“Zonê Ma/Kırmancki (Zazaca) eserler neden okunmuyor; nedir bu ilgisizlik?

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 912 post in this blog.

Zonê Ma/Kırmancki (Zazaca) eserler neden okunmuyor; nedir bu ilgisizlik?

Zof kotune xo ver; çok üzgünüm. “Dert, söyletir” derler…

Mawe xêr di; sılamê Heqi sere sımare vo(bo)!..

Kırmancki/Zazaca bu eserlerden bazıları.

On yılı aşkın bir süredir diğer birçok Dersimlinin yaptığı gibi ben de naçizane ana dilim olan “Zonê Ma/Kırmancki (Zazaca)” okuyup yazabilmek için çaba harcıyorum. Şükür, bugün geldiğim bu noktada, ana dilime dair hatırı sayılır epey bir eser arşivi yaptım ve bu eserlerin tamamını okumuş olmanın ve de iyi kötü derdimi ifade edebilecek bir ölçüde çeviri dahil yazmanın kıvancını yaşamaktayım.

Elbette sadece okumakla kalmadım; Zazaca Merkez Dersim ağzını temel alan C. M. Jacobson’un gramer kitabı (Rastnustena Zonê Ma/Dımılki-Kırmancki-Zazaki/Vetişxanê Tiji 2001) olmak üzere, bu alanda yazılmış birden çok yazım-gramer kitabını inceledim. Bu çalışma ve çabalarım sonucu, ninem ve dedemden öğrendiğim çocukluk ve gençlik dilim olan Zazaca’yı, adına “Jacobson Alfabesi” dediğimiz ses kurallarına göre yazıya uyarlamayı kendim için kolay ve uygun buldum. Elbette ana dilimizle ilgili hala, diğer Zazaca konuşan “Şafii-Sunni” diye tanımladığımız toplumsal kesimde okuyup yazabilen “dil-daş” arkadaşlarımızla ortak ve standart bir çalışma (alfabe) oluşturulmuş değil.

Dersim camiası dışındaki toplumsal kesimde halen yayınlanan “VİR” ve “ZAZANA” adlı dergiler bu sürekli yayınlardandır.

Durum ve hal böyle olunca da bizler, yerel Dersim ağzındaki sesleri, “Fekê Gola Dêsımi/Dersim ağzı” için özgün hazırlanmış olan bu Jacobson Alfabesi’ne göre yazıya geçiriyoruz. Ve Dersimliler cephesinde bu dilin diğer paydaşları ve ilgilileri tarafından kaleme alınmış en az beş altı gramer kitabı haricinde yazılmış-yayında olan öykü, anı, masal, roman, şüar-klam-şiir bazında benim tahminim sayısı iki yüzü aşkın sayıda daha birçok eser bulunmaktadır. Yine bu dili konuşan ve oyup yazabilen “Sunni-Şafii Zaza” toplum kesiminde de yayınlanmış belki de bundan fazla hatırı sayılır birçok eser var ki bunlardan bahsetmiyorum bile. Ve elbette, bugüne kadar bu dile dair yazılmış ve yayını hala süren veya sürmeyen bir çok gazete ve dergiyi de bu sayıya eklemek gerek…

*

Ben de naçizane hayatımda önemli bir yeri olan bir çalışma ile yılların birikimi bu bahsettiğim ilgimi ve emeğimi, sevgili Mustafa Özbey’in fırsat vermesiyle ete ve kemiğe büründürmeye çalıştım. Bırau delal Mıstefa (Özbey) wes u var vo! Elbette bu alanda verilmiş olan diğer eserlerin birçoğunun birbirinden kıymetli ve değerli çalışmalar olduğunu da altını çizmek isterim. Çünkü söz konusu olan “Zazaca dili”, ülkemizde yıllardır sistemli bir asimilasyon politikasına tabi tutulmuş ve çeşitli sebepler ile “kaybolmak üzere olan tehlike altındaki dil” sınıfına girmiştir. Ancak sadece Dersim Kırmanckisi (Zazaca) bu “tehlikeli” konumda değildir; Dersim’in yerel bir diğer dili olan Kırdaşki de (Kürtçe) yerel ağız-dil de kaybolmak üzeredir! Öyle ki Kırmancki’ye göre bu yerel Dersim ağzına dair eserler yok denilecek kadardır.

Tam da bu noktada asimilasyonun bu derece hızlı ve etkin olmasında sadece devleti suçlarsak, kendimizi kandırmış oluruz. Bizler gerek bireysel olarak ve gerekse toplumsal olarak gevşek ve bilinçsiz davranarak ya da uyanık ve menfaatimizin peşine düşerek bu dili yıllar öncesinden önemsemedik; çocuklarımız ile evde, sokakta konuşmadık ve nihayetinde okumadık ve yazmadık…

Durum böyle olunca, bu dile dönük devletin “asimile ve yok etme” politikası daha erken sonuç verdi. Böylelikle artık “dilin konuşulmayacak bir şekilde” zamanla ortadan kalkmasının önü daha hızlı bir şekilde açılmış oldu. Öyle ki biz, bu durumun artık son demlerini yaşıyoruz. Ekonomide böyle sonu gelen ve tükenmekte olan bir maldan elde edilen faydaya, çok kıymetli olduğu için “marjinal fayda” denir. Bizim ana dilimiz olan Zazaca da böyle! Biz de ondan artık, bu son demlerinde “marjinal” bir fayda elde ediyoruz ve hatta biz, bu dile ilgisi olanlar ne yazık ki artık “marjinaliz.”

Kırmancki/Zazaca bu dergilerden bazıları.

Ana dilimize dair genel durum bu! Ancak benim derdim, bu yazının konu başlığından da anlaşılacağı üzere, bahse konu tüm bu gelişmeler ile ilgili başka bir duruma dair siz değerli okurların dikkatini çekmektir. Bunu, deneyimlerimden yola çıkarak yapmak ve bu şekilde “kanayan bu yarayı” sizinle samimi bir şekilde paylaşmak istiyorum:

*

Sevgili Mustafa Özbey dostumuz, arkadaşımıza tekrardan dönecek olursam: Bu bıra-abimiz aslen Dersimli olmakla birlikte, diğer tüm Dersimliler gibi ailesi vaktinde Erzincan’ın dağ ve ova köylerine göç etmiş ve oradaki köylerde yaşama tutunmaya çalışmışlar. Zaten bahse konu ve benim Türkçe’den ana dilimize kazandırdığım ve burada üzerinde durarak konu ettiğim eser de, sonraları Avrupa’ya kadar dallanıp budaklanan bu yaşama dair bir “anı” çalışmasıdır.

Günlerden bir gün, adına “sosyal medya” denilen ve biz Dersimlilerin de çok aktif kullandığı, “Facebook” sayfasında sevgili Mustafa Özbey’in, “Bugüne kadar ağırlığı şiir olmak üzere, genelde Türkçe ve biri Almanca dillerinde olmak üzere birçok eseri kaleme aldım ve çıkarttım. Ancak istiyorum ki bir eserimi de çocukluk ve gençlik yıllarımda ve de hala hayatımda önemli bir yeri olan ana dilim Kırmancki’de (Zazaca) çıkartayım. Bu sebeple -Erzincan’dan Öteye; Bir Kırmanc Alevi’nin Yaşam Yolculuğu- adlı ‘anı’ türünden yazılmış eserimi, dilimize çevirmek isteyen biri olursa, lütfen benimle irtibat kursun; buna ziyadesiyle sevineceğim…” şeklinde bir ilanına tesadüf eseri rastlamıştım. 

Bu “çığlığı” okurken çok duygulanmıştım. Kendi kendime, “Bıra Mıstefa’nın bu sessiz çığlığına mutlaka ses olmalıyım ve yanıt vermeliyim” diye düşündüm ve kendisine, “Bu konuda elimden geldiğince yardımcı olabileceğimi…” belirttim. Akabinde kendisiyle yaptığımız birkaç görüşmeden sonra, karşılıklı güvene dayalı bir diyalog geliştirdik ve tam yedi aylık bir göz nuru, emek ve çaba sonucu ve de defalarca okuma-düzeltme sonucu, bu eser ana dilimizde ete kemiğe bürünerek ortaya çıktı.

İyi de bir yayın evi (NotaBene) bulduk; bu konuda Haydar Karataş dostumuza teşekkür ederim. Keza kendileri üçüncü eseri olan “Ejma’nın Rüyası” adlı öykü kitabı bu yayınevi vasıtasıyla çıkartmışlardı. Biz de zaten Kırmancki (Zazaca) ana dilimizle yazılmış eserlerin artık biraz da “bizim mahallenin” dışında çıkması ve “Türk-Türkçe” yayın camiası diye nitelediğimiz bir yayınevinden özellikle “Zazaca İSBN” kategorisinde basılmasını istedik.

Bu noktada ilgi ve alakasıyla bıra Mıstefa’nın çok çabası oldu; onun emeğini ve çabasını asla unutamam. Öte taraftan yayın evi sahibi Yalçın Bükrev hocamız başta olmak üzere, eserin mizampaj işini yapan Ulaş Akyol ve dağıtımdan sorumlu Ramazan arkadaşın da çok çaba ve desteğini gördük; pêru piya wes u var be/sağ olsunlar…

*

Böyle bir süreç sonunda, eserin ilk kitap halini almış taslağı “PDF” formatında kapak düzenlemesiyle geldiğinde, bu hayatımın “en önemli ve unutulmaz dönüm noktalarından biri” oldu, diyebilirim. Gelen öneriye bıra Mıstefa ile beraber bir iki dokunuş yaptık ve basılması için yayın evine gönderdik. Bu dokmalarımızın en önemlisi “Puşiya Kırmanciye” dediğimiz otantik Dersim valasının renklerini kitabın kapağında görmek istememizdi. Netice itibariyle günahıyla, sevabıyla hatasıyla, eksiği ve fazlasıyla ana dilimiz “Kırmancki (Zazaca)” ailesine bir gan-can (eser) daha katılmış oldu. Ve ana dilimizdeki bu yeni eser, eserini önceden Türkçe ve Almanca dilinde yazan yazarı için adeta dünyaya gelmiş bir çocuğumuz gibiydi; o kadar mutlu olduk…

“Erzincan’dan Öteye Bir Kırmanc Alevi’nin Yaşam Yolculuğu”; Mustafa Özbey’in Türkçe eseri.

Ancak sonraki süreçte yazarı bilmem ama, benim “çevirmen” olarak çok üzüldüğüm günler yaşadım. Eserin tanıtımını, doğal olarak bu Kırmancki (Zazaca) eserlere ilgisi olan, dili bilen ve okuyup yazabilen arkadaşlarımıza yaptık. Gelen tepkiler bizi ilk zaman çok mutlu etti. Ancak zamanla ters giden bir durumun -belki de diğer Zazaca eserlerin de başına gelen bir durumu- kavramamız fazlaca uzun sürmedi. Eser ilgi görmüyor…

Elbette temel kaygımız ve sorunumuz, bu eserin satılması ve yazarın para kazanması değildi; benim çeviri emeğimi de zaten eserin Türkçe yazarı bıra Mıstefa fazlasıyla ödemişti. Öte taraftan “Zazaca eserlerin çok satılmadığını” ticari bir kaygı olarak belirten ancak eseri basmaktan bir an bile tereddüt etmeyen, “bu çalışmanın ülkemizdeki kültürel hayatımıza bir katkı ve zenginlik olacağını” belirten yayın evi sahibi Yalçın Bükrev hocamıza eserin yazarı tarafından basım masrafları peşinen ödemişti.

Durum ve hal böyle olunca, bundan sonrası esere dair bizim beklentimiz; ana dilimize ait 320 sayfa olarak kayda geçirdiğimiz ve artık konuşulmadığı için gün be gün kaybolmaya yüz tutmuş “kelime ve kelime öbekleri” ile “deyimlerin” geleceğe bir belge olarak aktarılması için ilgi görmesi, hiç olmazsa dile ilgili, okuyan ve yazan onca arkadaş tarafından bu eserin gelecek kuşaklarla buluşturulması için bilinmesi, kabul görmesidir.

*

Na helm de bımane weşiye de/şimdilik sağlıcakla kalın! 

Asmên Ercan Gür 

aliyedemeniz@hotmail.com

“Erzincan’dan öteye/Erzıngan ra Dot” adlı eserin künyesi:

İnsan hayatına dair, bilinmez ve tarifsiz, bir “umuda yolculuk” hikâyesi; kimi zaman acı, kimi zaman tatlı, kimi yerde mizahi, kimi yerde sarsan ve yüzleşilmemiş, fakat her biri dünyanın bir ucuna savrulmuş dolu dolu yaşamların hikâyeleri…

Başkalarının yaşamı üzerinden, yaşamın bir yol hikâyesinin öznesi olarak kendimizi de bulacağımız bir çalışma; bir kültüre dair atalardan kalan bir izlek, bir ayak izi, bir “yol” hikayesi… Bin yıllar boyu, milyonlarca insan tarafından konuşularak yaşatılmış, kadim bir dilin son demlerine tanıklık edeceğimiz türden bir çalışma, bir çeviri.

Türkçe’den, Dersim’de en çok konuşulan (ülkede üçüncü) bir anadil olan Zonê Ma-Kirmancki’ye (Zazaca) çevrilmiş bu eserde, Mustafa Özbey yüreğinde geçenleri geride toplumuna bir “halet/ hediye” kalsın diye incelikle kaleme dökmüş. Çünkü söylemce (söz), Dersim “Kırmanc Alevi” toplumunun yakın bir zamana kadar tek iletişim biçimiydi; fakat artık yeni bir yol ve yöntem var; “yazı”. Yazar Özbey’ye göre de “Dersim Kirmancları da geçte olsa kadim kültürlerini yaşatmak için bu yazıya geçmek zorundaydılar; tüm çabam bu” demektedir.

Çevirmen Asmen Ercan Gür ise; “Zonê Ma, can u roe mau, kamiya mawa/her bir yaşantı, toplumsal kimliğimizin bir öznesidir” şeklinde tarif ettiği bu eseri, yine derin ve incelikli bir şekilde, ana diline dair gelecek nesillere adeta geride kalması gereken bir ‘miras’ gibi ele almış.


 

Eserin Türkiye için edinme-tedarik bilgisi:

https://notabene.com.tr/ana-sayfa/433-erzingan-ra-dot-raye-ra-siyayena-hekata-wesiya-ju-mordeme-kirmanc-u-elewiy.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

1.060 kere okundu