki kurmak vs, gibi dünya kadar işi, bunca emek verdikten sonra onu bir okuyucu kitlesine ulaştarmak da önemli, devam ediyor musunuz onu sorayım? Nasıl bir deneyim elde ettiniz?

Öncelikle şunu hemen belirtmek gerekir ki, dergi, üretiminden dağıtımına, maddi kaynaklarından yazılarına kolektif bir emeğin ürünüdür. Dergi, kolektif bir çalışmanın ürünü olarak Sorun Yayınları Kolektifi’nin ideolojik ve kurumsal varoluşunun bir parçası olarak yayın hayatına başladı. Bu süreçte sıkça karşılaştığımız sorunların en büyüğü iletişim halinde olduğumuz kimi Dersimli yazar ve aydın çevresinin dergiye yazı yazma sözü vermiş olmasına rağmen bu sözü yerine getirmemiş olmalarıdır. Başka bir sorundan daha bahsetmek gerekirse kapitalist kitap ve yayın dağıtım ağının sadece Kırmanciya Beleke değil Sanat Cephesi Dergisi, teorik inceleme, araştırma, eleştiri dergisi olarak Sorun Polemik gibi kolektifimizin çıkarmış olduğu yayınları keyfi ve bilinçli nedenlerle dağıtmıyor olması ve cezaevlerine dahi sokulmaması dağıtım noktasında kimi sıkıntılar yaşamamıza neden oldu ancak bunu da kolektif çabalarla aşmanın gayreti içerisindeyiz. Dersim’de süregiden tartışmaların bir yansıması olarak Munzur Festivallerinde dergimizin stand açma başvurularının hepsi incik-boncuk standlarının arasında yer vermeyle neticelendi ve hiçbir panel, söyleşi vb. etkinlik yapma talebimiz olumlu karşılanmadı. Bununla beraber Dersim’de eli az çok kalem tutan yarım aydın ukalalığının gündelik hakaret, karalama vb. saldırılarına maruz kalmak tüm Dersim çevreleri için olduğu gibi bizim için de kaçınılmaz bir süreçti. 5. Sayısının hazırlığı içerisinde olduğumuz Kırmanciya Beleke Dergisi, Ekim ayı içerisinde çıkacaktır. Bu vesileyle değer verdiğimiz pek çok yazarla ilişki kurmaya çalışıyoruz, yeni yazarlarla buluşmak niyetindeyiz…

 

Böyle bir dergini çalışması içinde yer almanın sıkıntısından sorayım, süre giden Dersim tartışmalarında eksik olan nedir?

süregiden Dersim tartışmaları baştan kaybetmeye mahkûm ve sonuç alıcı olmayacak olan bir niteliğe sahiptir. Böylesi bir tartışma havzasında bir eksiklikten bahsetmektense eksik yönlerinin var olduğunu bize hissettirecek gerçek manada bir tartışmanın olup olmadığını sorgulamak daha doğru olacaktır. Çünkü tartışmanın kendisi yanlış bir zeminden kaynaklanmakta ve yanlış bir mecrada akmaktadır. Dersim tartışmaları dipsiz kuyuya atılmış bir taşın dibe vardığında çıkaracağı yankıyı bekleme durumuna benzemektedir. Bu ise sonsuz bir bekleyişe ve sonu olmayan bir tartışma sürecine işaret eder. Bu anlamıyla Dersim tartışmalarında eksik giden bir yan yoktur, Dersim tartışmaları temelinden yanlıştır. Tartışma bir çelişki ve sorunun varlığıyla ilişkilidir. Dersim tartışmaları ise Dersim’e ilişkin bir sorunun ve çelişkinin olduğunu gösterir. Dersim’e ilişkin sorun ve çelişkiler ise “suyun öte yakasındakiler” tarafından yaratılmıştır. İşte tam da bu noktada Dersim tartışmalarının yanlışlığı açığa çıkmaktadır. Çünkü Dersim tartışmaları “suyun öte yakasındakilerin” çizmiş olduğu teorik sınırlar içerisine hapsedilerek yürütülmeye çalışılıyor. Sorunu yaratan algı ile sorunu çözmeye çalışmak bir eksiklik değil, sonuç alıcı olmayan bir yanlışlıktır.

 

The following two tabs change content below.

Latest posts by cila (see all)

Yanıt Serhat Halis’e Haydar Karataş sordu

  1. deniz kalan 15/04/2013 de 12:25

    ” Kırmanncsların (Türkçe, Dersimce ve Kırdaşça konuşan Kızılbaşlar) ülkesi manasında;”
    bu tanımlamayı neye göre yapıyorusunuz?
    Dersimce adı hangi kaynakta geçiyor?

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

5.034 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”