“Zonê Ma/Kırmancki (Zazaca) eserler neden okunmuyor; nedir bu ilgisizlik?

Author editor

Asmen Ercan Gür has written 906 post in this blog.

 

Zonê Ma/Kırmancki (Zazaca) eserler neden okunmuyor; nedir bu ilgisizlik?

 

Zof kotune xo ver; çok üzgünüm. “Dert, söyletir” derler. Bilmiyorum; iyi mi yapıyorum, kötü mü! Ama istedim ki kimse, aramızda sahte yüzlerle, maske takarak gezmesin.” “Düşmanım olsun, ama mert olsun” misali…

Mawe xêr di; sılamê Heqi sere sımare vo(bo)!..

Kırmancki/Zazaca bu eserlerden bazıları.

 

On yılı aşkın bir süredir diğer birçok Dersimlinin yaptığı gibi ben de naçizane ana dilim olan “Zonê Ma/Kırmancki (Zazaca)” okuyup yazabilmek için epey zamandır çaba harcıyorum. Şükür, bugün geldiğim bu noktada, ana dilime dair hatırı sayılır epey bir eser arşivi yaptım ve bu eserlerin tamamını okumuş olmanın ve de iyi kötü derdimi ifade edebilecek bir ölçüde çeviri dahil yazmanın kıvancını yaşamaktayım.

 

Elbette sadece okumakla kalmadım; Zazaca Merkez Dersim ağzını temel alan C. M. Jacobson’un gramer kitabı (Rastnustena Zonê Ma/Dımılki-Kırmancki-Zazaki/Vetişxanê Tiji 2001) olmak üzere, bu alanda yazılmış birden çok yazım-gramer kitabını inceledim. Bu çalışma ve çabalarım sonucu, ninem ve dedemden öğrendiğim çocukluk ve gençlik dilim olan Zazaca’yı, adına “Jacobson Alfabesi” dediğimiz ses kurallarına göre yazıya uyarlamayı kendim için kolay ve uygun buldum. Elbette ana dilimizle ilgili hala, diğer Zazaca konuşan “Şafii-Sunni” diye tanımladığımız toplumsal kesimde okuyup yazabilen “dil-daş” arkadaşlarımızla ortak ve standart bir çalışma (alfabe) oluşturulmuş değil.

Dersim camiası dışındaki toplumsal kesimde halen yayınlanan “VİR” ve “ZAZANA” adlı dergiler bu sürekli yayınlardandır.

 

Durum ve hal böyle olunca da bizler, yerel Dersim ağzındaki sesleri, “Fekê Gola Dêsımi/Dersim ağzı” için özgün hazırlanmış olan bu Jacobson Alfabesi’ne göre yazıya geçiriyor Dersimliler kesiminde bu dili okuyup yazabilenler. Ve Dersimliler cephesinde bu dilin diğer paydaşları ve ilgilileri tarafından kaleme alınmış en az beş altı gramer kitabı haricinde yazılmış-yayında olan öykü, anı, masal, roman, şüar-klam-şiir bazında benim tahminim sayısı iki yüzü aşkın sayıda daha birçok eser bulunmaktadır. Yine bu dili konuşan ve oyup yazabilen “Sunni-Şafii Zaza” toplum kesiminde de yayınlanmış belki de bundan fazla hatırı sayılır birçok eser var ki bunlardan bahsetmiyorum bile. Ve elbette, bugüne kadar bu dile dair yazılmış ve yayını hala süren veya sürmeyen bir çok gazete ve dergiyi de bu sayıya eklemek gerek…

*

Ben de naçizane hayatımda önemli bir yeri olan bir çalışma ile yılların birikimi bu bahsettiğim ilgimi ve emeğimi, sevgili Mustafa Özbey’in fırsat vermesiyle ete ve kemiğe büründürmeye çalıştım. Bırau delal Mıstefa (Özbey) wes u var vo! Elbette bu alanda verilmiş olan diğer eserlerin birçoğunun birbirinden kıymetli ve değerli çalışmalar olduğunu da altını çizmek isterim. Çünkü söz konusu olan “Zazaca dili”, ülkemizde yıllardır sistemli bir asimilasyon politikasına tabi tutulmuş ve çeşitli sebepler ile “kaybolmak üzere olan tehlike altındaki yerel ağız-dil” sınıfına girmiştir. Ancak sadece Dersim Kırmanckisi (Zazaca) bu “tehlikeli” konumda değildir; Dersim’in yerel bir diğer dili olan Kırdaşki de (Kürtçe) yerel ağız-dil de kaybolmak üzeredir! Öyle ki Kırmancki’ye göre bu yerel Dersim ağzına dair eserler yok denilecek kadardır.

 

Tam da bu noktada asimilasyonun bu derece hızlı ve etkin olmasında sadece devleti suçlarsak, kendimizi kandırmış oluruz. Bizler gerek bireysel olarak ve gerekse toplumsal olarak gevşek ve bilinçsiz davranarak ya da uyanık ve menfaatimizin peşine düşerek bu dili yıllar öncesinden önemsemedik; çocuklarımız ile evde, sokakta konuşmadık ve nihayetinde okumadık ve yazmadık.

Durum böyle olunca, bu dile dönük devletin “asimile ve yok etme” politikası daha erken sonuç verdi. Böylelikle artık “dilin konuşulmayacak bir şekilde” zamanla ortadan kalkmasının önü daha hızlı bir şekilde açılmış oldu. Öyle ki biz, bu durumun artık son demlerini yaşıyoruz. Ekonomide böyle sonu gelen ve tükenmekte olan bir maldan elde edilen faydaya, çok kıymetli olduğu için “marjinal fayda” denir. Bizim ana dilimiz olan Zazaca da böyle! Biz de ondan artık, bu son demlerinde “marjinal” bir fayda elde ediyoruz ve hatta biz, bu dile ilgisi olanlar ne yazık ki “marjinaliz.”

Kırmancki/Zazaca bu dergilerden bazıları.

 

Ana dilimize dair genel durum bu! Ancak benim derdim, bu yazının konu başlığından da anlaşılacağı üzere, bahse konu tüm bu gelişmeler ile ilgili başka bir duruma dair siz değerli okurların dikkatini çekmektir. Bunu, deneyimlerimden yola çıkarak yapmak ve bu şekilde “kanayan bu yarayı” sizinle samimi bir şekilde ve hiç kimseden çekinmeden paylaşmak istiyorum:

*

Sevgili Mustafa Özbey dostumuz, arkadaşımıza tekrardan dönecek olursam: Bu bıra-abimiz aslen Dersimli olmakla birlikte, diğer tüm Dersimliler gibi ailesi vaktinde Erzincan’ın dağ ve ova köylerine göç etmiş ve oradaki köylerde yaşama tutunmaya çalışmışlar. Zaten bahse konu ve benim Türkçe’den ana dilimize kazandırdığım ve burada üzerinde durarak konu ettiğim eser de, sonraları Avrupa’ya kadar dallanıp budaklanan bu yaşama dair bir “anı” çalışmasıdır.

 

Günlerden bir gün, adına “sosyal medya” denilen ve biz Dersimlilerin de çok aktif kullandığı, “Facebook” sayfasında sevgili Mustafa Özbey’in, “Bugüne kadar ağırlığı şiir olmak üzere, genelde Türkçe ve biri Almanca dillerinde olmak üzere birçok eseri kaleme aldım ve çıkarttım. Ancak istiyorum ki bir eserimi de çocukluk ve gençlik yıllarımda ve de hala hayatımda önemli bir yeri olan ana dilim Kırmancki’de (Zazaca) çıkartayım. Bu sebeple -Erzincan’dan Öteye; Bir Kırmanc Alevi’nin Yaşam Yolculuğu- adlı ‘anı’ türünden yazılmış eserimi, dilimize çevirmek isteyen biri olursa, lütfen benimle irtibat kursun; buna ziyadesiyle sevineceğim…” şeklinde bir ilanına tesadüf eseri rastlamıştım. 

 

Bu “çığlığı” okurken çok duygulanmıştım. Kendi kendime, “Bıra Mıstefa’nın bu sessiz çığlığına mutlaka ses olmalıyım ve yanıt vermeliyim” diye düşündüm ve kendisine, “Bu konuda elimden geldiğince yardımcı olabileceğimi…” belirttim. Akabinde kendisiyle yaptığımız birkaç görüşmeden sonra, karşılıklı güvene dayalı bir diyalog geliştirdik ve tam yedi aylık bir göz nuru, emek ve çaba sonucu ve de defalarca okuma-düzeltme sonucu, bu eser ana dilimizde ete kemiğe bürünerek ortaya çıktı.

 

İyi de bir yayın evi (NotaBene) bulduk; bu konuda Haydar Karataş dostumuza teşekkür ederim. Keza kendileri üçüncü eseri olan “Ejma’nın Rüyası” adlı öykü kitabı bu yayınevi vasıtasıyla çıkartmışlardı. Biz de zaten Kırmancki (Zazaca) ana dilimizle yazılmış eserlerin artık biraz da “bizim mahallenin” dışında çıkması ve “Türk-Türkçe” yayın camiası diye nitelediğimiz bir yayınevinden özellikle “Zazaca İSBN” kategorisinde basılmasını istedik.

 

Bu noktada ilgi ve alakasıyla bıra Mıstefa’nın çok çabası oldu; onun emeğini ve çabasını asla unutamam. Öte taraftan yayın evi sahibi Yalçın Bükrev hocamız başta olmak üzere, eserin mizampaj işini yapan Ulaş Akyol ve dağıtımdan sorumlu Ramazan arkadaşın da çok çaba ve desteğini gördük; pêru piya wes u var be/sağ olsunlar…

*

Böyle bir süreç sonunda, eserin ilk kitap halini almış taslağı “PDF” formatında kapak düzenlemesiyle geldiğinde, bu hayatımın “en önemli ve unutulmaz dönüm noktalarından biri” oldu, diyebilirim. Gelen öneriye bıra Mıstefa ile beraber bir iki dokunuş yaptık ve basılması için yayınevine gönderdik. Bu dokunuşlarımızın en önemlisi “Puşiya Kırmanciye” dediğimiz otantik Dersim valasının renklerini kitabın kapağında görmek istememizdi. Netice itibariyle günahıyla, sevabıyla hatasıyla, eksiği ve fazlasıyla ana dilimiz “Kırmancki (Zazaca)” ailesine bir gan-can (eser) daha katılmış oldu. Ve ana dilimizdeki bu yeni eser, eserini önceden Türkçe ve Almanca dilinde yazan yazarı için adeta dünyaya gelmiş bir çocuğumuz gibiydi; o kadar mutlu olduk…

*

“Erzincan’dan Öteye Bir Kırmanc Alevi’nin Yaşam Yolculuğu”; Mustafa Özbey’in Türkçe eseri.

Ancak sonraki süreçte yazarı bilmem ama, benim “çevirmen” olarak çok üzüldüğüm günler yaşadım ve hala da yaşıyorum. Eserin tanıtımını, doğal olarak bu Kırmancki (Zazaca) eserlere ilgisi olan, dili bilen ve okuyup yazabilen arkadaşlarımıza yaptık. Gelen tepkiler bizi ilk zaman çok mutlu etti. Ancak zamanla ters giden bir durumu kavramamız fazlaca uzun sürmedi. Eser beklediğimiz ve tahmin ettiğimiz gibi yeterince ilgi görmüyor ve satılmıyordu!..

 

Elbette temel kaygımız ve sorunumuz, bu eserin satılması ve yazarın para kazanması değildi; benim çeviri emeğimi de zaten eserin Türkçe yazarı bıra Mıstefa fazlasıyla ödemişti; öyle ki beni mahcup edercesine. Öte taraftan “Zazaca eserlerin çok satılmadığını” ticari bir kaygı olarak belirten ancak eseri basmaktan bir an bile tereddüt etmeyen, “bu çalışmanın ülkemizdeki kültürel hayatımıza bir katkı ve zenginlik olacağını” belirten yayınevi sahibi Yalçın Bükrev hocamıza eserin yazarı tarafından basım masrafları peşinen ödemişti.

 

Durum ve hal böyle olunca, bundan sonrası esere dair bizim beklentimiz; ana dilimize ait 320 sayfa olarak kayda geçirdiğimiz ve artık konuşulmadığı için gün be gün kaybolmaya yüz tutmuş “kelime ve kelime öbekleri” ile “deyimlerin” geleceğe bir belge olarak aktarılması için ilgi görmesi, hiç olmazsa dile ilgili, okuyan ve yazan onca arkadaş tarafından bu eserin gelecek kuşaklarla buluşturulması için bilinmesi, kabul görmesi ve satın alınmasıydı.

 

İlgili eserin Almanca dilinde basımı.

Bu beklentimiz, ilk zamanlar üst seviyedeydi; özellikle gerek Dersim derneklerinde ve gerekse “Zaza” adıyla kurulmuş derneklerde Zazaca kursu veren, gerek Türkçe ve ana dilimizde eserler veren yazarlarımız ve dilimize dair ilgisi olan arkadaşlarımdan bu eseri en kısa zamanda edinip arşivlerine koyacaklarından çok umutluydum.

 

Bununla birlikte bu yakın arkadaşlarımızın bazısına ve bazı derneklere de kurumsal bir yapı oldukları için, eser daha çok kişiyle buluşur diye kargo ücretini cebimden ödeyerek eseri kendi paramla satın alarak “ücretsiz” gönderdim. Bu arkadaşlar zayıfta olsa esere dair görüş belirtseler de, “birçoğunun eseri okuyup okumadığını” ne yazık ki hala bilmiyorum. Bunu da bana özel herhangi bir olumlu-olumsuz eleştiri ile bir değerlendirme yapmadıklarından anlıyorum.

 

Hele hele ana dilimizi karşılıklı hep konuştuğumuz ve kendime çok yakın bildiğim arkadaşlarımın, esere dair bugüne kadar herhangi bir görüş ve değerlendirme yapmamalarına fazlasıyla üzüldüğümü belirtmek isterim. Belki bu konuda çok duygusal bir tavır sergiliyorum; ama bu duygusallığım olmasa benim bu dille bağım kopar; bunu da hoş görmenizi rica ediyorum.

*

İkinci olarak İsmail Yüceer abimiz, bu eserden kendisi okuyup yazamadığı halde büyük bir incelik, duyarlılık ve özveri göstererek bir otuz tanesini alıp Avrupa’daki okurla buluşturmak üzere Dortmun’da bulunan Dost Kitapevine göndermişti. Bu duruma ilk etapta sevinen ben, “kitapevinde hepsinin durduğunu, kimsenin sipariş vermediğini” duyunca çok üzüldüm. Oysa ki benim Avrupa’da yaşayan ve bire bir görüştüğüm birçok samimi arkadaşım vardı. Üstelik bu arkadaşlardan bazıları Dersim dili ve tarihi üzerine araştırmacı yazardı; ve ben onların çıkartıkları kitaplarına naçizane katkılar sunmakla birlikte, hemen hemen tüm eserlerini satın alıp okumuştum. Bu yetmiyormuşçasına bir de hobim olduğu için, sayfalarca özet çıkartarak yine bu gazetenin sayfalarında tanıtmıştım.

 

Bazı arkadaşlarımız da Avrupa’da bazı Dersim orijinli derneklerde Zazaca kurusu veriyorlardı ve “dilimiz yaşasın; ölmesin diye, çaba harcıyorlardı”(!) Hatta bunlardan dilimize dair akademik eğitim almış ve üniversitelerde kurslar veren dil hocalarımız bile var. Hepsi nedense tuhaf bir sessizliğe bürünmüştü. Hatta bu dil kurslarını veren, bu kursu Avrupa ülkelerinde okullarda müfredata koymakla övünen bir “arkadaş”, “ben bu eseri almam ve okumam” dediği kulağıma geldi…

Dersimliler cenahında çıkan Kırmancki/Zazaca gramer kitapları.

 

Elbette kendisini tanıdığım halde, bunun nedenini sormaya gerek bile duymadım. Keza “bu eseri Türkçe yazan arkadaşın (Mustafa Özbey), eserde ‘Kırmanc Alevi/Kırmanc u Elewi’ kimlik tanımlamasından rahatsız olduğunu, neden ‘Zaza’ kimlik tanımlamasını kullanmadığı” konusunda “sığ” bir düşünceye sahip olduğunu biliyordum ki bunu bana böyle bu arkadaş gibi düşünen başka arkadaşlar da daha önce ifade etmişlerdi!..

 

Daha da açıkçası yazarı, “Kırmanc” kelimesinden yola çıkarak, “Kürtçü” olmakla suçluyorlardı. Oysa kendileri de bunun tam tersi yönde, “Zazacı” idiler; bunun farkında değillerdi. Bence dile getirdikleri bu vahim durum, aynı kapıya çıkar. Kaldı ki Mustafa Özbey bıra, böyle bir suçlamayı asla hak eden biri değil. Kendine göre bir dünya görüşü olan ve bu temelde insanların kendini bir “toplumsal kimlik” üzerinden tanımlamalarını doğal bulmakta ve buna son derece saygı gösteren biri; bunu beraber çalıştığım için biliyorum. 

 

Takdir edersiniz ki herkesin bir politik görüşü vardır ve bu politik görüşü ekseninde kendini bir “toplumsal kimlik” tanımı içinde görür. Dersimliler için bundan daha doğal ne olabilir ki! Üstelik söz konusu, “kaybolmak ve ölmek üzere olan ana dilimiz” ise, tüm bunlar bir teferruat değil mi; bunun ne önemi var!..

 

Kıtav ra ju pelge/kitaptan bir sayfa.

Benzer bir tutum ve davranış, maalesef ana dilimize dair sözüm ona çaba harcayan Türkiye’de ağırlıkta Dersimlilerin kurucu ve yönetimde bulunduğu, adında “Zaza” kelimesi olan İstanbul’da kurulu ve faaliyet gösteren bir dernekte de yöneticileri tarafından adeta bu çeviri kitabımıza “yasak ve ambargo” koyacak derecede bir yaklaşım tarzı benimsenmişti…

 

Şimdi siz söyleyin; bu arkadaşların kitaplarını biz edindik, okuduk ve arşivimize ekledik. Öyle ki başta ana dilimizle olmak üzere, kendimize çok yakın bulduğum, ana dile dair derdi olan bir arkadaşımız bir kitap çıkartsa, onu almak için büyük bir sabırsızlıkla bekleyen bir kişi olarak; ben bunların samimiyetine nasıl inanayım! Nedir bu “ideolojik ve etnik”  ayırım. “İdeolojik” diyorum; keza Türkiye’de her biri bir “sol-sosyalist” örgütsel yapının güdümünde olan diğer Dersim yöre derneklerinin de bu “kaybolmak ve ölmek üzere” olan ana dilimize karşı menfi ve ilgisiz bir tutum ve davranışları var…

 

Konuyu çok uzatmak istemiyorum; anlayacağınız en yakın hissettiğim arkadaşlarım başta olmak üzere, bu ilgisizliğe çok üzüldüm. Öyle ki artık ana dilime dair bir çalışma yapacak umut ve dirayetinden yoksun bir durumdayım. Sorarım size; haksız mıyım! Şayet değeri ve kıymeti bugün bilinmeyecek ise, verilecek bunca emek  boşa gidecek ise, bu çaba ve çırpınmamızın karşılığını bu hayatta görmeyecek isek, bunun bir alamı var mı; bu neye yarar!..

 

Na helm de bımane weşiye de/şimdilik sağlıcakla kalın! 

 

Asmên Ercan Gür 

 

aliyedemeniz@hotmail.com

 

“Erzincan’dan öteye/Erzıngan ra Dot” adlı eserin künyesi:

 

İnsan hayatına dair, bilinmez ve tarifsiz, bir “umuda yolculuk” hikâyesi; kimi zaman acı, kimi zaman tatlı, kimi yerde mizahi, kimi yerde sarsan ve yüzleşilmemiş, fakat her biri dünyanın bir ucuna savrulmuş dolu dolu yaşamların hikâyeleri…

Başkalarının yaşamı üzerinden, yaşamın bir yol hikâyesinin öznesi olarak kendimizi de bulacağımız bir çalışma; bir kültüre dair atalardan kalan bir izlek, bir ayak izi, bir “yol” hikayesi… Bin yıllar boyu, milyonlarca insan tarafından konuşularak yaşatılmış, kadim bir dilin son demlerine tanıklık edeceğimiz türden bir çalışma, bir çeviri.

Türkçe’den, Dersim’de en çok konuşulan (ülkede üçüncü) bir anadil olan Zonê Ma-Kirmancki’ye (Zazaca) çevrilmiş bu eserde, Mustafa Özbey yüreğinde geçenleri geride toplumuna bir “halet/ hediye” kalsın diye incelikle kaleme dökmüş. Çünkü söylemce (söz), Dersim “Kırmanc Alevi” toplumunun yakın bir zamana kadar tek iletişim biçimiydi; fakat artık yeni bir yol ve yöntem var; “yazı”. Yazar Özbey’ye göre de “Dersim Kirmancları da geçte olsa kadim kültürlerini yaşatmak için bu yazıya geçmek zorundaydılar; tüm çabam bu” demektedir.

Çevirmen Asmen Ercan Gür ise; “Zonê Ma, can u roe mau, kamiya mawa/her bir yaşantı, toplumsal kimliğimizin bir öznesidir” şeklinde tarif ettiği bu eseri, yine derin ve incelikli bir şekilde, ana diline dair gelecek nesillere adeta geride kalması gereken bir ‘miras’ gibi ele almış.


Eserin Avrupa için edinme-tedarik bilgisi:

 

Dost Kitapevi. Münsterstrasse 17, 44145 Dortmund-Deutschland.

Tel: 0 231 863 49 41 


Eserin Türkiye için edinme-tedarik bilgisi:

 

https://notabene.com.tr/ana-sayfa/433-erzingan-ra-dot-raye-ra-siyayena-hekata-wesiya-ju-mordeme-kirmanc-u-elewiy.html

 

https://www.kitabinabak.com/kitap/erzingan-ra-dot-raye-ra-siyayena-hekata-wesiya-ju-mordeme-kirmanc-u-elewi-y–mustafa-ozbey–notabene–kbk–9786052601709

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

241 kere okundu

Gülengül Üsdtündağ; “Yetiş Pirim”