Toplumsal kimliklerin oluşma süreci ve Dersimlilerde kimlik sorunu-9

Bilim çevrelerinde şu ana kadar tartışılan ana Tema Zazacadır. Bu konuyu da özellikle Kürtçe ile kıyaslamalar temelinde ele alırlar. Kürtler ve Zazalar ayrımı üzerinde tartışmalar yürütülmektedir. Zazalar ile Dersimliler arasındaki farklılıklar, aidiyetler ise tartışma konusu olmamıştır. Genellikle araştırmalar ya Elazığ-Palu, ya da Urfa-Siverek eksenli olmuştur. Dolayısıyla buradaki tanımlamaları baz almaları doğaldır. Ayrıca Türk diline „Kırmancki“ denen bir kavramın henüz girmemiş olması olgusu ise gözden uzak tutulması gereken bir başka etkendir. Öte yandan hem Zazalar hem de Dersimliler arasında bu konuda herhangi bir kafa karışıklığı da yok. Her iki kesim birbirini ayrı ve farklı aidiyetler olarak tanımlamaktadır.

      Dilin toplumsal kimlik olușumundaki rolü

„Kendi dilini unutan bir halk,insanlık cemaatinde sözhakkını  kaybeder  ve  halklar sahnesinde kendisine sadece susma rolü verilir.“ ( Fr. L. Jahn)

Dil, aynı kültüre sahip bireyler, halklar ve uluslar arasında bir iletişim ve bağ aracıdır. Dil bu çevrelere sahip insanların kendilerini anlatabilmeyi; yani duygularını, düşüncelerini, kendi dışındakilerine aktarabilmenin en önemli aracıdır. Dil bir kültür yaratmanın, onu zenginleştirmenin vaz geçilmez bir öğesidir. Dil bir aidiyet etmenidir. Ortak bir dil konușulmadan, ortak bir aidiyet yaratılamaz. Dolayısıyla dil, aynı tarihsel geçmişe sahip bir halkı bir arada tutmanın, onu ulusal bütünleşmeye götürmenin lokomotifidir. Nerde ayrı bir halktan veya bir ulustan bahsedilirse, orada, aynı zamanda bir dilden de bahsedilmelidir. Dünyada dili olmayan ne bir halk, ne de bir ulus sözkonusudur. Ama dil, aynı zamanda yalnız bașına bir kimliği belirleyemez. Dil, dıșındaki diğer bașka aidiyetlerle bir araya gelerek kimlikleri olușturan faktörlerden sadece birisidir.

„Kimlik bir ‚yamalı bohça‘ değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır“ (Amin Maalouf ).

Zazalar ve Dersimliler  bugün aynı dili konuşuyorlar. Bu iki kesim arasında bu konuda bir ortaklıktan bahsedebiliriz. Kısmi farklılıklar ve zorluklar olsa da her iki kesim biribirini nihayetinde anlayabilmektedir. Kısaqcası bu dil, Zazalar ve Dersimliler için tamamen anlaşılmaz bir dil değildir. Fakat belirtmek gerekir ki, Zazalar ve Dersimliler ortak bir dil kullanmalarına rağmen, kendilerini aynı „aidiyetin“ içinde görmezler. Verili durumda her biri diğeri için bir „öteki“dir. Bunu gözden uzak tutmak bizi korkunç sonuçlara götürebilir. Bu meyve olma özelliklerinden dolayı armut ve elmayı farklı saymamak gibi bir şeydir. „Kimlik bir ‚yamalı bohça‘ değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır“ (Amin Maalouf ).

Buradan şunu anlamak zorundayız: Ortak dil olgusunun olması, ortak bir kimliğin olmasını zorunlu kılmıyor. Dünyada aynı dili konuşan ama farklı aidiyetlere sahip yüzlerce etnik kimlikten bahsedebiliriz. Almanya, İsviçre ve Avusturya bunun açık örneğidir. Bilindiği gibi bu ülkelerde konușulan dil Almanca’dır. (İsviçre’de daha bașka dillerin de konușulduğunu unutmamak gerekir).

