Toplumsal kimliklerin oluşma süreci ve Dersimlilerde kimlik sorunu-1

Author editor12

has written 85 post in this blog.

Toplumsal kimliklerin oluşma süreci

Hüseyin Sevinç

= BİRİNCİ BÖLÜM =

 

Sanırım kimliğin „insana özgü“ olması konusunda tüm araştırmacılar hemfikirdir. Bu, insanın olmadığı yerde kimlik tartışmalarının anlamsız olduğu anlamına gelir. Tersinden şöyle de diyebiliriz: İnsanların olduğu yerde kimlikler de vardır. İnsanı red edemeyeceğimize göre onun kimliğini de reddedemeyiz. Ve bütün insanlar aynı tornadan çıkmadıklarına göre, doğal olarak farklı kimliklerden bahsetmemizin önünde herhangi bir engel yok.

Kimlik değişik kategori ve bileşenlerden oluşur. Kimliği oluşturan iki bileşenden sözetmek mümkündür: Bunlardan birincisi „tanıma“ ve „tanımlama“, ikincisi ise „aidiyet“tir. Birey, içinde yaşadığı toplum tarafından nasıl tanındığı ve kendisini nasıl tanımladığı gibi bileşenler ile var eder. Bireydeki aidiyet duygusu ise, bireyin kendisini hangi topluluğa ait hissettiği ile ilgilidir. Kendisini yakın hissettiği toplumsal kimlikler ile aidiyet duygusunun yan yana gelmesiyle birlikte, birey ile toplum arasında ortak bir bağ olușur.  ile arasında ortak bir bağ oluşur. Birey toplumun bir ferdi olur, onun tarafından kabul görür.

Kimlik oluşumu ya da seçimi konusunda toplumlar bireyin önüne, bir çok kimlik seçimi için seçenekler ortaya koyar. Bireyin bu seçeneklerden hangisini seçeceğine özgür olduğu  söylense de ya da öyle gözükse de, durum pek öyle değil. Birey seçimi esnasında toplumun değer yargılarını, gelenek örf ve adetlerini görmezden gelemez. Bireydeki aidiyet duygusu ve dışlanma psikolojisi veya topluma ait olmama korku ve dürtüsü onu bu özgürlükten bir açıdan alıkoyar. Sonuçta birey toplumun bir üyesidir. Üyesi olması için de bir dizi yaptırımlarla karşı karşıyadır.

Çeşitli araştırmacıların haklı olarak söyledikleri „giydirilmiş kimlikler“ ya da „ipotek altına alınmış“ kimlikler olgusudur burada sözkonusu olan.

Her toplumun kendine ait kültürel, sosyal ve psikolojik değer yargıları vardır. Sonuçta oldukça zengin diyebileceğimiz bir tür repertuar hazinesine sahiptir toplum. Birey bu repertuardan beslenmek durumundadır. Buradan aldığı değer yargılarını içselleştirerek gelişmesini sürdürür. Yani toplumun sahip olageldiği nesnel kimlik, öznelleşerek bireyde var eder kendini.

Ünlü psikolog Abraham Maslow insanın doğumundan itibaren psiko-sosyal ve ruhsal, veya bedensel ihtiyaçlarından bahseder. Bireyin toplumsal hiyerarşide yerini alabilmesi için ya da ona entegre olabilmesi için  bu ihtiyaçları tedarik etmesi gerekir. Güvenlik, saygı, sevgi, özgüven, benlik, ruhsal, dinsel ve dilsel olgular bireyin vazgeçilmez ihtiyaçları hanesinde toplanırlar. İnsanın yeme, içme, giyinme ve  barınma gibi zorunlu ihtiyaçlara sahip olması başlı başına yeterli değildir. İçinde yaşadığı toplumsal çevrenin beklentilerini de bilmesi gerekir. Bütün gözler onun üzerine çevrilmiştir. Toplumun kendisine giydirmek istediği kimlikleri bir nevi kabul etmek zorundadır.

Bireyin kendisini güvenlik içinde hissetmesi, toplumdan saygı ve sevgi kazanması için; daha doğrusu kendisini gerçekleștirmesi için topluma ait değer yargılarını benimsemek zorundadır. Bunları kendi öz kimliği olarak kabullenerek, bir aidiyet sahibi olmak durumundadır.

Bireydeki bu aşağıdan yukarı gelişme tablosunu psikolog Abraham Maslow şöyle şematize eder:

kimlik_tablo

Bu tabloda görüldüğü gibi birey, basamak basamak büyür; gelişir ve kollektif bir kimlik edinerek kendini var eder. Yani Maslow’un deyimiyle kendini gerçekleştirir…

Demek ki, kimlik veya kimlikler bireyin anlam ve yaşam kaynaklarıdır. Ve kimlikler bireyin yaşamına son derece anlam katar. Kimlik, sadece kimlik olarak değil, yani sadece var olan bir olgu olarak değil; daha da ötesinde bireyin bilincinde yer edinirler. Duygularına yol gösterir hale gelir. Birey kazandığı kimlik dışındaki kimliklerden kendisini artık ayıracak bir duruma gelmiştir. Kazandığı özgüven ve „ben“lik sayesinde sahip olduğu kimliği ile gururla dolaşmaya başlar. Kendi toplumu ile barışık bir yaşam sürdürürken, ona entegre olurken; ilerleyen süreçlerde dışındaki kimlikleri „öteki“ olarak görmeye  başlar. Onlarla kendi arasına mesafeler yani farklılıklar koyar.

O halde kimlikler oluşurken esasında „öteki“ diye adlandırabileceğimiz farklı kimliklerin de olması gerekir. Dağda ya da bir adada yalnız başına yaşayan bir kimse için kimlik gerekmez. O kişi buna ihtiyaç duymaz.

Sorunu o halde „kimlik nedir?“ bağlamında biraz daha açalım.

 

Kimliğin oluşumu ya da kimlik kargaşası

„İnsan, kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalan bir hayvandır.“

(Glifford Geertz)

Kimlik olgusu çocukluktan başlayarak çevredeki kişilerden, içinde bulunduğu toplumdan alınan kordinatların biraraya gelerek benliğe yerleşmesiyle oluşur.  Biraraya gelerek bütünleşen o kordinatsal özellikler, kişide bir benlik oluştururlar. Kişi „ben neyim, ben kimim“ sorularına mırın-kırın etmeden, duraksamadan net cevaplar verdiği aşamadan itibaren özbenliğini kazanmış demektir. Bu aşamada kişideki aidiyet duygusu olgunlaşmış ve sahiplendiği identitybir kimlik ile sonuçlanmıştır. Sonuçta, toplum tarafından kendisine yeni bir kimlik „giydirilmiştir“. Yani bir nevi çıplaklık ayıbından kurtulmuștur. Bu gelişme sonucunda kişi toplumdan saygı, sevgi, yakın ilgi ve prestij kazanarak adeta ödüllendirildiğini hissedecektir. Toplum ile arasındaki aidiyet bağının gelişip, güçlenmesi ölçüsünde kişi kendisini güvende hissedecek; korunup kollandığı hissiyatına kavuşacaktır.

Kazanılmış kimliğin, belki de „giydirilmiş“  kimliğin yarattığı huzur ve güven duygusu, fiziksel güvenliğin yanısıra, psikolojik güvenliğin de sağlandığı hissiyatına kavușmuș birey, yeni kimliği içselleştirecektir.

Toplumun varolan davranış modellerini ve değerlerini içselleştirip kimlik edinen bireyin korkuları ve zayıflığı, onu buna itmiştir de denebilir. Bu nedenle kişinin aidiyeti yani birine ait veya üyesi olma duygusu, onu buna mecbur kıldığı da haklı olarak ileri sürülebilir.  Öyle ya da böyle, kişi kendisine yeni olanaklar sağlayan, onu güvenli kılan bir kimlik edinmiştir. Kiși psikolojik olarak kendisini daha da güvende hissedecektir. Sahip olduğu bu öznel kimlik ile Maslow’un tablo 1’de betimlediği üst basamak, yani „kendini gerçekleştirme“ aşamasına ulaşmıştır artık.

devam edecek …

Yanıt Toplumsal kimliklerin oluşma süreci ve Dersimlilerde kimlik sorunu-1

  1. Pingback: Dersimliler, ana dilleri alanındaki çalışmalarında “sosyal identite”ye dikkat etmelidirler! | Çıla Gazetesi, Dersim Haber Sitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

3.320 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”