Yağmur Kuşları

Hüseyin Arslan’ın ilk kitabı “Yağmur Kuşları” öyküler kitabı dağıtımda. Okuyun derim. Yazar okuyucuyu Dersim’in büyücü dünyasına, sırları bilinmez masal yolculuğuna çıkarıyor. Zengin betimleme ve gözlem duyguları ile insana, sadece “dinle”, “otur ve dinle” dedirtecek bir çağrışım hissettiriyor. Kadim topraklarda gündelik hayatın masalımsı bir kitabıdır diyebiliriz “Yağmur Kuşları’na.

Aşağıdaki satırlar “Temo” adlı öykünün bir bölümü. Yazar Temo’nun Karaçor oyununu anlatıyor öyküsünde. Okuyun, müthiş bir betimleme ve duyarlı bir gözlemlemenin zengin bir örneğini bulursunuz:

Hüseyin Sevinç

“TEMO”

“Komşu köyler tümden davet edilirdi kimin düğünü olsa. Uzaktan gelen konuklar daha köyün girişinde davul zurna ile karşılanırdı. Karşılanmamışlarsa, fark edilememişse gelenler, darılabilirlerdi. Ama bu gelmenin haber edicileri çocuklardı. Daha köyün girişine yaklaşmadan haber ederlerdi düğün evine. Gene böyle olmuştu. Nerdeyse herkes hediyesini almış, Qero’nun sevincini paylaşmak için düğün evinin önündeki harmanda toplanmıştı.

 

Yusuf amca, -Uçhê Pithî derlerdi ona- unutulmuş bir zamandan sırlı bir nefesle üflüyordu gırnatasını. Govendin başını Temo çekiyordu… Orta ve işaret parmağının araşma aldığı mendili avucunun içi göğe bakacak şekilde omuzunun üzerine atıp sabitlemişti. Pos bıyıklarının örttüğü ağzında ön iki dişinin olmadığını anlayamazdı kimse. Bir tek savaş çağrılarını andıran kahkahalarım bıraktığında, bir de halay çekerken beden temposuna ritim tutan .ssssssdarı fazla uzaktan duyulmasa da dişlerinin boşluğunu ele veriyordu.

 

Sanki derviş dergâhında bir cemdeymiş gibi kopmuştu diş dünyadan. Kadın, erkek, genç yaşlı herkes govendin etrafında çember oluşturmuş, çocukların haşerat takımı gibi bağrışarak koşuşmalarım duymuyorlardı bile.

 

Yüzünden coşkun nehirler misali akan terleri elindeki mendille kuruladı Temo. Alnının bütün ıslaklığını alan mendil sudan çıkmış gibiydi.

 

“Bu Temo, oynadığı zaman ne kadar çok benziyor babasına,” diye söylendi Perîza…

 

“Rahmetli de oynadığı zaman yeryüzüyle keserdi alakasını.”

 

Sağ ayağını dizden kırıp öne atarken; başını yüzündeki mes- tane ifadeyle birleştiren ritmik bir yarım daire ile sola çeviriyor, “Tew tew” diye bağırdıktan sonra sağ ayak topuğunu üç kere sertçe yere vuruyor; sonra topuğuyla üç defa yarım ay çiziyor, üç kere diz kırıyor, ayağının dibini sertçe yere vurup yeniden, “Tew tew” diyip üç adım geri çekiliyordu… Mendil sallıyor, omuz sallıyor, diz kırıyordu Temo. Yerden kaldırıyor bütün gövdesini, dairesel bir yavaşlıkla gırnatanın ritmini alıp mendiline, usulca yere bırakıyordu tekrar.

 

Eski zamanların birinde Zankirck’de bir Awdo varmış. Derler ki, bu Awdo, ne zaman bir düğüne gitse ora köylerinden hastalar dâhil, genç yaşlı herkes düğün köyüne toplanırmış sırf onu izlemek için.

 

“Aynı Awdo’nun oynaması, aynı makamdan oynuyor”

 

“Yok, Temo Awdo’dan daha iyi oynuyor”

 

Hem izliyor, hem kimin daha iyi oynadığı üzerine iddialaşıp duruyorlardı köyün yaşlıları. Herkes imrenerek Temo’yu izliyordu. Govendin gerisine bakan bile yoktu. Bir tek Temo bilmiyordu bunu, bir tek Temo yoktu düğün yerinde.