Nitekim, tarihin bir döneminde sömürgeleștirilen bir çok ülkede, sömürge ülkelerin dili konușulmaktadır. Bugün bu ülkelerde halen konuşulan İspanyolca, Fransızca ya da İngilizce’den dolayı tüm bu ülkeleri, sömürge ülkelerin kimliğine dahil etmek mümkün değildir.

Demek ki, dil kimliğin önemli hatta olmazsa olmaz bir faktörüdür, ama tek başına belirleyici bir faktör değildir. Kimlik denen şey, dil ile birlikte daha başka bir çok faktörden ya da bileşenlerden oluşur.

Durum Kürtçe ve Zazaca/Kırmancki ilişkisinde ise daha da farklı bir boyuttadır. Her şeyden önce Zaza ve Dersimlilerin iletişim alanında öyle uzun boylu bir zorluk yaşamadıklarını biliyoruz. Farklı diyalektler olmalarına rağmen dilin iletişim aracı olma fonksiyonu kaybolmuş değildir. Oysa aynı anlaşılırlık olgusu Kürtçe ile sağlanamamaktadır. Her iki kesim günlük basit konuşmalarda bile biribirini anlayamamaktadır. Yani iki kesimin konuştuğu dil, biribirine göre yabancı bir dildir. Nitekim bunu, halkın bu dillere ilişkin belirlemelerinde, tanımlamalarında da bulmaktayız.

Kürtçe konuşan biri bazen „Zazaki“, bazen „Dımılki“ bazen de „Dersimki“ gibi kavramlarla „öteki“ dile, tanımlar getirmektedir. Oysa aynı kişi kendi konuştuğu dile ise „Khurmanci“ diye bir tanım kullanmaktadır. Demek ki, halkın bilgeliğine söylenecek bir şey yok. Elma ve ve armudu aynı sepette toplamaya çalışanlar, halkların sözcüleri değil; olsa olsa siyaset bezirganları olabilir. Cilt cilt kitaplarla ortaya çıkıp, Kürtçenin sözde „Türkçenin lehçesi“ olduğunu ispatlama (daha doğrusu yalan söyleme) yarışına giren  Türk profesörlerin aymazlığına benzer bir tavır göstermek zorunda mıyız? Onları kopye etsek bile, gerçeği değiştirebilecek miyiz? Doğru olan, var olan ezberleri bozmaktır. Resmi ideolojilerin yarattığı tahribatın boyutunu biliyoruz. Bilmesine biliyoruz fakat aynı şeyi yapmaktan kendimizi neden alıkoyamıyoruz! Trajedik olan da bu değil midir?

Ortada apaçık bir  gerçek var: Dersimliler net bir sözlü tarih bilincine ve gerçekçi bir tarihsel hafızaya sahiptirler. Dersimin kültürel ve tarihsel kimliği bu nedenle dirençlidir. Tüm yok saymalara ve asimilasyon politikalarına karșı, kendisini hala var edebilmesinin temelinde bu gerçek yatmaktadır.

Ama biz yine de, bilimsel sözcükleri dillerine pelesenk etmiş, bir dizi çarpıtmalarda bulunarak siyasetlerini haklı gösterme çabalarında ısrar edenlere karşı, bilim insanlarının söylediklerini hatırlatmak istiyoruz. Okuyucuyu umarım sıkmamış oluruz.

 

İşte bir kaç örnek:

Hollandalı Kürdolog Martin Van Bruinessen:

„Pek çok Kürt ulusçusu Zaza ve Gorani’nin  aslında ayrı diller olduğu gerçeğini inkâr etmeyi tercih eder ve aradaki farklılığı küçültmek ister.” (Martin Van Bruinessen, „Kürt Toplumu, Etnisite, Ulusçuluk ve Mülteci Sorunları“)

Oscar Mann:

„Şimdiye kadar kabullenildiği gibi; Zazaca, Kürtçe’nin lehçesi değildir.” „Dımılice, Kürt diyalektlerinden tamamen ayrılmaktadır.” (Oscar Mann-Karl Hadank, „Mundarten der Zaza, Hauptsächlich aus Siverek und Kor“, Berlin 1932,  akt. Ware)

YalçınKüçük:
„Zaza, çokça sanıldığının aksine Kürtçenin bir lehçesi değildir. Zazaca, Kürtçe dışı kalıyor kimi Kürdologlara göre.” (Yalçın Küçük, „Kürtler Üzerine Tezler“, 1990)

PeterLerch:
„Zazaca, Kurmanci konuşanlar için tek tek sözcüklere varıncaya dek anlaşılmaz olarak kalmaktadır.” („Forschungen“)

Joyce Blau:

„-Gorani ve Zazaca’nın aynı kökenden geldiklerini biliyoruz.  Muhtemelen bu diller Kürtçeden önce bu bölgelerde konuşuluyordular. (…) Kürtler Zazaların ve Goranların çoğunu asimile ettilir. (…) Zazalar göçertildiler ve şimdi Anadolunun ortasında bir üçgende yaşıyorlar“. (Roja Taze“ sayı 28)

Yukarıda adı geçen Oscar Mann ve Joyce Blau gibi dilbilimcilerin Kürtçe üzerine ciddi araştırmalar yaptıklarını söylemeye gerek yok. Hatta Zazaca‘dan çok, Kürtçeye hizmetleri olmuştur diyebiliriz. Yani Zazalar tarafından ‚kandırılmış‘ veya ‚satın alınmış‘ değiller. Onlar sadece bilimsel araştırmalarıyla vardıkları sonuçları bizimle paylaştılar o kadar. Hatta bu dilbilimcilerin ilk dönemlerde Zazacayı „Kürtçenin lehçesi“ olarak gördüklerini, bunu değişik zamanlarda ifade ettiklerini de hatırlatalım. Belli bir döneme kadar „yanlış olarak sanıldığı“nı kendileri ifade ediyor. Bilimsel ahlak da bu değil mi zaten? Çünkü bilim bir dogma değil. Her bilim insanı yanılgı payını açık bırakır. Araştırmalarını her daim şüphe ve yanılma olasalığı ile paralel yürütürler.

Özellikle iki araştırmacıyı tanıtmam için kısa bir parantez açmama izin verin.

       Oskar Mann Alman dilbilimci. Batı irani dillerin tarihi sınıflandırmasının kurucusu sayılmaktadır. O. Mann’ın irani diller üzerindeki araştırmaları ve analizleri 11 cilt olarak yayınlanmıştır. Son cildi 1932 yılında Berlin’de yayınlanan Zazaca’nın ilk gramer kitabı sayılan Mundarten der Zâzâ adlı kitaptır. (Selcan)

      Prof. Dr Joyce Blau Fransa’da Doğu Dilleri Enstitüsü’nde öğretim görevlisidir. Kürt dili araştırmacısıdır. Universitede 1975’ten beri Kürdoloji eğitimi üzerine dersler vermektedir. Kamuran Bedirxan’dan boşalan görevi Bayan Joyce Blau üstlenmiştir.

devam edecek …

Yanıt Toplumsal kimliklerin oluşma süreci ve Dersimlilerde kimlik sorunu-9

  1. Usaro Newe 13/07/2015 de 09:01

    Eke ju mordem, ju qom zonê hora koti duri, raşti ke beno nêwes. Lesa ho, royê ho eve derd permelino ro. Şahsiyetê ho vıloşino ro.

    Hakkikatten, bir halk veya bir şahıs kendi dilinden uzaklaşırsa, hasta oluyor, hem vücutsal hemde ruhsal, yıpranıyor, soluyor. Şahsiyeti eriyor. Dersimlilerde bu durum son nesillerde böyledir.

    Gözlediğim şey: kendini ZAZACAya veren, Aleviliğe yönelen, memleketine ve köyüne giden gelenler biraz daha sağlıklılar, daha iyiler. Bunu yapamayanlar ise havadalar, boşluktalar, ağrı ve sızı içindeler.
    Dili konuşmak, onunla beslenmek, kökleriylen barışık olmak bir ilaçtır.
    Dilimiz (ZAZACA) benim için, bizler için bir ilaçtır.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

1.891 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”