 

Temo tümden karaçor kesilmiş, Temo sadece oynuyor, Temo sadece gırnatayı ve aynı ritmi tutturamasa bile davulun gümle- melerine kaptırmış kendini. Sanki dönüp etrafına baksa, sanki uyanıp dalgısından bıraksa, govendde elini tutan Hıdır’ın, biri dokunsa omuzuna, alsa elinden mendili; dalgısının sırrı kaçıp dağlara sığınacak; Dersim’i yakacak bu karaçorun gizemi. Hozat bir hazan mevsimde, Hozat yanmaya hazır zaten Pulur’a kadar…

 

Cümle dilenmeye çıkmış bütün bilgelere sorulsa bu demin ahvali, belki de çaresiz kalıp dağın şairlerine havale edeceklerdi suali. Çünkü yıldızları da, bura toprağını ve insanım en iyi onlar bilirdi. Rivayet ediliyordu ki, bu kadim toprakların kaybolan tılsımını yeniden bulmak için Fikirik Dağı ile Demo Dağı’nın zirvelerinin birbirine baktığı açının içinde kalan üç vadiden birine sığınmıştı bu şairler. Belki de Temo bu şairlerle konuşuyordu içinin ağrılarını davulun sesleriyle toplayıp.

 

Kum saatinin ikiye bölündüğü yerde çocuklara masal anlatıyordu dağın şairlerinden biri ateş başında. Temo sanki bu uzak ateşin dokunup izler bıraktığı çocukluğuna konuktu. Dokunsalar, gırnata sussa, o ateş başında kalmış yoksul çocukluğunu alacak, başka bir bahara konuk edecekti. Belki de böyle bir baharda idi şimdi.

 

Yönünü gün batımına çeviriyor; batmak üzere olan güneşin kara tenine bıraktığı bakirimsi huzmeleri alıp, birden, sert bir omuz ve bel hareketiyle aynı yönde oynayan govendi güneye doğru çeviriyor. Üç adım ilerliyor, yerinde çakılıp sağ ayak topuğunu sol dizine çekiyor, yere vurup, “Tew tew” diyip yarım durak verip altı adım geri çekiyor govendi.

 

Baş sallıyor, mendil sallıyor, diz kırıyor, bilek kırıyor Temo. Temo tümden kopmuş, tümden karaçor kesilmiş, hem kimse bu karaçordur diyemiyor artık. Temo bir başka oynuyor bugün, bir başka sallıyor mendili, bir başka “Ssss” diyordu. Bura inşam böyle bir oynama görmedi, oynamayı bildiğinden buyan.

 

Gün bam, karanlık dağlara perde indirdi. Harmanın birkaç köşesine büyük ateşler yaktılar tüm meşe odunundan. Ateş alevlerinin ışıttığı harman dağın bağrına yerleşti. Güzel sesli bir gece kuşu gırnatayı taklit eder gibi öttü ay ışığının yayıldığı yukarı yamaçtan.

 

Kimse gitmedi, govende yorulanlar kenara çıktı Temo’yu seyre koyuldu. Uço çaldı, Temo oynadı, oynadı, oynadı… Herkes büyülenmiş, herkes kendi dalgısına esir düşmüştü.

 

Gece sabaha devrilecekken halayda kimse kalmadi. Uço çaldı, Temo oynamaya devam etti. Sanki mendil sallamıyordu artık. Sanki kendisi mendildi. Hafif bir yel esse rüzgârda salınacak bir mendil kadar hafifledi, yumuşadı harekederi. Gece ışık huzmeleri ile dans eden alevkuşu kadar narinleşti harekederi. Yorgunluk değildi, demdi. Mendili ne zaman bıraktı, halaydan ne zaman ayrıldı, kimse bilmedi.

 

Ertesi gün, akşam gölgelerini köyün üzerine bırakıp çekilecekkendi. Harman yeri yeniden canlandı, gençler halayı yeniden kurdu ama Temo görülmedi.

 

Ertesi gün düğün dağıldığında yine görülmedi…

 

Düğünün iki gün sonrası görüldü de bunun Temo olduğuna şahit isterdi hali. Boynu neden kırıktı önüne, ayaklarım neden yerden sürüyordu ve neden kimsenin yüzüne bakmıyordu Temo?

 

Kimse bilmedi, kimseye bi’şey demedi…”

 

(Visited 163 times, 1 visits today)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

596 kere okundu

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone